Bugün için üzülerek belirtmek zorundayım ki beş yıllık plan tam bir fiyaskoyla sonuçlanmıştır. Gerçekleştirmemi istediğiniz bütün hayaller, ikinci bir çağrıya kadar ertelenmiştir. Herkes işinin gücünün başına dönsün.

14 Şubat 2013 Perşembe

Çok mu çok mutsuz takılıyorum son zamanlarda? Peki bundan kime ne? Sana ne tabiki

Son günlerde böyle sonsuz vaktim var benim. Uykum düzenli, erken kalkıyorum ya da düzensiz bilmiyorum ama bir günü 18 saat yaşıyorum. Öyle olunca da bloga dadandım, kapat aç derken dikkat çekmeye çalışan tipler gibi oldum ama lakin ki o öyle değildir. Yazasım geliyor, buraya yazmak worde yazmaktan daha güzel oluyor. Neyse işte ben bunları yazdım ya, gel zaman git zaman, evvel zaman içinde kalmış biri soruyor neden bu kadar mutsuzsun, pişman mı oldun? Değilim diyorum, anlatamıyorum. Ya arkadaşım ben kafasının içinde yaşayan bir insanım ki, çocukken başladı bu doğuştansa, durduğum yerde bir hikaye yazar sonra ona inanırım, hüzünlenirim, film izlerken insanın ağlaması gibi. Sonra geçer gider o. Ben genel olarak mutlu bir insanım, hayatımda yaptığım tek bir pişmanlığım var, o da lisedeyken diş teli taktırmamış olmamdır.

Hatta ben bu dünyada şanslı olan azınlıktanım, ne istediysem er ya da geç - gerçi genelde hep geç ama olsun- sahip oldum, deneyip "ıgıh ben bunu istemiyorum" demek her insana nasip olmaz, okudum ben bunu istemiyorum dedim, resim yaptım ben bunu istemiyorum dedim, gezdim ben bunu istemiyorum dedim, farklı yaşadım ben bunu hiç istemiyorum dedim, çalıştım işe girdim ben bundan azcık nefret ettim galiba, istemiyorum dedim, fotoğraf çektim ben bunu istemiyorum dedim, şarkı söyledim ben bunu hiç beceremiyorum dedim,  denedim vazgeçtim, denedim vazgeçtim, gene deneyeceğim gene vazgeçeceğim,, istediğim neyse artık, taa ki bulana kadar. Çok mu kafam karışık göründüm? Karışık zaten, korkuyorum bazen evet, ne istediğimi hiç bulamayacağım diye, azcık hüzün varsa bünyede sebebi odur.

Sen iste mutluluğumu dökerim ben senin yollarına da,şimdi ben burada öyle şeyler yazarım, mutluluğumu kelimelere öyle bir dökerim kelimeler kıyafetsiz kalır, üşütürler, yazık. Hem nefret edersin benden, kıskanırsın biliyorum, okumazsın bile. Öyle hikayeler yazarım ki gerçekliğini sorgulamadan başlar nefretin mutluluğuma karşı. İşte hüznüm de öyle benim, o okudukların gerçek değil, ufacık bir gerçek kırıntısından belki, oradan çıkmış masallar bütünü. Bir şarkı sözü belki, koklamadın mı çeviri kokusunu cümlelerimde, bence farketmiş olman lazım. Tüm bunlar bir deneme belki, günün birinde ben bunu bir yerde kullanırımlar bütünü. O okuduklarının hiç bir değeri yok, ne gerçeklik anlamında ne edebi anlamda, düz yazı bile değil ki onlar, ders dinlerken defterimin kenarına karaladığım yuvarlaklar, kareler sadece. Ben ciddiye almazken hiçbir şeyi, bence siz de almayın beni, almıyorduysanız da öyle devam, doğru yol o.

Gerçi almadığını düşünüyorum, alsaydın  neyi sevip sevmediğimi sorgulamak sana düşmezdi bence, benim yerime ruh halimi inceleyip bence sen şöyle hissediyorsun da ondan demezdin, der miydin, bak bilemedim. Ama sen elindeki sınırlı veriyle bir sonuca ulaşamayacağını bir bilseydin, ulaştığın sonucun da gerçek değil senin götünün uydurması olduğunu kavrayabilseydin, ne değişirdi?, Benim için bir şey değişmezdi, belki bunu yazmazdım.

