Bugün için üzülerek belirtmek zorundayım ki beş yıllık plan tam bir fiyaskoyla sonuçlanmıştır. Gerçekleştirmemi istediğiniz bütün hayaller, ikinci bir çağrıya kadar ertelenmiştir. Herkes işinin gücünün başına dönsün.

30 Temmuz 2013 Salı

Sally's Song

Böyle de bir cover yapmışlar. Nightmare Before Christmas şarkılarını başkalarına söyletmişler. Sally's Song da Amy Lee'nin payına düşmüş. Tabi ben yüz yıllardır Evanescence takip etmeyince anca haberim oldu. Orjinali yani Fiona Apple hali daha hoşuma gitse de bu da değişik olmuş. Ya da ben Amy'nin sesini özlemişim. Birden kızılay-gölbaşı otobüsünde 10kg çantalı halim geldi gözümün önüne. Ne günlerdi be...


28 Temmuz 2013 Pazar

Paul Auster - Cebi Delik

"Yazar olmak, doktor ya da polis olmak gibi bir 'meslek seçimi' değildir. Yazarlıkta seçmekten çok seçilmiş olursun ve başka bir işe yaramayacağın gerçeğini de bir kez kabullenince, ömrünün sonuna kadar uzun, çetin bir yolda yürümeye hazırlıklı olman gerekir. İlahların gözdesi durumuna gelmedikçe (vay haline bunu bekleyenin), yazdıkların hiçbir zaman geçimini sağlayacak parayı getirmez; ve eğer başını sokacak bir yer, açlıktan ölmeyecek kadar aş istiyorsan, faturalarını ödemek için başka işler yapman gerekir. Bunu kavrıyordum, hazırlıklıydım ve yakınmıyordum. 
...

Yazarların çoğu çifte yaşam sürer. Akıllı uslu mesleklerde iyi para kazanıp yaşamlarından çaldıkları zamanı yazıya ayırırlar: Ya sabahın kör karanlığında, ya gece geç vakit ya hafta sonları ya da tatillerde yazarlar. 
...
T.S. Eliot önce bankerlik, sonra yayıncılık yaptı. Benim tanıdıklarımdan Fransız şair Jacques Dupin, Paris'teki bir sanat galerisinin yöneticilerinden biridir...Don Delillo, Peter Carey, Salman Rüşdi ve Elmore Leonard yıllarca reklamcılık sektöründe çalıştılar.
......

 Benim sorunum çifte yaşam sürmek istemeyişimden kaynaklanıyordu. Çalışmaktan kaçındığımdan değil; ama dokuzdan beşe bir işte kart basmak fikri kanımı donduruyor, içimdeki bütün coşkuyu öldürüyordu. 
Yirmi yaşlarındaydım; durmuş oturmuş bir yaşam için kendimi fazlasıyla genç buluyor, istediğimden ya da gereksindiğimden fazlasını kazanacağım diye tükeneceğim zamanı başka şeylere ayırmayı planlıyordum. 
.....

Bir yıl yüksek lisans öğrenimi yapmayı denedim...Ama böylesine elverişli koşullarda bile, o ortamda yer almak istemediğimi çok geçmeden kavradım. Okuldan gına gelmişti ve bir beş-altı yıl daha öğrenci olma fikri, ölümden beter bir yazgı gibi görünüyordu. Artık kitaplardan söz etmek değil, kitapları yazmak istiyordum. "
PAUL AUSTER

Bir kitabı eline alır almaz, daha ilk sayfalarında, tam da kendi düşüncelerini, dünyanın öbür ucundaki bir adamın kaleminde görmek... Aslında o kadar sıradan mıyım yoksa bir yazarın cümlelerinde kendi düşüncelerimi görmüş olacak kadar şanslı mı? Karar veremedim ama hiç aklımda olmayan bu kitabı, tam da şimdi okumaya başlayacağımdan adım gibi eminim.

25 Temmuz 2013 Perşembe

Pasta fresca tortellini - taze makarna, tortellini

İtalyanca öğrenmeye çalıştığımdan daha önce bahsetmiştim. O sırada doğal olarak italyan kültürü ile ilgili şeyler de öğreniyorsun. Ben de böyle keşfettim italya'da sadece taze makarna satan dükkanlar olduğunu. Mağazanın belirli kısımlarına çeşit çeşit makarnaları dizip satıyorlar. Görüntü olarak acayip güzel geldi bana. Hemen o anda kendi taze makarna dükkanımı açtığımı hayal etmeye başladım. Kırmızı beyaz potikareli masalar falan...


