Bugün için üzülerek belirtmek zorundayım ki beş yıllık plan tam bir fiyaskoyla sonuçlanmıştır. Gerçekleştirmemi istediğiniz bütün hayaller, ikinci bir çağrıya kadar ertelenmiştir. Herkes işinin gücünün başına dönsün.

31 Ocak 2015 Cumartesi

They only let you be this happy if they're preparing to take something from you

“She said, 'I'm so afraid.' And I said, 'why?,' and she said, 'Because I'm so profoundly happy, Dr. Rasul. Happiness like this is frightening.' I asked her why and she said, 'They only let you be this happy if they're preparing to take something from you.”
― Khaled Hosseini, The Kite Runner

Ricordare l'Italia

İstediğim şeyin olmaması olmasından daha hayırlı gibi. Tanrım neyim var benim? Sırf kendini güvende hissetme uğruna tüm hayalleri çöpe mi atacağım? Atmayacağım, ne kadar hayalim varsa hepsini yazacağım. Zaman sınırı yok, zaman önemsiz. Günde bir saat günde beş saat ne önemi var. Ben yazacağım. Günde 1000 kelime, yılda 365000 kelime; ben yazacağım.

Sırf düşman saflarında, yabancı topraklarda beni güvende hissettiriyor diye bir saçmalığa kapılmayacağım. İstediğim şey ya olursa... yok, hayır, annemin hayatını yaşamayacağım, hele de yarım kalmış bir hikayeden devralıp da yaşamayacağım. Yok, annemin hikayesinin üçüncü sayfa versiyonunu yaşamayacağım. İtalyayı hatırla, İtalyayı! Güneş, yeşil ve taştan evler. Evlerden biri benim. Kiraz ağacımda var bahçemde ve ben onun bir dalında. Yazacağım, ne kadar hayalim varsa yazacağım. Ya da floransa. O hayali hatırla! Floransa'nın daracık tarihten kalma sokaklarında bir kaldırım taşında. Yazacağım, aklımda ne varsa yazacağım.

İstediğim şeye sahip olmam da olamamam da bir tür lanet. İstememem lazım. Ait olmadığım bu dünyada kendimi güvende hissetmemi sağlayacak diye sahip olamayacağım bir şeyi istemeyeceğim. Oraya takılıp kalıp da kendimi unutmayacağım. Ben gideceğim buradan da. Ben buraya ait değilim, güvende hissetmeye ihtiyacım yok. Ait olmadığım bir dünya için güvenceye ihtiyacım yok, gideceğim zaten. Gideceğim! Değiştiremeyecek hiçbir saçmalığınız beni. Değişmeyeceğim, ben bu değilim! İtalyayı hatırla! Değişmeyeceğim! Savaşmayacağım sizin lanetli topraklarınız beni kabullensin diye. En başından beri sizi kabullenemeyen zaten benim. Tanrım gene ne saçmalıyorum! Doğduğum günden beri tüm bunlardan sıtkı sıyrılan benim! Nasıl oluyor da şimdi içinizdeki en yanlışa uzanıyorum. Lanetli topraklarınızda güvene ihtiyacım yok. İstemeyeceğim! Güvende hissetmeye ihtiyacım yok, kalmayacağım bir dünyada güvende hissetmesem de olur. Tuscany'i hatırla! Gideceğim.

Ve ben hayal kuracağım, durmadan hayal kuracağım. Hayallerimin arkasından ağıt yakmayacağım; ben o hayallere dayanıp da yaşayacağım. Ben o hayallere sığınıp da dayanacağım.

Ama...dayanamıyorum albayım.

"Neden bu yarışlara kalktın evladım?"

Bilmiyorum albayım. Bende her şey yanlış ve gene gidip yanlışa uzanıyorum. Hayal kuramıyorum. İtalyayı hatırlayamıyorum. Deniyorum. Hatırlayamıyorum. Hayallerime ulaşamıyorum. Bir şeyler yap Tanrım. Hayallerime sığınamıyorum. Dayanamıyorum.

Dayanamıyorum.

Ölüm ne zaman sahneye çıkacak? Onu hatırlıyorum.

Lanet gelsin topraklarınıza! Hayal kuramıyorum. Tutunamıyorum diye kendimle gurur duyuyordum. Şimdi tutunmak istiyorum ve kendimden utanıyorum!

Lanet gelsin bana. Hadi hala neden sahneye çıkmıyor. Onu çok iyi hatırlıyorum.

Ben en iyisi gidip yazayım. Zaman sınırı yok, zaman önemsiz. Günde bir saat günde beş saat ne önemi var. Ben yazayım. Günde 1000 kelime, yılda 365000 kelime; ben yazayım. O gelene kadar yazayım. Belki o zaman yeniden hayal kurarım. Onu beklerken yazabilirim. Çünkü onu hatırlıyorum.
Midem mi bulandı yoksa canım mı çekti bilemedim. Ama galiba çok canım çekti.


26 Ocak 2015 Pazartesi

Wardstone Günlükleri

Sene 2009, Dost Kitabevinde geziyorum. O anda göz göze gelmiştim Hayaletin Çırağı kitabıyla. O nasıl güzel bir kapaktı öyle. Görür görmez vuruldum. Şimdi baskılar öyle değil, övünmek gibi olmasın bendeki ilk baskısı, böyle kabartmalı falan. Üstelik kitap; arkadaşım dediğim, yıllardır görüştüğüm, hayatımı paylaştığım tam yedi kişiyi dolaştı. Öyle de garip bir yaşanmışlığı var; yedinci oğlun yedinci oğlunun hikayesi yedi kişiyi dolaşıp geri bana döndü. Ben serinin beş kitabını okudum, aslında hepsini alıp okumayı planlıyordum ama sayı 13'ü geçince bu Joseph amca yazmayı hiç bırakmayacak ben bununla baş edemem deyip ben okumayı bıraktım. Gerçi hala okumak istiyorum, çok eğleniyordum okurken. Belki ileride okumaya devam ederim. Neyse..

Hani bazı kitaplar vardır ya okumazsın da sanki sahneler önünde oynanır, film izler gibi, öyle bir seri benim için Wardstone Günlükleri.(serinin adı, yüz tane ismi oldu.) Zaten okurken aklımdan ben bunun filmini yaparımdan başka bir şey geçmemişti. (O zamanlar genciz daha, yönetmen falan olacağız büyüyünce sanıyoruz tabii.) Ben yönetmen olana kadar Hollywood benden hızlı davranmış. Filmi çektiler, üstüne üstlük bu cuma Türkiye'de gösterime giriyor. Hayalet tam da hayal ettiğim gibi. Ama o Tom yok mu o Tom, Tom ergendi ya kitapta. Filmde ise kocaman bir adam var karışımızda. Ayrıca da kitaptan çok kopmuş gibi görünüyor. Aman yarabbi, ne hayal kırıklığı...(yok ya ne hayal kırıklığı, bekliyorduk biz bunun böyle olacağını)

Ama olsun, cuma her türlü gidiyor muyuz? Evet, evet, evet!


 

25 Ocak 2015 Pazar

Üçüncü evre

Ben artık hayal kurmuyorum. Hem de hiç. Hayal kurmadığım için yazı da yazamıyorum. Sanki böyle kocaman bir boşlukta hiçbir şey hissetmeden asılı kalmışım gibi. Bazen geleceğe dair bir iki şey hayal edecek gibi oluyorum, aklımın köşesine geliveriyor işte bir iki hayal. Hemen kovalıyorum. Çünkü korkuyorum. Evet, ben hayallerimden çok korkuyorum. Şimdiye kadar bana bir zarar vermedi hayallerim aslında. Aksine çok faydasını gördüm, hiçbiri onlardan beklediğim faydalar değildi gerçi, olsun başka türlü faydalarını gördüm. Ama çok da canımı yaktılar. Hem de öyle böyle değil. Gerçek olmadıklarında da, gerçek olduklarında da...çok canımı acıttılar. O sebeple çok korkuyorum. Dualarımı dahi değiştirdim. "Allah'ım şu hayalimi gerçekleştir" demiyorum artık, diyemiyorum. Artık, "Allah'ım bana mukayyet ol, çünkü ben ne istediğimi bilmiyorum" diye dua ediyorum.

Şimdi bir köşeye sindim. İlerlemeden de gerilemeden de burada takılayım diyorum. Bu sefer oyunu sizin kurallarınıza göre oynayacağım. Gerçekten, söz veriyorum, değiştirmeye çalışmayacağım, kaçmaya çalışmayacağım, sizin kurallarınıza göre oynayacağım. Siz yeter ki hayal kurmama sebep olmayın. Mutlu olmak falan değil istediğim, canımı acıtmayın yeter.

Önce inkar ettiğim kim olduğumu. Yapabileceklerimden fazlasını denedim. Sonra kim olduğumu inkar edemez hale gelince, kızdım ve isyan ettim. Ne kadar öfkeliydim her şeye, herkese karşı fark etmediniz mi? Tanrım şimdi seninle pazarlık aşamasındayız. Kuralına göre oynayacağım, lütfen artık canımı acıtma, sadece canımı yakma yeter. Kimseye, hiçbir şeye ihtiyacım yok. Sen bana mukayyet ol yeter.

18 Ocak 2015 Pazar

Heavenly daemons outside my window!

Dream, dream your sins away,
Sin your dreams away
You're holding back, stop holding back
Unchain!


17 Ocak 2015 Cumartesi

Ben nelerle uğraşıyorum, milletin yaşadığı yere bak!


12 Ocak 2015 Pazartesi

there's something broken about this

but i'm might be hoping about this
oh, what a sin...

Bugün aralıksız tam 4 saat, toplamda ise 6 saat boyunca bu şarkıyı dinleyip durdum. Ben dinlemediğim zamanlarda da beynimde kendiliğinden yankılandı durdu. Kendimden korkuyor muyum, evet ama yarın da aynı şekilde yapmayı düşünüyorum. Bundan başka tüm şarkılar kötü çünkü benim için bu aralar...her şey kötü zaten bu aralar...

8 Ocak 2015 Perşembe

5 Ocak 2015 Pazartesi