Bugün için üzülerek belirtmek zorundayım ki beş yıllık plan tam bir fiyaskoyla sonuçlanmıştır. Gerçekleştirmemi istediğiniz bütün hayaller, ikinci bir çağrıya kadar ertelenmiştir. Herkes işinin gücünün başına dönsün.

11 Nisan 2015 Cumartesi

7 Nisan 2015 Salı

Çirkin ördek

Bugün bir kaç banka işini halledeceğim diye öğleden öncesinde izin almıştım. Şansıma ki bankada kimse yoktu ve 5dk'da hallettim. Ee napayım, madem dışarı çıktım, madem bir sürü de vaktim kaldı, uzun zamandır da kendi başıma kimsecikler olmadan yanımda sinemaya gitmiyordum. (Hatta uzun zamandır yalnız başıma hiçbir iş yapmıyormuşum.) Dedim ben bu vakti değerlendirir sinemaya Kocan Kadar Konuş'a giderim. Zaten gitmesem arkadaşlar beni linç edeceklerdi, tutturmuşlardı aynı sana benziyor, kıyafetler aynı sen, hayata bakışı aynı sen diye diye sinirimi bozuyorlardı. Halbuki ben kendimi yıllardır orjinal bir tip diye belledimdi. Ne ara filmimi çekecekleri kadar sıradan olmuştum. Hemen gidip bunun analizini yapmam lazımdı. İşte bu ahval ve şerait içinde sinema salonuna kendimi attım.

Şapka tamam, gözlük tamam, saçı yandan örme tamam, giydiği ayakkabıların ikisi de bende var, parka tamam, kilo tamam, kitaplar tamam, işte ben güçlü duracağım, kimseye ihtiyacım yok ayakları tamam. Benziyor kabul. Ama benimkisi ayak değil ya, o filmdeki gibi ayak değil, birine kafayı takıp da bulamadım diye değil. O tamam değil. Fark ettim ki benimle ilgili hiçbir şey tamam değil.

Geçelim buraları. Bunu dediğim için utanıyorum, gerçekten popüler kültür ögesi bir kitap ve filmden etkilendim demekten utanıyorum ama gerçekten beni bir kendime getirdi. Şöyle ki ben de son zamanlarda değişmeye çalışıyorum, çalışıyordum. Kurallarınıza uymaya çalışıyordum. Olmadığım bir insan gibi davranmaya çalışıyordum, sıtkımın sıyrıldığı bir işte bir şeyler yapmak için çabalamaktan hayallerimi bir köşeye atıyordum, önceden herkesten önce en katı şekilde yargılayacağım şeylere ben de meyil ediyordum, kurallarımı çiğniyordum ya. Niye, öyle olursa beni aranıza kabul edersiniz, ben de farklı olmaktan kurtulurum diye umuyordum.

Tanrım ne büyük aptallık. Ben tavuklar arasında horoz bile değilim ki, tavuklara benzemeye çalışayım. Tavuklara benzeyeyim diye niye emek harcamışım. Ben tavuklar arasında kalmış çirkin ördek yavrusuyum işte, büyüyünce de çirkin ördek olmuş bir çirkin ördek yavrusu. Kendimle o kadar uzun bir süredir yalnız kalamıyordum ki, dönüştüğüm şeyi göremez olmuştum. Kendime dönüp bakmayalı o kadar uzun zaman geçmişti ki, kendimle biraz yalnız kalmam lazımmış aynadaki o çirkin ördeği görebilmem için.

İyi ki yalnız kalmışım. İyi sabahın köründe gitmişim o sinema salonuna. İyi ki işi asmışım. İyi ki öyle bir şey yapmışım. Ben kendimi ne kadar da özlemişim. Seviyorum ben kendimi, şimdiki beni değil ama, son bir yıldır dönüştüğüm beni değil, hele son 6 aydır dönüştüğüm beni değil, asıl beni. Hani şu kuralları olan, kimsenin etkisinde kalmayan, kimsenin düşündüğünü umursamadan bildiğini okuyan, hayalleri olan, o beni işte, uyumsuz beni. Değişmeyeceğim işte, gerçekten, istemiyorum, ben eski beni daha çok seviyorum. Yarından itibaren isyan bayrağını gene kaldırıyorum. Her bir şeyinize, her bir şeye muhalefet olacağım gene keyifle, hadi bakalım!

5 Nisan 2015 Pazar

Çocukluğuma indim

Problem malum, ama gerçekten ben masumum. Hem değilsem bile size kendimi açıklamak zorunda da değilim ama kendime açıklama yapmak zorundayım. Sonuçta doğu ile batı arasında sıkışmış, nerede durması gerektiğini bir türlü çözemeyen bir vicdanım var benim. Kendi haline bıraktığım noktada gerçekten tüm kontrolü kaybedip bir sabah ağır muhafazakar bir doğuluya dönüşürken, akşamında kendimi bir Hollandalı'nın bile yadırgayacağı ölçüde radikal ve özgür fikirli bulabiliyorum, Hayır Kahlo musun sen, nedir bu özgür düşünce, özgürlük mavalları, sonuçta anadolululu bir memur çocuğusun, davranışlarını özgürleştiremeyecek olduktan sonra, peh! İç Anadolu bozkırına doğmuş, kendini geliştirecek sudan yoksun, büyüyememiş, ruhu, zekası, bedeni her birşeysi güdük kalmış bir çocuksun. (Vive la Yozgat!!)