Tabi durur muyum ben de hemen işin yöntemini öğrenmeye çalıştım. Amerikada en önemli besin kaynağım olan tortellini (yarım dolara üç günlük yemek) tarifini aramaya koyuldum. Eğer yapılabilir bir şeyse barilla'nın küçücük paketlerine dünyanın parasını (amerikada yarım dolar, türkiyede 6-7tl) vermeden o harika lezzete ulaşabilecektim. Üstüne üstlük bu makarnalarla türkiye'nin ilk taze makarna dükkanını açıp, Nih'an Ankara Makarnası adı altında markarlaşıp kendi şirketler zincirimi kuracaktım. Bu plan ile başladım makarna tarifi aramaya. Buldum da. Hatta yaptım da.

Buyrun taze makarna tarifi;

 2 bardak un
3 yumurta
1 yemek kaşığı zeytinyağı
Bir miktar tuz

Malzemeleri karıştırıp katı kıvamda bir hamur elde ediyoruz. Elde ettiğimiz hamuru bir 45 dk beklettikten sonra çok ince olacak şekilde açıyoruz. Evet bildiğiniz mantı olayı. Ve ben ömründe sadece kek yapmış ben, oturup kendi kendime incecik hamurlar açtım. Allah'ım o nasıl bir işkence öyle. Altı üstü dandik bir makarna yiyeceğim diye bir saat hamur açma, sonra onları katlama diye bir saatten fazla uğraştım. Ve böylece bir girişimcilik teşebbüsüm daha başlamadan sona erdi. Gerçi hazır makarna hamuru açma makineleri varmış da, hiç yatırım yaptığına değmez yani. Metro'da koca paketlerde gayet uygun - yani amerikadaki kadar olmasa da - fiyatlara sattıklarını da görünce daha da bulaşmam bu işe. Alıp doya doya yiyeceğim, hamur açmak benim neyime. 

Ama yaptığım tortellini tat olarak hazırların aynısı oldu. Bayılarak yedim, yalnız sos olarak annemin melemen soslarını kullanmayaydım iyiydi. 

İşte bunlar da benim yaptığım tortellinilerim. İçine bir kaç çeşit peyniri karıştırıp da koyunca 3 peynirli tortellini oldu.


A Game of Fangirls

Comediva sitesinde Game of Thrones'un 15 yaş civarı gençlere yönelik bir versiyonunu yapmışlar. House of Belieber'e çok güldüm. Ama long live House of Potterhead!

Motto: "It's like baby, baby, baby, oh."
Sigil: Beaver



- Devamı için buyurun buraya

23 Temmuz 2013 Salı

Good old Charlie Brown


Charlie Brown: What can you do when you don't fit in? What can you do when life seems to be passing you by? 
Lucy: Follow me. I want to show you something. (They get to the top of a hill.) See the horizon over there? See how big this world is? See how much room there is for everybody? Have you ever seen any other worlds? 
CB: No. 
Lucy: As far as you know, this is the only world there is, right? 
CB: Right. 
Lucy: There are no other worlds for you to live in, right? 
CB: Right. 
Lucy: You were born to live in this world, right? 
CB: Right. 
Lucy: WELL LIVE IN IT THEN! Five cents please. 

Violet: What are you two standing here looking so worried about? 
CB: We're afraid of the future! 
Violet: Are you worried about anything in particular? 
CB: Oh, no. We're worried about everything! 
Linus: Yes, our worrying is very broadminded!

Lucy: Why do you think we're put here on earth Charlie Brown? 
CB: To make others happy. 
Lucy: I don't think I'M making anyone very happy. Of course nobody's making ME very happy either. SOMEBODY'S NOT DOING HIS JOB! 

Lucy: Physicians can learn a lot about a patient by asking what may even sound like a very simple question... which do you prefer, a sunrise or a sunset? 
CB: Well, a sunset, I guess! 
Lucy: I thought so! You're just the type ! I might have have known that! What a disappointment! People who prefer sunsets are dreamers! THey always give up! They always look back instead of forward! I just might have known you weren't a sunrise person! Sunrisers are go-getters! They have ambition and drive! Give me a person who likes a sunrise every time! Yes, sir! I'm sorry Charlie Brown. If you prefer sunsets to sunrises, I can't take your case. You're hopeless! (She leaves.) 
CB: Actually, I've always sort of preferred noon! 

Snoopy: My life has no purpose. My life has no direction, no aim, no meaning. And yet I'm happy. I can't figure it out! What am I doing right?

20 Temmuz 2013 Cumartesi

Ben saksı değilim!

Gerçekten bu insanlar neyin kafasını yaşıyor biri bana açıklasın. Yemin ediyorum pantolonu bile saksı niyetine kullanmalarını kısmen algıladım da, kepçeyi bile algıladım da(yalan algılayamadı), limonu yumurtayı saksı diye kullanmak nedir ya? Aha bunlar hep kıyamet alametleri işte...








Bunlar sevimli olmuş ama







19 Temmuz 2013 Cuma

Piyango talihlileri ne hallere düştü...

