Bugün için üzülerek belirtmek zorundayım ki beş yıllık plan tam bir fiyaskoyla sonuçlanmıştır. Gerçekleştirmemi istediğiniz bütün hayaller, ikinci bir çağrıya kadar ertelenmiştir. Herkes işinin gücünün başına dönsün.
22 Mart 2015 Pazar
Soğuğun kokusu
Dün tüm gün dışarıdaydım. Dedim ya kendimle başbaşa kalmamak için elimden ne gelirse yapıyorum. Ama evde kendimle başbaşa kalsam daha iyi edermişim diye düşünüyorum şimdi. Çünkü bir kaç zamandır içimde bastırmaya çalıştığım bir özlem giderek gün yüzüne çıkıyor. Çok alakasız yerlerde ufacık detaylar orayı anımsatıyor bana. Her yerde oranın kokusunu alıyorum. Yemek yediğimiz yerdeki yağ kokusu bana orayı anımsatıyor. Durakta beklerkenki soğuğun kokusu bana oradaki akşamları anımsatıyor. Yapma bir ağaç oradaki ormana benziyor. Yolda yürürken gördüğüm kızın başındaki bere... falan filan böyle saçma detaylar işte. Aslında gördüklerim, duyduklarımdan dolayı hatırladıklarım o kadar da dokunmuyor da, koku mahvediyor işte. En çok da soğuğun, rüzgarın kokusu dokunuyor. Gene her şeyi yıkıp gidesim geliyor.
Biliyorum bahar geldikçe durum daha da ağırlaşacak. Havalar bir 15-20 derecesine ulaşsın, akşam serinliğindeki o rüzgarın kokusu daha beter edecek her şeyi. Oradaki her şeyi başarabilirim, her şey olabilirim, önümde engel yok, sıfırdan başlayabilirim duygusunu tekrardan istemeye başlayacağım. Aklımı iyice kaçırdım galiba. Soğuğa karışmış egzoz kokusundan özgürlük hayalleri çıkarıyorum kendime, yanmış adi yağ kokularından geçmişime ağıtlar yakıyorum.
Kaç zamandır bunu itiraf etmek istiyordum da, bastırıyordum, yok sayıyordum, kendimi kandırmaya çalışıyordum. Dün artık engel olamadım. Özlüyorum ben orayı, hem de çok özlüyorum.
Ama aslında geri gitmek de istemiyorum, gidesim geliyor da hiç gitmek istemiyorum. O bana gelsin istiyorum. Gülmeyin, gerçekten buradaki hiçbir şeyi bırakmak da istemiyorum. İkisi karışsın, birleşsin istiyorum. Her sabah gene buradaki işime gideyim, eve bisikletimle ormanı aşarak ineyim. Evim okyanus kenarındaki o ev olsun, ama içindekiler, çevredeki şeyler, ailem ve akrabalarım, eşyalar da dahil buradaki ev olsun. (Gerçi bu benim hayalim ya, evin içini biraz da değiştirebilirim, bu evi içindeki her şeyle bir kaç blok ötesine taşıyıp, kendime melce ile başka bir ev de hayal edebilirim utanmasam, korkmasam...) Hava hep 15-20 derece arasında olsun. Ben durmadan o soğuğun kokusunu duymak istiyorum. Kafamda işte böyle saçma vizyonlar oluştursa da ben o soğuk rüzgarın kokusunu hissetmek istiyorum. Mutsuzluktan doğan garip bir mutluluk işte. Yarayı kaşımak gibi...
21 Mart 2015 Cumartesi
Enigma
Ben Kiera Knightley'e katlanamıyorum, en son Anna Karanina'ya gitme gibi bir hata yaptıktan sonra kendime söz vermiştim, ben bu kadının hiçbir filmini daha da izlemem. Herkesin bayılarak izlediği Attonement gibi filmleri bile kadını görmeye dayanamadığımdan izleyememiş, yarım bırakmıştım. Ama arkadaşı kıramadığımdan gitmek zorunda kaldım, (ömrümde ilk defa bir insana hayır diyemiyorum, neden hala çözemedim.) Film öyle ahım şahım, muhteşem bir film değil. Ama gene de kendini izletmeyi başarıyor. Ayrıca ilk defa Kiera Knigtley bana itici görünmedi onu da buraya not edeyim. Ben filmden çok Alan Turing'in hayat hikayesine takıldım.