Ha ne diyordum , evet, he hü dostum, he hü ben acılar çocuğuyum, pişmanım çok, ne acılar çektim. Oldu mu? (Evet bunu da işler güçlerden duydum, hatta adamlar lan diye bir kelime uydurmuşlar, hiç duymamıştım ömrümde,onu da kullanıyorum sürekli, lan diye kelime ya düşünebiliyor musun?)

İşte tüm bu ahval ve şerait içinde yukarıdaki önermeleri ister gerçek diye al, ister uydurmuş gene diye geç git, sen bilirsin ben bilmem.


Belki ben biraz Peyton'ı özlemişimdir, belki de biraz Peyton'a özenmişimdir....

Yazarın Kişisel Notu: Uyardım kendimi, bir de eczacılık vardı, ikinci pişmanlığım olarak, buradan bakkal dediğim için eczacıbaşından özür diliyorum.Pişmanım. (Yazar dedim ya lan kendime)

13 Şubat 2013 Çarşamba

karışık / intizamsız / dağınık / düzensiz / çapraşık


Sanki hayalin sona ermiş gibi, sanki hiç bir yere varamamışsın gibi konuşuyorsun. Ağlama biraz daha dur, ağlamadan, karalar bağlamadan bir dur. Biliyorsun bazen gerçekten çabalasan dahi kaybedersin, hayat bu, bir eğlence gösterisi değil. Her yerde birileri bir şekilde geçinip gidiyor ve herkes bazı zamanlarda ağlıyor. İnsanlar birbirlerini yalancı gülümsemelerle kullanmaya devam ediyor, birisi en yakını sandığından en büyük darbesini yiyor, herkes birbirine yalan söylemeye devam ediyor, herkes biraz yalnız oradan oraya sürüklenip gidiyor, birileri kaybediyor, birileri kayboluyor, birileri düşüyor, orada bir yerde biri bunalımın dibinde ve sebebini dahi bilmiyor, hayat bir oyun değil ki, herkes sürüklenip gidiyor. Yüreğine güven, herkes bir şekilde geçinip gidiyor...

Ve herkes kalbe inanmaya devam ediyor, sanki kalp hiç yalan söylemezmiş gibi, sanki en çok aldatan kalbi değilmiş gibi!

İşte tam olarak ihtiyacım olan bu, bağ kurabileceğim, herkes benim gibi diyebileceğim bir avuntu, halime şükür. İşte tam da ihtiyacım olan bu, ta ki yeniden ayağa kalkabilecek duruma gelene kadar.

Ama...

Nereden Bileceksiniz by Ahmet Kaya on Grooveshark

Cuma ruhumun düşman işgalinden kurtuluş bayramı ya ondan

Ben buna çok güldüm, böyle deli gibi kahkaha attım, bak hala gülüyorum, durmadan gülüyorum, bir başladım gülmeye susamıyorum, gülüyorum da gülüyorum, gülüyorum da gülüyorum, çok mu çok gülüyorum ne?


12 Şubat 2013 Salı

O hayaller ki yoktular

"Açıklayamadığım bir sebepten ötürü, elimde anahtar tam kapının önüne gelmişken, tam elde etmiştim ki,  sonrasında her şey üzerime yıkılmaya başladı, hiç beklenmedik bir anda her şey yerle bir oldu. Peki ya şimdi?"

"Zaferine ulaşamadan, deniz kumundan inşa ettiğin hayalin gözlerin önünde birden yerle bir oldu, evet, ve sen şimdi son kalene gideceksin. Karşında duran bu enkazının üstüne basarak, ayaklarını parçalayarak o son sığınağa doğru ilerleyeceksin. Ama bu sefer yanında en azından bir tane bile destekçi bulacağını sanıyorsan büyük yanılgıdasın, sadece yaraların olacak seninle gelen. Bundan iki yıl sonra o son kalenin kapısının önüne vardığında karşına geçip eğlencelerin en büyüğünü yaşayacağım sen her şeyi kaybederken. Evet kaybedeceksin, son cephen yenilgilerinin en görkemlisi olacak. Elini uzatacaksın bir fatih edasıyla son kalene doğru, fethettim sanarak, ama elin sadece boşluğa ulaşacak. Ah tanrım işte o an, ömrümde gülmediğim gibi güleceğim. Aptal, o hayaller ki yoktular, onlar ki beyninin sana oynadığı en büyük oyundu. Ve böylece son sığınağını da kaybedeceksin, yıkımın öyle acınası olacak ki belki merhametiyle ün yapmış tanrı acır sana, merhamet eder, um ki öyle olsun. 
Ah zavallı şey, aslında sadece onlardan biri olmak istemiştin, aralarına karışmak,onlar gibi olmak.."