Bir önceki yayından da anlaşılacağı gibi çok sıkılıyorum. Sıkıntıdan böyle garip işlerde bulabiliyor insan kendini. Milliyet galeride denk geldim bu habere; Piyangodan para kazananlar ne halde? Hepsi de öyle hallere düşmüş ki okurken çıldırdım. Ya bir insan bunu nasıl becerebilir aklım hayalim almıyor. Öyle büyük rakamlar ki, bunu nasıl yapıp en sonunda eskisinden de fakir hale düşüp, bu hale gelmiş bu insanlar anlayamıyorum, bir tanesi yıkık dökük evinde donarak ölmüş ya. Nasıl ya... Ya galiba aklı çalışmayan insanlara çıkıyor bu para, öyle bir durum var. Hayır çok zor değil, tamam anladık aklını kullanıp iş kuramıyorsun da,  faizi ile bir ömür boyu refah içinde yaşarsın. Hadi diyelim faize karşısın, iki dükkan alıp kirasıyla zengin olursun yemin ediyorum.

Halbuki bana çıksa, çok değil 1 trilyon çıksa kirası 10bin tl olan iki dükkan alıp yemin ediyorum lüks içinde yaşarım. Aylık gelir 20bin tl ya. O paranın 10bin'i yesem ayda, geri kalan 10bin ile kredi çekip aylık geliri 5bin olan 3. dükkanı alırım. O dükkanın kirası da gelecek, ayda ortalama 15bin ödeyerek kredi zaten çok kısa sürede biter. Sonra olur mu o gelir ayda 25bin.... Bu böyle böyle beni emlak zengini yapar. Tamam plan ilkokuldaki yumurta alıp satıp, tavuk alıp satıp, inek alıp sata sata çiftlik kuran kızın hikayesine döndü farkındayım da, ama bu plan bence çok mantıklı ki. Toplu para yemiyorum, aylık gelire döndürüyorum o parayı  ki ana param değer kazanarak duruyor hep ve sonrası bolca para ve bolca vakit, neler yapılabilir düşünebiliyor musun a dostum? O kafayla ben neler yazarım ya... O kafayla ben de bir Orhan Pamuk olurum, aha buraya yazıyorum.

Of allah kahretsin neden bana çıkmıyor o para ha neden? Tabi planım mantıklı, kader zengin olmamı istemiyor.O yüzden hep bu tiplere çıkıyor piyango

--------

Milli Piyango’dan 1982 ve 1984 yıllarında 2 kere büyük ikramiye kazanan "piyango tiryakisi" Mustafa Savgan da, paranın mutluluk getirmediği "talihli"lerden.
Piyangodan kazandığı paranın çoğunu, "belki daha çok kazanırım" diye yine biletlere yatıran Savgan, şuanda iki büyük ikramiye kazanmış bir ayakkabı boyacısı olarak hayatını sürdürüyor.

------------

O zamanlar 19 yaşında olan Michael, tüm parasını uyuşturucu ve hayat kadınlarına harcayınca sıfırı tüketti. Şimdilerde boyacılık yapıyor.

---------

Denizli’nin Sarayköy ilçesine bağlı Tırkaz köyünde yaşayan Mehmet Sarıoğlu, bundan 40 yıl önce bir Milli Piyango biletinden büyük ikramiyi kazanmış. Bir anda zengin olan Sarıoğlu, hiç evlenmemiş, köyünde kendisine güzel bir ev yaptırmış. Zamanla parası kalmayınca komşuları ona bakmaya başlamış. Devletten aldığı yaşlılık maaşıyla geçimini sürdüren Sarıoğlu’nun evi yanınca köylüler aralarında topladıkları parayla evini tamir ettirmişler. 40 yıl önce büyük ikramiyeyi kazanan Sarıoğlu barakasında donarak ölmüş.

-------------

Ordu’da 2003 yılında Sayısal Loto’dan tek başına 844 milyar lira kazanan Perşembeli çaycı Hayri Kaya,  kazandığı parayı tüketince yeniden çaycılık yapmaya başladı.

KAYNAK

Nihan hayaller dünyasından bildirdi.

Ben de komple sıkıldım şu yalan dünyada...


16 Temmuz 2013 Salı

Ayaklara göre köken tespiti

Gerçeklikle alakasının olmadığını düşünüyorum, yani elbette kemik yapısının etnik köken belirlemede etkisi var ama bu kadar basit değildir, eminim. Hem nerede asya kökenli etnisiteler?Ama her ne olursa bana eğlenceli ve ilginç geldi. Bana mısır çıktı, peki ya siz?


Harry Potter & the forbidden journey

Biliyorum Amerika Macerası hakkında hiçbir yazı yazmadım ama Orlando Wizarding World'de bindiğimiz forbidden journey ride'ını kime anlatsam "haa bizim çok boyutlu sinemalardan mı" tepkisinden artık midem bulandığı için oturup youtube'da konuyu gösterebileceğim bir video aramaya koyuldum. Ve buldum da...



İzleyince fark ettim ben tekrar gitmek istiyorum oraya. Hayatımda geçirdiğim en keyifli zamanlardan biriydi. Esra neden beş altı kez binmedik ha, neden? Belki daha önce belirtmişimdir, bu lunaparklardaki aletler beni mahvediyor, dengemi bozuyor, korkuyor ve tırsıyorum. O sebeple buna binerken de çok korkmuştum. Bindiğim anda da çok korktum. Sonra korktuğum için utandım da. Çünkü en basit sürüşlerden biriydi bu. Ama ben gene iyiymişim be. Bu videoda çığlıkları duyunca ben gayet rahatmışım ki... Gerçi gerçekten senin dengeni bozuyor, oturduğun koltuğun çok yüksek ve ani ivmelerle seni 360 derece döndürmesi bir de kendini direk içinde hissettiren ve duyma, hissetme, görme duyularını etkileyen sistemle birleşince kendini gerçekten Harry Potter'ın arkasında süpürgede ilerliyormuş sanıyorsun. Çok zevkliydi be.

Kararımı verdim, bir işe mutlak girilecek nasılsa ve işte o zaman ben tekrar gideceğim. İlk gezi planım da gene amerikaya olacak. Tamam Amerika'da yaşamak istemiyorum dedim, hala da istemiyorum ama nimetlerine hayran kalmadığımı hiç iddia etmedim. Gene gideceğim, gidecek adam bulamasam bile tek başıma gideceğim...hedef...2015...

15 Temmuz 2013 Pazartesi

Amazonlar Türk mü?

Esra ben böyle bir makaleye denk geldim. Ama bana biraz kızılderililer türk şeklinde ortaya atılmış aşırı milliyetçi bir iddia gibi geldi. Sırf bölgeden dolayı sonuca ulaşması ve fazla delil olmaması sebebiyle pek ikna olmadım, ama merak etmekten de geri duramadım. Konu hakkında da benim çok bilgim yok, senin bu konuda artık uzmanlaştığını düşünerek, ne diyorsun bu konuya, bir aydınlatıver beni.

"Arkeolog Dr. Jeannine Davis Kimball Amazon mithinin gerisindeki gerçeği keşfetmek amacıyla yola koyuldu. Gerçek amazonlar kimlerdi?
Yunan mitolojisinde “Aşil (achilles) adlı yarı tanrı savaşçı troya savaşında amazon kabilesinden olan Pentesile (Penthesilia) adlı bir kadın savaşçıyla uzun süre ölümüne çarpışır, gücü tükenen Pentesile her ne kadar Aşil’i çok zorlasa da Aşil tarafından ölümcül bir kılıç darbesi alır. Aşil ölmek üzere olan kadının suratını açar ve bu sarışın kadına âşık olur. Pişman olmuştur...”
Eski yunan kaynaklarında bu savaşçı kadınların şeytan gibi dövüştükleri ve rüzgâr gibi at sürdükleri anlatılır.
Bu kaynaktan yola çıkan Arkeolog Dr. Jeannine Davis Kimball savaşçı Amazon kadınlarının nerede olduğunu ve nereden geldiklerini araştırmak için yola koyulur, yunan mitolojisinde efsaneler yaratan savaşçı kadınların Karadeniz’in kuzeyinden geldikleri, göçebe oldukları, karşılaştıkları erkek egemen toplumlar karşısında hayrete düştükleri, özgürlüklerine bağlı olduğu ve kız çocuklarını erkeklerle savaşmak için yetiştirdikleri birçok yerde anlatılmaktadır ve arkeolojik kazılarına efsanelere kulak vererek Karadeniz’in kuzeyindeki Rusya steplerinde başlatmaya karar verir...
Onlarca eski kurganı açan Dr. Kimball tahmin ettiği gibi aradığını Karadeniz’in kuzeyinde bulmuş, kazılarda çıkan eşyaların ve desenlerin bugünkü Altaylı göçebelerle olan benzerliğine dikkat çekmiş ve araştırmalarını daha doğuda Altay dağlarının eteklerinde yapma kararı almıştır. Bugünkü Kazakistan ve Moğolistan sınırları içindeki kurganlarda yaşayan savaşçı kadınlar amazonların Orta Asya kökenli olduklarını tüm dünyaya ispat etmiştir.
Araştırmalarını hızlandıran Dr. Kimball çevrede onlarca savaşçı kadın kurganı olduğunu keşfetmiş ve efsane kadın savaşçıların Orta Asya kökenli olduğunu ve savaşçı kadınlara o tarihte duyulan saygıyı kanıtlamıştır.
Gözünü tekrar yunan mitolojisine çeviren Dr. Kimball savaşçıların sarışın olarak tasvir edildiğini ve Pentesile’nin de sarışın olduğundan yola çıkarak Altaylardaki yalıtılmış göçebeleri araştırmaya başlar ve Altay dağlarının eteklerinde ıssız bir bölgede yaşayan 9 yaşlarındaki Meryemgül (Mairamgul) ismindeki sarışın Kırgız kıza dikkat çeker...
Meryemgül’ün ve 3000 km uzaklıktaki Karadeniz kuzeyinde bulunan kurgandan çıkan iskelet örneklerini DNA testine gönderen Dr. Kimball çıkan sonuçlar karşısında şok olmuştur...
2500 yıllık savaşçı kadın ve Meryemgül’ün mitokondrial DNA’sı %99,9 oranında benzerdir... Meryemgül’ün 2500 yaşındaki savaşçının torunu olduğunu ve Troya Savaşı’ndaki kuzeyden gelen dişi savaşçıların da kökeninin Orta Asya olduğu yani Amazonların TÜRK olduğu bilimsel olarak kanıtlanmıştır!
Amazonlar, inanışa göre yalnızca bir mitos, uydurulmuş bir efsane değildir. Amazonlar, Fatsa ya da Ordu’dan Karadeniz’e dökülen Thermedon ırmağının yakınlarında yaşayan savaşçı kadınlardır. Başkentleri Themiskyra kentiydi.
Amazonlar, Anadolu yarımadasında büyük bir öneme sahipti. Hem tarihçiler hem de mitos yazarları İzmir’in, Efes’in, Sinop’un ve daha pek çok kıyı kentinin Amazonlar tarafından kurulduğunu söylerler. Platon ve Sokrates Anadolu’da yaşayan bu çok kuvvetli ve cesur kadınların sık sık Yunanistan’a akın ettiklerinden bahseder.
Mitolojiye göre Amazonlar savaş tanrısı Ares’le Harmonia (ya da Aphrodite)’nın kızlarıdır. Tasvirlerde çok iyi ok, yay, kargı ve mızrak, iki ağızlı balta (Labrys) kullandıkları ve at sırtında savaştıkları görülmektedir.
Amazon sözcüğünün eski bir Anadolu diline ait olduğu söylenir. Bazı bilginlere göre A-mazon=Memesiz anlamına gelir. Yaylarını daha rahat çekebilmek için sağ göğüslerini kestikleri ve bundan dolayı kendilerine Amazon adı verildiği ileri sürülür. Oysa en erken tarihlerden itibaren yapılmış olan tasvirlerin çoğunda Amazonların göğüslerinin ikisi de görülür. Başka bir görüşe göre Amazon’un A’sı şiddet ve güç anlamına gelir, mazon ise göğüs demektir. Sözcük bu kez memesiz değil, tam tersi geniş ve kuvvetli göğüslü demektir. Bir diğer görüşe göre Amazon kelimesindeki “A”, Türkçe’deki -maz- eki gibi olumsuzluk getiren bir takıdır. “Mazo” ise dokunulmaz demektir. Bu görüşe göre Amazon bir erkek tarafından dokunulmaz olan kadın demektir. Pek çok Amazon kadınının mitolojideki kahramanlarla ilişkisi olmuştur; Hippolyte’nin Herakles, Antiope’nin Theseus, Penthesileia’nın Akhilleus efsanelerinde adları geçer. Bir diğer görüşe göre ise eski Kafkas dilinde “Maza” ay demektir. Amazonların hem ay tanrıçasına hem de önce Kybele sonra da Efes Artemisi’ne taptıkları için Amazonlara bu ad verilmiştir.
Amazonlar savaşta tutsak ettikleri erkeklerle birlikte olup daha sonra onları öldürmeyi adet edinmişlerdir. Bazen de komşu ülkelerle bir anlaşma yapıp komşu ülke erkekleri ile özellikle ilkbaharda birlikte olmuşlar, doğan çocukların kız olanlarını alıp, erkek çocukları onlara vermişlerdir."
Yrd. Doç. Dr. Gülgün Köroğlu

11 Temmuz 2013 Perşembe


İçimde o zamana kadar duymadığım bir eziklik vardı. Bu korku değildi; acı değildi. Ancak kendisine ihanet eden insanların duyacağı bir azaptı. Bir ucu iğrenmede biten garip bir duygu. Böyle günlerden birinde idi. Bir ara gözüm karşıdaki aynada kendi hayalime erişti. İki yanına asılmış paltoların arasında kendi yüzümü o kadar memnun ve biçare, o kadar zelil ve her tarafa sürüklenebilir, her şeye mukavemetsiz ve her şeyden istifa etmiş gördüm ki, bir an billurun beni kusacağını, kendi suratımı ayaklarımın ucuna fırlatacağını sandım. Fakat hayır, hiç de böyle olmadı. İkinci, üçüncü bakışta da bu hayale de alıştım. Her şey müsavi idi.