Yani anlayacağınız benim burada havalar çok değişken, büyük büyük gelgitler yaşıyorum. Ay turulması, kanlı dolunay falan ondan mı acaba?Neyse ne. Sonuçta mantıksal bir müdahalenin vakti geldi de geçiyor bile. O sebeple kendimi kendime açıklamak, mantıklı sebepler sunmak zorundaydım. Bu işin olurunu, olmazını, artılarını eksilerini, olasılığını falan hep çıkardım. Sonuç olmaz olsun oldu. Mantık "olmayasıca" diyor, yapacak bir şey yok. İşte bunun olmaması için, yapılması gereken ne?  Sebeplerini bulmak. Sebepleri bulduğunda, yani kaynağa ulaşınca, kurutmak daha kolay olacak.

Ben ne yaptım, gittim çocukluğuma indim. Şaka değil gerçekten indim. Kendi söküğünü dikemem ama kendi kendime psikolojik tedavi uygulayabiliyorum. Siz ne sandınız ya, bunca sene ölmeden nasıl yaşadım; aklımı yitirmeden, parçalanmadan, kırılmadan, bir bütün halinde bugünlere nasıl geldim? Şimdi gene parçalanmadan önce müdahale etmem lazımdı, ben de gerekeni yaptım. Şöyle bir geçmişe, neydi eksikliğini hissettiğim bende de onu bulayım diye, geçmişe yöneldim.Buldum o eksikliği. Sonra hayallerime gittim; geçmişteki, şimdiki. İstediğim şeyin hayalimde bana sağladığı ne? Ona baktım. Onu hayalimde hangi noktaya yerleştiriyorum, Hayalimde o şeye sahip olduğum sahnelerde, o noktada ben ne hissediyorum; eğleniyor muyum, mutlu muyum, korkuyor muyum, heyecan var mı, elimde ne var, güç mü, intikam mı, huzur mu, dram mı, kafa rahatlığı mı, tüm etrafımı sarmış bir koruma kalkanı mı, güven duygusu mu; mutluluk var mı elimde? İşte ortalamayı alınca frekansı en yüksek olan duyguyu buldum. Tüm hayallerimde o şeye sahip olduğumda baskın bir duygu var hissettiğim, adını biliyorum onun, ama burada paylaşacak da değilim. Şimdi çok net görüyorum, bana sağlamasını beklediğim şeyin ne olduğunu biliyorum. İstediğim şeyin, yüzeydeki olmadığını, sadece o olmadığını biliyorum; onun bana sağlayacağına inandığım o faydayı istiyorum. Ve yüzeyi elde ettiğim noktada, o asıl istediğim şeyi sağlayamazsa hissetme ihtimalim çok yüksek olan nefreti gayet net görebiliyorum.

Böyle işte hayallerimi analiz ettim. Çocukluğuma indim. Bir soğuma geldi üstüme; bir anda. Kendimi ikna ettim galiba. Evet büyük ihtimal ikna oldum. Son bir haftadır hiçbir şey hissetmiyorum, aklıma dahi gelmiyor, istemiyorum. Yalnız bazı yan etkiler var bu süreç sonunda üstümde kalan; çocukluğuma fazla inmişim galiba, elime kalem alıp duvarları çizesim karalayasım var, parka gidip salıncakta sallanayım diyorum, deli gibi kek yemek istiyorum, hem de çayın yanında da değil, herkes uyurken sabah erkenden kalkayım çorapsız çıplak ayaklarımla çizgifilm izlerken annemin akşamdan yaptığı kekleri bitireyim istiyorum. Ne bileyim böyle sebepsiz oradan oraya koşasım geliyor. Anneme sarılıp uyuyayım diyorum. Geçer herhalde zamanla, öyle umuyorum.

4 Nisan 2015 Cumartesi

Bugün de canım hiçbir şey yapmak istemiyor yaaa

Leyla

Bugün biri bana Leyla'ya benziyorsun dedi. Hangi leyla dedim, Melis Birkan'dan bahsediyormuş. O kimdi düşündüm bulamadım. Ben de google da ararken bu klibi buldum, Mecnun'un son leylasıymış, unutmuşum ya ben. Ben o kızı çok güzel bulurum halbuki, düşündüm de beni benzeten arkadaş bildiğin bana iltifat etmiş. Ama bence yamuk burnu ve olmayan çenesinden ötürü benzetti, yoksa iltifat etmemiş mi? Neyse ben iltifat olarak algıladım, güzel ki bu kız bence. Gerçi ben hiç benzetemedim ya, bu bildiğin sevimli birşey...

Sonra bir şeyi daha fark ettim aşağıdaki videoyu izlerken, Ali Atay'da benim kardeşime çok benziyor. Sonra şöyle bir düşündüm, ben bu adamdan diziyi izlerken hoşlanıyordum...öyle işte, bunu niye anlattım bilemedim.

2 Nisan 2015 Perşembe


1 Nisan geçti biliyorum ama bu çok iyiymiş ya, ne olur biz de yapalım böyle şeyler bir ara... Bu arada fotoğraf 1920'lerden...