"Hayır, asla istemedim, kim neden böyle bir şeyi istesin ki?"

"Sus, sen beceriksiz, tembel bir yalancıdan başka bir şey değilken, neden dediklerini ciddiye alayım? Sadece normal olmak istemiştin ama onlara uyum sağlayamadığın için kendine bu hayalleri yarattın. Kendine bir masal yazdın, kralı oynamaya başladın onlardan biri olamamak sanki kendi asil kaderinin sonucuymuş gibi. Olmayan gücünle hayali kaleleri fethetmeye kalktın, bir Don Kişot bile değilken hem de. İki yıl sonra, bundan tam iki yıl sonra gerçekleşecek o en büyük yıkımın. Sonrası sonu beklemek olacak, tabi dayanabilirsen, dayanamazsan da ne yapacağını biliyorsun, tabi yapabilirsen."

"Halbuki her şey gerçek olabilirdi, benimki de herkesinki gibi sadece bir cennet hayaliydi.Bir şarkı dinlersin, bir rüya görürsün... öyle bir şeydi."

Cold Play - paradise by Coldplay - Paradise on Grooveshark

9 Şubat 2013 Cumartesi

Hey dostum karnın mı acıktı yoksa?


"Önüne her imkanı sunduk,ne istediysen aldık, bilgisayar, telefon, televizyon, ne derdin var anlamıyorum ki?"