Saatleri Ayarlama Enstitüsü - A. H. Tanpınar


İstiyom

Altmış yaşıma geldiğimde ben de böyle olmak istiyorum.



Bu yatağı da istiyorum...



Bu elbiseyi de...




Bu halıyı da... özellikle bu halıyı da...



Böyle bir tarzı da 



Ve bunu da...



Bu tabakları da...





Bu gitarı da...



Ne işime yarayacak bilmiyorum ama bu kuş evlerini de...

           



Ve son olarak bu saçmalığı da...



10 Temmuz 2013 Çarşamba

BBC Language

İtalyanca uzun zamandır öğrenmek istediğim bir dildi. Ama kursa gitmeden öğrenmenin bir yolunu bulamadığım için, internetteki kaynakların çoğu kağıt üzerinde bilgiler içerdiğinden ve en en önemlisi hep zamanım yok bahanesine sığındığımdan bir türlü fırsat bulamamıştım.

Ama son durumum ile artık bir bahanem kalmadı. Ayrıca hiç istemediğim kadar çok istiyorum farklı dilleri öğrenmeyi. Sırası ile İtalyanca, Rusça ve Almanca ya da Fransızca dillerini öğrenmeye karar verdim. O sebeple bir süredir internette İtalyanca öğrenebileceğim kaynakları araştırıyorum. Çoğunluğu malesef hep kağıt üzerinde olduğundan kelimelerin okunuşları konusunda sorun oluşturacağını düşündüm hep. Ayrıca da çoğu istediğim şekilde bir yöntem ve sırayla anlatmıyordu dersleri. Çoğu dilin mantığından çok kalıplara odaklanmış şekilde bir içeriğe sahipti. Halbuki ben hazırlıkta ingilizceyi öğrendiğim gibi bir tarz arıyordum. Tam umudumu kesiyordum ki BBC'nin Language sitesine dek geldim.


İtalyanca dışında diğer dilleri nasıl anlatıyor açıkçası bir fikrim yok. Sadece birkaçına göz gezdirdim, orada 33 dilden fazla dil varmış gibi görünse de misal Türkçe ile ilgili sadece genel geçer bilgiler var, keza başka bazı diller içinde durum öyle. Ama sanki Fransızca falan gibi belli başlı dillerde başarılı gibi görünüyor. İskoçça da sanki başarılı gibi göründü. Ama emin değilim dediğim gibi sadece göz gezdirdim.

Benim amacım İtalyanca olduğundan, İtalyaca derslerine detaylı olarak ilgilendim. Dersler tam istediğim gibi, yani benim ingilizceyi öğrendiğim metodla ilerliyor. Ve hepsi video şeklinde, sanki bir hoca tahtaya yazıyormuş gibi konuları işliyor. O sebeple aksanda da faydalı oluyor. Toplamda 12 bölümden oluşuyor, her bölümde gramer, vocabulary ve alıştırma şeklinde bir hikaye etrafında devam eden bir video var. Ben 3 günlük çalışmamla şu anda başlangıç seviyesinde baya bir şeyler öğrendim. Şu anda italyaya gitsem sorun yaşamadan turistliğimi yaşayabilirim. Bu durumda 12 dersi tamamladığımda derdimi anlatacak kadar italyancam olacağını öngörüyorum. Daha sonrasında da artık dizileri italyanca altyazı ile izleyerek devamını getireceğimi düşünüyorum.

Eğer italyanca öğrenmek isterseniz şiddetle tavsiye ederim.
http://www.bbc.co.uk/languages/

9 Temmuz 2013 Salı

Musicovery

Zamanla dinlediğim tüm şarkılardan sıkılıyorum. Her dönem yeni müzik gerektiyor. Eski şarkılar eskisi gibi tatmin etmiyor beni. Ama durup da yeni müzikler bulmak çok zor, dinlediğin radyo hep aynı türü çalmaya devam ediyor, sanatçıların tarzları hep aynı...Ama bir şekilde bulmam gerekiyor o dönemki ruh haline uygun o şarkıyı. Ama bunu yapmak o kadar zor ki, sırf o sebeple aylarca hiç müzik dinlemediğim zamanlar oldu benim, sırf eskilerden sıkıldığım için, sırf yenilerini bulamadığım için...