Turing'in kim olduğunu bir bilgisayar mühendisi olarak elbette biliyordum. Turing machine'i yapan bir bilim adamıydı işte. Yaşadığı hayat hiç umurumda olmadı. Ama filmde çizdikleri portre, ki doğruysa eğer, çok canımı yaktı. Hele o makinenin karşısında Christopher diye ağladığı sahne çok dokundu. Değer mi diye düşündüm. Gerçekten, şu yaşadığımız medeniyet o insanların acılarına değer mi? Çünkü dünyayı değiştiren buluşlar yapan adamların çoğu (hepsi?) büyük acılar çekmişler; ilk akla gelenler Da Vinci, Galileo... Sanki dünyayı döndürmek için bedel ödesinler diye seçilmiş, bir grup şansız azınlık gibiler. Hiçbiri normal bir hayat yaşamamış. Hepsi çevrelerinden farklı oldukları için eziyetlere maruz kalmışlar.
Bir insan ben büyünce mucit olacağım diye düşünüp, kendisini oraya yönlendiremez ki. Bir insan öyle doğar, herkesten farklı olarak. Ve lanet olsun ki, hiçbir toplum farklı olanı kabullenemez. Tanrı tarafından büyük bir cezayı çekmek için yeryüzüne gönderilmiş bir grup zavallı azınlık.
Bilmiyorum, düşündüm ki dünya ömrü boyunca bilgisayar bilmese de olurdu, ben bu yazıyı kağıt üzerine yazmayı tercih ederim, kimsenin okumayacağı bir kağıt üzerine, Alan Turing'in o kadar canı yanmasa daha iyi olurdu diye düşündüm filmi izlerken. Düşündüm ki ileride bir çocuğum olursa eğer, "normal" olması için, farklı olmaması için elimden geleni yapacağım. İşte filmle bu kadar ilgilendim ben. Film aslında farklı olmaya bir övgü niteliğinde çekilmiş. Senaristi de zamanında farklı hissettiği için intahara kalkışmış bir adammış. Farklıyım diye üzülmeyin, farklarınızla dünyayı, insanların kaderini değiştirirsiniz gibi bir mesajı var filmin. Ama ben işte öyle yorumlayamadım, hiçbir insanın canı yanmamalı böylesine, dünya aynı kalsın daha iyi. Bence farklıysanız çok üzülün, mahvoldunuz demektir. Normal olmak, herkes gibi olmak lazım bu hayatta.
15 Mart 2015 Pazar
Ben bunu lise sonda dinlerdim. Sonra üniversitede ne zaman mutsuz olsam dinlerdim. Sonra işe girdim gene ne zaman mutsuz olsam dinlemeye başladım. Şarkıyı söyleyen kişi önemli değildi benim için, hep kendimi o şarkının söylendiği adam gibi hissettim. Farkındayım şarkının amacı daha farklı ama ben belki biri de gelip bana "her şey o kadar da kötü değil, boş ver her şeyi, şimdi biraz uyu, ölmez de uyanırsan gel birlikte batalım" der diye umdum. Ne zaman mutsuz olsam sığındığım, ardarda dinlediğim, sonra daha beter mutsuz olduğum bir şarkı işte. Uzunca bir süredir, yani neredeyse 2012'den beri bu şarkıya bulaşmıyordum. Döndük dolaştık, gene buraya geldik. Sürekli kendi kuyruğumu kovalıyormuşum gibi hissediyorum. Olduğum yerde dönüp duruyorum, hep başladığım noktaya geri dönüyorum. Sonra da o kadar çabaya rağmen neden ilerliyemiyorum diye düşünüp duruyorum. İşlerim hep batıla kalmış, etrafımdaki her şey zahiri...
2 Şubat 2015 Pazartesi
Ben galiba bir süre yazmayacağım. Belki tekrar yazarım, belki hiç yazmam bir daha. Kendime biraz küstüm de. Sabah ne için uyanıyoruz onu bile bilmezken, oturup aklımdakileri kayıt altına almanın ne manası var? Masal anlatmanın kime ne yararı var? Ben bir sabaha neden çıkıyorum onu bulayım belki geri yazmaya başlarım. Şimdilik sadece sabah kalk, işe git, ne isterlerse yap, eve gel, yemek ye, uyu bazal algoritmasını bir süre daha devam ettireceğim. Hayal mi, o da ne? Hayal yoksa ne yazayım zaten ben?
1 Şubat 2015 Pazar
Kal
Çok çabalıyorum. Şimdi beni terk edemezsin. Aklım, kal olduğun yerde. Kimseye değil, bir tek sana güveniyorum. Aklım kal olduğun yerde.
Tekrar NY'a dönemez miyim? Burası sarı, burası hastalıklı, burası yanlış. Tekrar dönemez miyim? Burası eskiden olduğundan daha yanlış.