"Anne sizin zamanınızdaki gibi değil, deniyorsun biliyorum ama anlamana imkan yok, benim gibileri anlamana imkan yok. Sizin önünüzde sadece bir pasta vardı, sizin için uygun görülmüş biriyle evlenecektiniz, bazı şanslılarınız belki sevdiğiyle, bazılarınızsa bonus olarak  işe girecektiniz ve iş dediysem masa başı bir iş işte, işin iyisi kötüsü olmaz. Önünüzdeki pasta tek çeşitti, düğün pastalarınız gibi, ne çizkek, ne tart bilmezdiniz, o yüzden başka türlüsünü hayal bile etmezdiniz.  Sadece bazılarınızın pastası süslemeli, bazısı sade, bazısı az kremalı ama hep aynı pasta.
Fakat biz, öylemiyiz? Önümüze milyonlarca çeşit pastalar dizilmiş, bak burada makaron var, bak burada çilekli tart var, bak burada blueberry pie var, bak burada bu var,şu var, o var, milyonlarca çeşit, rengarenk ışıklı camekanların arkasında parlamakta. Ha birde yaş pasta, ondan da var. Bunların hepsini gözümüze sokmuş durumdalar ve istediğini alabilirsin ama makarona ulaşman için şu dağı tırmanman lazım, meyveli tart şu denizin aşarsan arkasında, hepsine ulaşabilirsin ama kanatlanıp uçman gerekli belki, belki büyük gemilere ihtiyacın var, ne kadar da güzeller yeterli paran var mı alacak? Ama bak hemen önünde yaş pastan, diğerleri sadece bir görüntü sana sunulmuş olan, sadece bu, eğer diğerlerine ulaşmak istiyorsan insanüstü çabalarla gidip almalısın ama boşa uğraşma uğraşırken mahvolacaksın.
İşte tam olarak böyle bir sahne, milyonlarca seçeneğin içinden, ulaşılabilir gözükmesine rağmen bir ufuk çizgisi gibi imkansız olan bir sürü seçeneğin içinden, sadece önüne konmuş en gösterişsiz, en sıradan, en yavan olan yaş pasta. Sadece onu yemeye hakkın var.
O yaş pastayı bazısı kabullenip yiyor, hem de seve seve, halinden mutlu, damak zevki sonuçta, mutlu insanlar onlar. Bazısının olanakları var, ya çok çabalıyor, ya da destekler alıyor diğer pastalara ulaşıyorlar, mağrur ve mutlu insanlar onlar. Geriye benim gibi zavallılar kalıyor, ne o yavan pastayı görüyor gözü, ne de diğerlerine ulaşmaya gücü yetiyor. Çabalıyor, tırmanırken kafayı gözü yarıyor, litrelerce tuzlu su yutuyor, etrafı kıra döke, başkalarının ve en çok da kendi canını yakarak yırtınıyor. Ya da istemiyorum işte hiç birini deyip küsüp bir köşede ağlıyor, tüm o manzaraya sırtını dönüp, kolları göğsünde.
Tam unutacakken biri çıkıp meyveli tartı gözünün önüne sokup istersen ulaşabilirsin, yapanlardan bir farkın yok, çabalamalısın diye itekliyor seni arkandan. Eğer hayal edersen istediğin her şeyi elde edebilirsin, çözüm sensin diye süslü cümleler koyuyor önüne. Kalkıyorsun yapabilirim sanıyorsun, gene deniyorsun, affedersin yırtıyorsun bir yerlerini ama bırak elde etmeyi yaklaşamıyorsun bile. Ve tüm ömrü aç biilaç heder edip gidiyorsun, bilmiyorsun ki o süslü pastalar senin için değil.
Ayakta durma yetisinden mahrum bir insana, maraton şampiyonluğu hayalleri kurduruyorlar anne, çabalıyorsun zar zor ayağa kalkıyorsun ama bu seferde ilk adımında düşüyorsun. Sonra ilk adımını atıyorsun ama daha zar zor yürüyorsun. Çabalaya çabalaya tam koşmayı öğreniyorsun ki yarış çoktan bitmiş, hep boşa uğraşıyorsun. Halbuki mutluydun oturduğun yerde, bırak koşmayı, ayağa kalkmaya bile ihtiyacın yoktu, mutlu olabilirdin o oturduğun yerde, bilmeseydin başka seçeneklerin olduğunu.
Anne keşke görmeseydim diğerlerini, ben şimdi ne elimdekiyle yetinebiliyorum, ne kendime yetebiliyorum, ne de istediklerime yetişebiliyorum. Büyük hayallerim büyük mutsuzluklara dönüşüyor, her yenilgimde daha çok hırslanıyorum. Hep daha fazlasını istiyorum ama elimdeki sıfır olunca çarptığım her şeyi sıfırlıyorum, asla daha fazlası olmayacak biliyorum.  Ama anne asıl siz mi şanslısınız, yoksa biz mi onu bir türlü çözemiyorum. "
İşte tam bunları demek istedim, gözlerinin içine baktım, sundukları imkanlar karşısında ezildi boynum, dik duramadım. Başım yerde sustum. 
Zaten bunları desem alacağım cevap "Pasta istiyorsan onu da yapıyım ben sana" olurdu.
Sonra kendi kendime kızdım"Yaptığın benzetmeye sıçıyım, pasta ne allah aşkına, pasta ne lan" 

Not: Yukarıda anlatılan olaylar tamamen hayal ürünü bir taslağın hayal ürünü bir parçasıdır, yaşanmamıştır.

7 Şubat 2013 Perşembe

Kalktım, bana kek yaptım

Efendiler biliyorsunuz benim bu Lane'ın ne kadar ruh hastası olduğunu önceki yazılarımda anlatmıştım. Şimdi ben kıza böyle az biraz uyuzum, ama öldürecem ben bunu, gerizekalı, mal şeklinde değil de, varlığıyla yokluğu farketmez şeklinde. O yüzden son zamanlarda ben bunu görmezden geliyor, adam yerine koymuyor, böcek yerine koyuyor- yok la abarttım- yani kısaca sallamıyordum. O kadar abartmıştım ki mutfakta, ya da evin bilimum köşelerinde dek gelişlerimizde bu bir şeyler anlatmaya başlıyor, lafının ortasında boş boş bakıp cevap bile vermeden çekip gidiyordum hatta geçen de ömrümde ilk defa birine trip attım o da Lane oldu. Bu arkadaşlarını çağırmış parti gibi bir şey yapacakmış ama bana bir gün öncesinden haber veriyor ki bu olay haftalar önce karara bağlanmış. Şimdi eskiden olsa hiç sesimi çıkarmazdım ama ben buna baya söylendim niye son anda haber veriyorsun diye, atar yaptım falan. Kendi kendime şaşırdım.