Ama musicovery denen bu site bir kurtarıcı gibi yetişti. Sitede ruh halinize göre (energetic, dark, calm, positive) ekrandaki noktalardan birini seçerek ve isterseniz istediğiniz türü de seçerek ruh halinize uygun o müziği bulabiliyorsunuz. Belki siz çoktan beri biliyorsunuz, eski bir siteymiş, ben yeni keşfettim, kısmet... 

5 Temmuz 2013 Cuma

Sinema Yaş Grafiği



Hediye

Hani derler ya, bazı zamanlarda dua kapısı açık olur ve herhangi bir istek bile dua yerine geçip kabul olur diye. Onun için hatta ne istediğine dikkat et derler ya hani. İşte ben gene o anı yakalayıp hiç etmeyi başardım. Her seferinde yanlış isteklerle heba ediyorum güzelim anı.

Havalar ısındığı için ve bizim kapalı otoparkımız olmadığından güneşin altında kalmış bir arabanın direksiyonuna dokunmak ocaktan yeni inmiş tencereyi avuçlamakla aynı sonucu doğuruyor insan elinde. Gene böyle bir anda dedim ki, ya keşke ön camın önüne koyabileceğim bir güneşliğim olsaydı. Sadece bunu diyerek, ellerim yana yana yola devam ettim.

Olayın sabahında da cinemaximum'un cineperşembe kampanyası kapsamında sorulan sorulara cevap vermiş, hediyeleri sadece sinema bileti zannederek çekilişe katılmıştım. (Zaten her hafta yaptıkları kampanyada neredeyse hep sinema bileti veriyorlardı hediye olarak, yani öyle zannetmem gayet mantıklıydı.) Ve olaydan tam bir hafta sonra kapımda cinemaximum tarafından yollanmış World War Z, araba güneşliğini buldum.



Şimdi bunu niye abartıyorsun diyebilirsiniz ama ben ömrüm boyunca 3 adet hediye kazandım ortalamaya vuracak olursam on yılda bir hediye demek olur ki, çok düşük bir olasılığı olan bu durumun sonucunda istediğim ve ihtiyacım olan şeyin çok kısa bir sürede gelmesi bir mucize değil de nedir?

Kazandığım tüm hediyelerin de Brad Pitt filmlerinin promosyonları olması da ayrıca nasıl bir tesadüf? Bir şekilde ömrümün her hangi anında Brad Pitt ile yüz yüze karşılaşırsam anında piyango bileti alacağım, toto loto işte ne varsa onu oynayacağım.

Lan arkadaş o kadar dilek arasından araba güneşliği mi ya? Hala üzülüyorum, araba güneşliği ne ya? Demek ki o anda Oscar, Nobel falan istesem onlara da sahip olacakmışım. Gene o mucizevi anı mahvettim.

4 Temmuz 2013 Perşembe

Sevimli Canavarlar Üniversitesi

"We scare because we care"


Pixar ilk şaheserlerinden biri olan Monster Inc. yani Sevimli Canavarlar (türkçe isminden hiç hoşlanmıyorum, direk filme 6-12 yaş'a hitap ediyor görünümü katıyor.) filminin ikinci filmi ile tam 11 yıl aradan sonra Monster University (Sevimli Canavarlar Üniversiesi) ile karşımızda.

Monster Inc ile ilk yayınlandığı 2002 yılında yani ben lisedeyken tanışmıştım. İzlediğim ilk 3d animasyondu. Toy Story'i izlememiştim öncesinde, hoşlanmamıştım zaten de görüntülerinden, hala da izlemedim birinci filmini Toy Story'nin.  Neredeyse herkesin ilk 3d animasyonu Toy Story iken benimki Monster Inc. oldu. İzler izlemez aşık olmuştum Pixar'a. Bilgisayar Mühendisliği seçmeme en büyük etken o olmuştu, sanmıştım ki bilgisayar mühendisliği okursam Pixar'da çalışabilirim ama ben olayları çok yanlış yorumlamışım. Kısmet değilmiş ne yapalım. Ama tüm bu sebeplerden ötürü bende yeri çok başka bu filmin. İlk vcd'im de bu filme ait. Benim için ilklerin filmi ve ben hala bu filmi arada açıp açıp izliyorum, mutlu oluyorum.

Bu durumda da yıllar sonra çıkan ikinci filmini kaçırmak olmazdı. Açıkçası üzerinden yıllar geçmiş olması sebebiyle vasat bir film bekledim. Gitme sebebim filmle aramızda yıllardır var olan hukuka hürmettendi. Aklımda çok yaşlandığım fikri dolanıp duruyor ve bu sebeple eskisi gibi tat alamayacağımı düşünüyordum. Ama nasıl yanılmışım, nasıl da özlemişim Mike ve Sulley'i. Neden ikincisini çekmek için bu kadar bekledin ki be Pixar. Keşke Ice Age gibi Mike ve Sulley'i de iki yılda bir izleme şansına sahip olsaydık ne olurdu ha?