Tüm bu olanlar bir planın bir parçası mı? Yoksa tüm bunları ben mi yaptım? Hepsi önceden hazırlanmış bir dizayn mı yoksa benim hatam mı? Yoksa dahası mı, benim hatalarım sonucu oluşmuş bir dizaynın bir parçası mı?
Gerçekten çabalıyorum. İnanmıyor musun? Şimdi değil, daha gitme dedim! Dünyada daha vaktim var, şimdi pes etme zamanı değil. Aklım kal olduğum yerde. Durmadan sayıklıyorsun, saçmalıyorsun. Tepemde bir çatım yok, sen bununla mutlu olmamı bekliyorsun. Tutunacak bir dal arıyorum ve sen buna şükret mi diyorsun? Çabalıyorum, şimdi böyle saçmalayamazsın, bir tek sana güveniyorum, onu da elimden alamazsın. Kal eskiden olduğun yerde.
Tekrar NY'a dönemez miyim? Burası sarı, burası hastalıklı, burası yanlış. Tekrar dönemez miyim? Burası eskiden olduğundan daha yanlış.
Tüm bu olanlar bir planın bir parçası mı? Yoksa tüm bunları ben mi yaptım? Hepsi önceden hazırlanmış bir dizayn mı yoksa benim hatam mı? Yoksa dahası mı, benim hatalarım sonucu oluşmuş bir dizaynın bir parçası mı?
Gerçekten çabalıyorum. İnanmıyor musun? Şimdi değil, daha gitme dedim! Dünyada daha vaktim var, şimdi pes etme zamanı değil. Aklım kal olduğum yerde. Durmadan sayıklıyorsun, saçmalıyorsun. Tepemde bir çatım yok, sen bununla mutlu olmamı bekliyorsun. Tutunacak bir dal arıyorum ve sen buna şükret mi diyorsun? Çabalıyorum, şimdi böyle saçmalayamazsın, bir tek sana güveniyorum, onu da elimden alamazsın. Kal eskiden olduğun yerde.
Gidiyorum ben?
Önce her şey çok güzelmiş gibi geliyor. Sonra yavaş yavaş huzursuzluk baş gösteriyor. Sevdiğini sanıyorsun. Katlanırım sanıyorsun. En sonunda katlanılmaz hale geliyor mutsuzluğun. Giderim buradan diyorsun. Çekip gidiyorsun.
Bu seferki başka türlü olur sandımdı halbuki ben. Ama aslında farklı türlü de oldu sayılır. Önce hiçbir şey hissetmedim; ne mutluluk, ne mutsuzluk ne de korku. Halbuki korkmam gerekirdi. Ama yok hiçbir şey hissetmedim. Sonra hissizliğin yerini şaşkınlık aldı. Ve en sonunda en garibi oldu. İlginçtir içimde bir mutluluk filizlendi. Surat asmalıydım, insanlara öldürecek gibi bakmalıydım. Normali buydu. Böyle sırıtarak dolaşmamalıydım etrafta. Evet, mutluydum. O kafamın en derinlerinde durmadan tekrarlanan "gitmem lazım" lafını bastırdım. Ama tüm bunlar tuhaf bir şekilde beraberinde bir huzursuzluk da taşıyordu. Hani çok güzel bir rüya görürsün ama alttan alta bilirsin de onun bir rüya olduğunu. Öylesine bir huzursuzluk işte. En sonunda da tamamen farkedersin bir rüyada olduğunu. Etrafında kurduğun her şeyin senin beyninin bir ürünü olduğunu; gerçekte ise her zamanki sıradan, sıkıcı, o mutsuz yatağında yattığını.Tüm tadı kaçar her şeyin. Önceden çok mantıklı görünen o rüya dünyası, tüm saçmalıkları ile karşına dikilir. Gerçekleri görür, hayallerini kaybedersin.
Öyle oldu işte. Süreç bu sefer farklı işledi. Ama sonuç aynı. Farklı hiçbir şey yok burada. Bu dünya benim için olmayacak asla. Gitmek lazım gene. Gidiyorum ben...
Ama bu sefer nereye gideceğim ben? Gidecek yerim de kalmadı şimdi. Kaçacak gücümde yok artık. Peki bu sefer mutsuzluk katlanılmaz hale geldiğinde ne olacak?
Bu seferki başka türlü olur sandımdı halbuki ben. Ama aslında farklı türlü de oldu sayılır. Önce hiçbir şey hissetmedim; ne mutluluk, ne mutsuzluk ne de korku. Halbuki korkmam gerekirdi. Ama yok hiçbir şey hissetmedim. