Benim çocukluktan beri gelen bir resim tutkum vardır diye başlamayacağım, çünkü yok öyle bir şey. İlkokul ve ortaokulda bütün resimlerimi ablama yaptırmış bir insanım. En nefret ettiğim derslerin başında gelirdi. Resimlerim dağ, dere ve ev üçlüsünden öteye gitmiş değil. (Bir de resmi bayramlarda çizilen anıtkabir var tabi.) O kocaman 1000 m2 sayfayı doldurmaya çalışmak işkenceden beterdi benim için. Lisede resim seçmeli ders olunca arkama bakmadan kaçmış, üniversiten mezun oluncaya kadar da elime resimle ilgili hiçbir şey almamıştım. Sonra animasyon okuluna başvurma hayalleri, yetenek sınavı falan derken (yollayacaklarını varsayıyordum.) yeniden kendime A4 boyutlarında bir resim defteri ve bir kaç kara kalem almıştım. Kara kalem kadar iğrenç bir şey yok, her tarafa bulaşıyor, grimsi tonlar, hiç zevkli değil. Gene nefret ettim resim yapmaktan. Zaten okula da yollamadılar. O sayfa da böylece kapanmış oldu.
Taa ki bu yıla kadar.
Yeğenimin kuru boyaları ile boyama yaparken çok garip bir şey keşfettim; Ben renkli renkli kuru boyalarla uğraşırken dünya duruyor. Beynim de en ufak düşünce bile yer edinemiyor. Tıpkı bayılmak gibi, sadece kocaman bir boşluk. Ben o kafaya ulaşmak için zamanında kendi kendime meditasyon gibi saatlerce "hiç düşünce, hiç düşünce..." diye sayıkladığım zamanları bilirim. Ama o kalemleri elime aldığımda o durum kendiliğinden oluşuveriyor.
Hem şimdi resim defteri boyutumu da A5'e düşürdüm.
Son zamanlarda yazmaktan korkuyorum. Yazarken yazdığım her şeyi beynimde tekrar tekrar yaşıyorum. Bittiğinde kendimi dünyanın en yorgun insanı gibi hissediyorum. Ama kuru boyalarla uğraşırken bittiğinde kendimi yeni uykudan uyanmış gibi hissediyorum. Biliyorum, yaptığım çoğu şey bir şeye benzemiyor, ama ona rağmen ben kendimi mutlu hissediyorum. Antidepresan gibi, ya da daha çok yok olmak gibi, tıpkı bayıldığın zaman hissettiğinden, her şeyden kaçmak işte.
Ayrıca konu resim olunca utanma duygusu da ortadan kayboluyor. Normal şartlar altında böylesine başarısız şeyleri insan içine çıkarmamam lazım. Misal bazı yazdığım şeylerde kendimle gurur duyuyorum, yazı konusunda öyle narsist bir tarafım var, onları bile insan içine çıkarırken utanıyorum. Çoğunu daha bir Allah'ın kuluna okutmadım. Ama resimlerimde, garip bir şekilde, "baak, ne çizdim" diye dolaşıyorum etrafta. Tabi sonra akıl sağlığımdan endişelendiklerini gözlerinden okuyabiliyorum. "Zavallıcık çok sıkılıyor olmalı" diye düşündüklerinden eminim. Boyarken taşırıyorum, çizerken yamuk çiziyorum, detaylara hiç takılmıyorum, tüm kuralları hiçe sayıyorum, bazılarını Rüzgar yaptı sanıyorlar ama ben umursamıyorum. Resim detay işi, ben detaylara gelemiyorum, ama olsun, diyorum ya, resim yaparken hiç ama hiçbir şey düşünmüyorum zaten.
Korkmayın canım, saçmalıklarımı ne zaman sizden sakladım ki şimdi saklayayım, azıcık da siz endişelenin. (hiç utanma kalmadı, yazık!)

Yandaki yeşil gözler aynı Esra'nınkilere benzedi, birazdan da Jon Snow gözü çizecem. Esra, çıkar mısın bilinçaltımdan lütfen!!!
En çok köstebek ile Esmeralda'yı seviyorum <3
Burada kalemlere göre biraz renk karıştırmayı denedim, düzgün karışmış görünenler Faber Castel (turkuaz ve kırmızı), karışamamış duranlar Adel.
Bunu da Rüzgar boyadı sandılar, halbuki ilk aquarelle kalem denememdi, işin içine su girince kontrolü kaybettim. (Haksız da sayılmazlar)