Filmin konusuna gelecek olursak, isminde de anlaşılacağı gibi "korkunç" canavarlarımız Mike ve Sulley'nin üniversite yıllarına dönüyoruz. Yani iki dostun nasıl dost olduklarına dönüyoruz. Kendilerini nasıl Monster Inc.'de bulduklarının ön hikayesi bu film. Eski karakterlerle karşılaşırken, yeni yeni bir sürü süper ötesi canavarlarla da karşılaşıyoruz. Film belki tür açısından klasik bir üniversite gençlik filmi kategorisine sokulabilir. Belki değil tam olarak o kategoride; hem de o kategorinin en iyilerinden birini ortaya koyarak. Espriler ise gayet kaliteli, öyle çocuklar anlasın diye basit espriler yerine, gençliğe hitap eden bir dil kullanmışlar. Hatta Amerikan Üniversitelerindeki Greek sisteminin ne olduğunu bilmeyenler ki kastım çocuklar, ne diyor ya bunlar, ne yunanı diyebilirler.


Ayrıca izlerken Monsters Üniversitesine (MU) hayran kaldım. Tamam, bu modellenmiş bir üniversite ve kampüs, ama gittiğim üniversitelerden, ne amerikadaki ne de ankaradaki onun tırnağı bile olamaz. Deseler ki ÖSS'den 500 al seni o üniversiteye göndereceğiz, yemin ediyorum yemem içmem test çözerim, alırım o 500 puanı.

Tüm Türk mimarlarını Allah'a havale ediyorum. Böyle mimari batsın yere! 1000'lerce yıllık türk tarihinden elimiz de bir Mimar Sinan bir de binlerce bir birinin aynısı cami mi var? Yanlış anlaşılmasın onlarla bir derdim yok, o eserleri beğenmeyene nankör denir, ellerine sağlık çok güzel olmuş da, biraz çeşit olsaydı ya? Ne bileyim şimdi milli kütüphane Osmanlı mimarisinde bir bina olsaydı, en eski üniversitelerden Gazi Üniversitesinin kampüsünde tarihi ve estetik binalar olsaydı, evler de misal klasik Türk mimarisi sayabileceğimiz Beypazarındaki evlerin yeninden yorumlanmış şeklinde olsaydı. Hadi zamanında ülkenin maddi durumu falandı filandı... ya daha birkaç yıl önce Gölbaşına diktiğiniz Ankara ve Gazi Üniversitesi kampüslerinin iğrenç hali ne? Mimari bile diyemiyorum, kare dikdörtgen bir şeklin içine bölmeler oluşturarak bina dikiyorsunuz her tarafa. Çok laflar hazırladım size ama söyler miyim, söylemem.  Gördüğüm  tek değişik ve güzel mimari Gölbaşı'ndaki bir cami arkadaş, kimse onun mimarı, gölbaşı belediye başkanı olunca gölbaşındaki tüm binaları yıkıp ona yeniden yaptıracağım. Sinirlendim ha...


Kısaca son dönemlerin en başarılı animasyonlarından biriydi. Belki geçmişimden dolayı objektif yaklaşamıyorum ama imdb puanı da 7,8 gibi çok yüksek bir rakamda. Ben izlerken çok çok eğlendim. Mike ve Sulley'i özellikle Sulley'i bir ergen olarak görmek çok eğlenceliydi. Eğer ilk filmi sevdiyseniz bundan da zevk alacağınızı düşünüyorum. Hele animasyon sevdanız varsa kesinlikle kaçırmamanızı tavsiye ederim. Görsel kalitesine değinmiyorum bile, Pixar'ın adı yeter. Ben sadece diyorum ki; on numara beş yıldız film olmuş.

Wazowski gözümsün!

3 Temmuz 2013 Çarşamba

Çiçekler sıcaktı...

Siz hala çiçekleri saksılarda vazolarda mı tutuyorsunuz? Geçti o günler be dostum, artık devir bulduğun her otu yeme zamanı, bak el oğlu neler yapıyor, sen hala gül reçeliyle, kabak çiçeğiyle takıl nereye kadar?
Not: Resimlere bakıp her çiçeği yemeye kalkmayın, bazıları cidden zehirli olabiliyormuş, ama bizde hizmet tükenmez. Alın bakalım, yenilecek çiçeklerin bir listesi; http://www.freshorigins.com/menu-edible-flowers.html












Tarifleri merak eden varsa bu adreste bir kaç tane var gibi; santacruzsentinel

Saçındaki toka olayım... (başlık bulamadı)

Yıllarca biz de o saçı tepemize topladık ama hiç bu kadar havalı olmadık... hatta hiç olmadık. (bknz; free people diyerek ölmek; sen William Wallace'ı çok yanlış anlamışsın dostum. )