Tüm bunlardan sonra deveye diken atasözünü doğrular biçimde bizim bu Lane bir meleğe dönüştü. Bir yere giderken çağırmalar, sevimli sevimli konuşmalar, allahım sanırsınız dünyada benden daha çok sevdiği arkadaşı yok.



İşte böyleyken durumlar, geçen geldi, hadi cheesecake yapalım diye. Bende daha fazla kıza köpek gibi davranmanın bir mantığı yok diyerekten gittim yanına. Ben sanıyorum ki adam gibi bir tane cheesecake yapacağız ama öyle değilmiş işte o. İki tane çizkek, iki tanede pumpkin pie yapacakmışız. Napıyorsun lane, kim yiyeyecek onları dedim, yumurtaları varmış kullanmazsa son kullanma tarihi geçecekmiş. Neyse sen bilirsin dedim, halbuki de geçince de yeniyor o yumurtalar ölmüyorsun şahsen denedim ama diyemedim tabi bunu. Neyse yukarıdaki gördüğünüz sonuca ulaştık, çilek ve blueberry ile süsleyerekten. Yalnız bu blueberries yani namı değer yaban mersinlerinden neden Türkiye'mde satmıyorlar, çok süper bir şey çünkü, özleyeceğim şeyler sıralamasında ikinci geliyor tortilladan sonra. Çizkek'in, kendi yaptığım bir şey olmasına rağmen, tadı da gayet başarılıydı ama bizim Türkiye'deki çizkekler galiba peynir yüzünden çirkin oluyor, çünkü burada krem peynir,(bizdekinden farklı) kullanırlarken biz labne kullanıyoruz ve o yoğun bir peynir tadı veriyor, yada bilmiyorum. Neyse.

Daha sonra pumpkin pie olayına geçtik. Bunun içine de bir sürü bir şey, baharatlar koydu ama ben ilgilenmedim. Bir condensed milk diye bişey koyarken ben merak ettim, çünkü biz bilmeyiz onu, o ne ki diye. Mal demesin mi korkma içine domuzlu bir şey koymuyoruz diye. He bende onu merak etmiştim, malım ya. Ben de cevap verdim "haa öyle mi bende domuz sütü sanmıştım zaten onu" diyerek alaycı bir sırıtışla ekledim. Bu konuşmanın amacı neydi, kim kime laf soktu, kim kimle alay etti anlamadım valla anladıysanız siz söyleyiverin. Taktı gerizekalı domuz olayına, sürekli ne zaman yemekle ilgili bir şey olsa lafı domuza bağlıyor ki, ben öyle etrafta domuz yemem diye dolaşan bir insan da değilim ki, sadece boston'a giderken sormuştu yemediğin bir şey var mı diye o zaman söylemiştim o yani, daha da ağzımı açmadım geldiğim günden beri domuz konusunda. Valla uyuzluğuna yapmıyorsa neyim? Sonrada yahudi arkadaşının dolabına yumurtayla tavuğu bir araya koymadığını, iki buzdolabı olduğunu dalga geçerek anlattı. Amerikalının da ırkçısına dek geldik, iyi mi?

Mal ben sana laf atıyor muyum hiç, hem İsa'ya inanmıyorum diye dolaşıyorsun, hem boynunda haç taşıyorsun, hem de iki lafından biri ben katolik irlandalıyım. Zaten neden sürekli din muhabbetinin ortasında buluyoruz kendimizi onu hiç anlamadım.

Neyse belki de ben uyduruyorumdur, sadece kibar olmaya çalışıyordur, anlayışlılık yapıyordur.

Neden anlattım tüm bunları, çünkü bir kıssadan hissem vardı.Bu hikayenin kıssadan hissesi insanlara köpeklermiş gibi davranın ondan anlıyorlar olacaktı, ama koptuk gittik domuz sütüne.

