Bugün için üzülerek belirtmek zorundayım ki beş yıllık plan tam bir fiyaskoyla sonuçlanmıştır. Gerçekleştirmemi istediğiniz bütün hayaller, ikinci bir çağrıya kadar ertelenmiştir. Herkes işinin gücünün başına dönsün.
2 Şubat 2015 Pazartesi
Ben galiba bir süre yazmayacağım. Belki tekrar yazarım, belki hiç yazmam bir daha. Kendime biraz küstüm de. Sabah ne için uyanıyoruz onu bile bilmezken, oturup aklımdakileri kayıt altına almanın ne manası var? Masal anlatmanın kime ne yararı var? Ben bir sabaha neden çıkıyorum onu bulayım belki geri yazmaya başlarım. Şimdilik sadece sabah kalk, işe git, ne isterlerse yap, eve gel, yemek ye, uyu bazal algoritmasını bir süre daha devam ettireceğim. Hayal mi, o da ne? Hayal yoksa ne yazayım zaten ben?
1 Şubat 2015 Pazar
Kal
Çok çabalıyorum. Şimdi beni terk edemezsin. Aklım, kal olduğun yerde. Kimseye değil, bir tek sana güveniyorum. Aklım kal olduğun yerde.
Tekrar NY'a dönemez miyim? Burası sarı, burası hastalıklı, burası yanlış. Tekrar dönemez miyim? Burası eskiden olduğundan daha yanlış.
Tüm bu olanlar bir planın bir parçası mı? Yoksa tüm bunları ben mi yaptım? Hepsi önceden hazırlanmış bir dizayn mı yoksa benim hatam mı? Yoksa dahası mı, benim hatalarım sonucu oluşmuş bir dizaynın bir parçası mı?
Gerçekten çabalıyorum. İnanmıyor musun? Şimdi değil, daha gitme dedim! Dünyada daha vaktim var, şimdi pes etme zamanı değil. Aklım kal olduğum yerde. Durmadan sayıklıyorsun, saçmalıyorsun. Tepemde bir çatım yok, sen bununla mutlu olmamı bekliyorsun. Tutunacak bir dal arıyorum ve sen buna şükret mi diyorsun? Çabalıyorum, şimdi böyle saçmalayamazsın, bir tek sana güveniyorum, onu da elimden alamazsın. Kal eskiden olduğun yerde.
Tekrar NY'a dönemez miyim? Burası sarı, burası hastalıklı, burası yanlış. Tekrar dönemez miyim? Burası eskiden olduğundan daha yanlış.
Tüm bu olanlar bir planın bir parçası mı? Yoksa tüm bunları ben mi yaptım? Hepsi önceden hazırlanmış bir dizayn mı yoksa benim hatam mı? Yoksa dahası mı, benim hatalarım sonucu oluşmuş bir dizaynın bir parçası mı?
Gerçekten çabalıyorum. İnanmıyor musun? Şimdi değil, daha gitme dedim! Dünyada daha vaktim var, şimdi pes etme zamanı değil. Aklım kal olduğum yerde. Durmadan sayıklıyorsun, saçmalıyorsun. Tepemde bir çatım yok, sen bununla mutlu olmamı bekliyorsun. Tutunacak bir dal arıyorum ve sen buna şükret mi diyorsun? Çabalıyorum, şimdi böyle saçmalayamazsın, bir tek sana güveniyorum, onu da elimden alamazsın. Kal eskiden olduğun yerde.
Gidiyorum ben?
Önce her şey çok güzelmiş gibi geliyor. Sonra yavaş yavaş huzursuzluk baş gösteriyor. Sevdiğini sanıyorsun. Katlanırım sanıyorsun. En sonunda katlanılmaz hale geliyor mutsuzluğun. Giderim buradan diyorsun. Çekip gidiyorsun.
Bu seferki başka türlü olur sandımdı halbuki ben. Ama aslında farklı türlü de oldu sayılır. Önce hiçbir şey hissetmedim; ne mutluluk, ne mutsuzluk ne de korku. Halbuki korkmam gerekirdi. Ama yok hiçbir şey hissetmedim. Sonra hissizliğin yerini şaşkınlık aldı. Ve en sonunda en garibi oldu. İlginçtir içimde bir mutluluk filizlendi. Surat asmalıydım, insanlara öldürecek gibi bakmalıydım. Normali buydu. Böyle sırıtarak dolaşmamalıydım etrafta. Evet, mutluydum. O kafamın en derinlerinde durmadan tekrarlanan "gitmem lazım" lafını bastırdım. Ama tüm bunlar tuhaf bir şekilde beraberinde bir huzursuzluk da taşıyordu. Hani çok güzel bir rüya görürsün ama alttan alta bilirsin de onun bir rüya olduğunu. Öylesine bir huzursuzluk işte. En sonunda da tamamen farkedersin bir rüyada olduğunu. Etrafında kurduğun her şeyin senin beyninin bir ürünü olduğunu; gerçekte ise her zamanki sıradan, sıkıcı, o mutsuz yatağında yattığını.Tüm tadı kaçar her şeyin. Önceden çok mantıklı görünen o rüya dünyası, tüm saçmalıkları ile karşına dikilir. Gerçekleri görür, hayallerini kaybedersin.
Öyle oldu işte. Süreç bu sefer farklı işledi. Ama sonuç aynı. Farklı hiçbir şey yok burada. Bu dünya benim için olmayacak asla. Gitmek lazım gene. Gidiyorum ben...
Ama bu sefer nereye gideceğim ben? Gidecek yerim de kalmadı şimdi. Kaçacak gücümde yok artık. Peki bu sefer mutsuzluk katlanılmaz hale geldiğinde ne olacak?
Bu seferki başka türlü olur sandımdı halbuki ben. Ama aslında farklı türlü de oldu sayılır. Önce hiçbir şey hissetmedim; ne mutluluk, ne mutsuzluk ne de korku. Halbuki korkmam gerekirdi. Ama yok hiçbir şey hissetmedim. Sonra hissizliğin yerini şaşkınlık aldı. Ve en sonunda en garibi oldu. İlginçtir içimde bir mutluluk filizlendi. Surat asmalıydım, insanlara öldürecek gibi bakmalıydım. Normali buydu. Böyle sırıtarak dolaşmamalıydım etrafta. Evet, mutluydum. O kafamın en derinlerinde durmadan tekrarlanan "gitmem lazım" lafını bastırdım. Ama tüm bunlar tuhaf bir şekilde beraberinde bir huzursuzluk da taşıyordu. Hani çok güzel bir rüya görürsün ama alttan alta bilirsin de onun bir rüya olduğunu. Öylesine bir huzursuzluk işte. En sonunda da tamamen farkedersin bir rüyada olduğunu. Etrafında kurduğun her şeyin senin beyninin bir ürünü olduğunu; gerçekte ise her zamanki sıradan, sıkıcı, o mutsuz yatağında yattığını.Tüm tadı kaçar her şeyin. Önceden çok mantıklı görünen o rüya dünyası, tüm saçmalıkları ile karşına dikilir. Gerçekleri görür, hayallerini kaybedersin.
Öyle oldu işte. Süreç bu sefer farklı işledi. Ama sonuç aynı. Farklı hiçbir şey yok burada. Bu dünya benim için olmayacak asla. Gitmek lazım gene. Gidiyorum ben...
Ama bu sefer nereye gideceğim ben? Gidecek yerim de kalmadı şimdi. Kaçacak gücümde yok artık. Peki bu sefer mutsuzluk katlanılmaz hale geldiğinde ne olacak?
Bu çürümüş şehirde...
Bu lanet, eskimiş, çürümüş şehirdesin. Ama asla oraya ait olamayacaksın. Burada doğdun ama asla buraya ait olamayacaksın. Daha da korkuncu buradan asla çıkamayacaksın da. Ailenden öğrendiklerinle azıcık daha oyalanacaksın. Tanrım, ne zaman iyi olacağım ben? Dünyanın sonuna değil belki ama ben kendi sonuma doğru koşuyorum.
Keane tam olarak bunları söylemiyor olabilir ama benim aklımdakiler bunlar.
In the old town
You'll never be in
And you never get out
You learn from the family
You'll never be in
And you never get out
Keane tam olarak bunları söylemiyor olabilir ama benim aklımdakiler bunlar.
In the old town
You'll never be in
And you never get out
You learn from the family
You'll never be in
And you never get out
Çanta
Çanta çok hoşuma gitti. Alacağım da ekonomik kriz çıkacak, para biriktirin diyorlar. N'apsam bilemedim?
Güzel
Kim olduğu hakkında hiçbir fikrim yok. Pinterestte gezerken dek geldim ve kalakaldım. Hayır anlamıyorum madem böyle bir yaratma teknolojisi var elinde Allah'ım bunları yaratıyorsun, biz neyiz? Ben de bir ananın evladı değil miyim?
Gene kendimi müsvedde gibi hissettim. Lanet! Töbe tanrım!
Gene kendimi müsvedde gibi hissettim. Lanet! Töbe tanrım!
Neden mi?
"Çünkü ben bir anda büyüdüm. Ben hatırlanmak, tutunmak ve biraz olsun tadını çıkarmak istiyorum. Geleceği düşünmeden."
Slyvia Plath
Slyvia Plath
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)