6 Şubat 2013 Çarşamba

Out of my reach but always in my eyeline now

Hani herkes yapar ya (hatta daha yeni esra yapmıştı) böyle şarkılardan medet umarsın, sıradaki şarkı bana gelsin misali. İşte bende böyle Django izlemişim, (ki süper film bitmek bilmedi ama süperdi, filmin her yerinden tarantino akıyordu), otobüste uyku ile uyanıklık arasındaki o ince çizgide takılıyorum, o sırada ne olacak benden ya, ne olacam ben ya diye merakla, notaların gücü adına diyerekten bastım empiüç pileyırımın nekst düğmesine. Duyduğum şarkı karşısında bu kadar olur dedim sustum. Suratıma soğuk su serpilmiş gibi uyandım, her kelimesi mi ya, böylesine de hiç denk gelmemiştim. Gene Keane yaptı yapacağını.

I'm waiting for my moment to come /I’m waiting for the movie to begin /I'm waiting for a revelation /I'm waiting for someone to count me in /‘Cause now I only see my dreams /In everthing I touch, feel the cold hands on /Everything that I love /Cold like some, magnificent skyline /Out of my reach but always in my eyeline now /

We’re tumbling down /We’re spiralling/Tied up to the ground /We’re spiralling 

I fashioned you from jewels and stone /I made you in the image of myself /I gave you everything you wanted /So you would never know anything else /But everytime I reach for you /You slip through my fingers /Into cold sunlight laughing at the things /That I have planned /The map of my world gets smaller as I sit here /Pulling at the loose threads now 

We’re tumbling down /We’re spiralling/Tied up to the ground /We’re spiralling 
When we fall in love /We’re just falling /In love with ourselves /We’re spiralling

Did you wanna be a winner? /Did you wanna be an icon? /Did you wanna be famous? /Did you wanna be the president? /Did you wanna start a war? /Did you wanna have a family?/Did you wanna be in love?/Did you wanna be in love?

I Never Saw The Light/I Never Saw The Light/I Waited Up All Night/But I Never Saw The Light

Spiralling by Keane on Grooveshark

5 Şubat 2013 Salı

Bu kıza kadar

Abi bayılıyorum, ölüyorum ben buna, sebep sebep sebep işte onu bilmiyorum ama ağzından çıkanla kulağımın duyduğu yok.

 

4 Şubat 2013 Pazartesi

Dog is Dead

Maybe I am too old, cause this seems far too new for me...Maybe you are too young to see this all come true

HANDS DOWN by DOG IS DEAD on Grooveshark

Yalnız biri için gayet hoş vakit geçiriyorsun

Günlerden herhangi bir gün, güneşin sabah doğup akşam battığı, saatlerin dakikalardan, dakikaların saniyelerden oluştuğu, ayın şeklini anımsamasam da ki zaten fark yapmaz, gökyüzünde takılmaya devam ettiği bir gün, neyse ne işte, bir önemi yok. İşte böyle bir günde aldım kendimi karşıma. Sordum.

"Ne istiyorsun, söyle bana, gerçekten ne istiyorsun?"

Cevap "sadece uyumak istiyorum."

"Uyumak mı, daha ne kadar uyuyacaksın, ne istiyorsun, bana söyle, onu yapalım."

"Ne dersem deyim sen şu an kalbinde hissettiğini yapacaksın, çünkü sen kararını vermeden asla soru sormazsın. Kararını verdin ve şimdi sadece kararın doğru diye onaylamamı bekliyorsun. Kararın doğru mu değil mi bilmiyorum ama ne karar verirsen ver hep mutlu olacağız. Farklı senaryoların aynı mutlu kahramanı. Ama sorduğun için söylüyorum, ben sadece uyumak istiyorum."

"Artık uyuma!"

"Benden nefret ettiğini biliyorum ama aynı şekilde ben seni seviyorum."

Sustum ve ben susarken o ekledi.

"Biliyorsun, bu yaptığın hiç sağlıklı değil."

"Ne?"

"Bu işte, benimle başkasıymışım gibi konuşman. Bence artık buna bir son vermeliyiz, sen benden farklı değilsin ve ben senin her düşünceni onaylayan bir yankıdan başkası değilim. Sen sadece uyumak istiyorsun. O zaman dön ve uyu, uyuyalım. 
Rüyalar için, bir sefer daha. "

Uyudum.

Başka bir gün ve yolumda hiç bir engel yok.

Nothing in My Way by Keane on Grooveshark

3 Şubat 2013 Pazar

Tren Garı

Tren bekliyorum, yorgunluktan ölmüşüm başım ağrıyor, oturduğum yerde kimseyi fark etmiyorum bile. O sıra bir gürültü duydum, bir zenci kadın ilerleyerek arkadaki kocasına kızıyor, anlamadım sebep ne kavga değil de hani aile içi tartışma, hatta tartışma da değil böyle yüksek sesli her evde olan atışma şeklinde. Neyse bu zenciler zaten sürekli bağırarak konuştukları için pek de sallamadım. Sonra kadın önümden geçerken görüntüye takıldım, ama takılınmayacak gibi değil, ben ömrümde böyle bir şey görmedim, bir daha da göremem eminim. Biliyorsunuz ya da bilmiyorsanız da öğrenin bu zenci ablaların popo kısmı hep bir kardashian kıvamında oluyor, sonuçta gen haritalarına öyle kodlanmış demek, istisnai vakalar hariç hep öyle. Ama bu gördüğüm görüntü bambaşkaydı. Sanki poposunun bir lobuna bütün olarak kim kardashianı, diğer lobuna da jenifer lopezi yerleştirmiş bir de tutmuş bunları madmen'in kızıl Joan Harrisiyle çarpmış. Hatta o derece ki, o poponun kendine ait bir uydusu var, etrafında dönüyor. Ve hatta o derece ki o cismin kendi evrenini oluşturduğuna inandım. Hatta düşündüm belki bizim dünyamızda başka evrende yaşayan bir canlının poposudur.

Şaşırma işini ve evrenin varlığıyla ilgili düşüncelerimi geldikleri gibi def etmiştim ki, banka oturan bir amca diğer daha yaşlıca amcaya laf attı, eve gidince kadın adama gününü gösterecek, yandı zavallı adam diye, tanımadığı bir adamla hemen önünde duran karı kocanın dedikodusunu yapmaya başladı. Bir şaşkın ifade gelip yüzüme yeniden konuverdi, şaşırmalara doyamadım. Hayır, biliyorum dedikoducu bir milletsiniz, öyle önünüzden yürüyen insanın saçındaki tokaya kadar alaya almada bir türkten aşağı kalır yanınız yok. Ama adamlar duyuyor seni be amca, insanın yüzüne yüzüne dedikodu yapılır mı, böylesini de hiç görmemiştim. O banktan bu banka bağırıyor, çirkef sıçratacak üstüne haberi yok. Neyse ki adamla kadın ya cidden duymadılar ya da umursamadılar, kavgalarını şakalaşmaya vurup gülerek uzaklaştılar.
Amca sıkılmış, banktaki diğer amcaya başladı ben işte constructerlık yapıyorum, yani türkçesiyle ameleyim diye anlatıyor, bir de seni sıkmıyorum demi dude diye de arada dinleyicisinin nabzını da yoklamaktan geri kalmıyor.

Bir kaç dakika geçti geçmedi bu seferde elinde bir bisikletiyle genç bir bayan önümüzde ilerlemeye başladı. Üstünde beyaz harem pantolon dedikleri, benimse alaaddin pantolonu diye adlandırdığım paçaları büzgülü bol pantolon işte, ondan giymiş. Altında topuklu bir ayakkabı, gayet spor, şık ve oryantalist bir tarzı vardı. Galiba hintliydi ama emin olamadım hava karanlık olduğundan. Amca başladı bu seferde yan banktaki amcaya bağıra bağıra, ne güzel tarzı var, pantolonun paçalara inişi, ayakkabıyla buluşmasındaki uyumu, kadın çok güzel diye anlatmaya. Vallaha da tam olarak bu cümleleri kullandı, bende bunları duyunca bir amcanın kıyafet hakkındaki bu yorumları ilginç geldi. Ama daha sonra ekledikleri akıllara ziyandı. Çok güzel vucudu var, vov she is smoking hot. Hayda yüzyıllık amele klişesini buraya da taşıdınız ya. Bekledim is that all yours diye bağırsın diye ama en azından o kadarını yapmadı, neyse işte.

Tam bunlar olurken bir genç de tam önümüzde balgamını diğer balgam kolonisinin  yanına bırakıp geçip gitti.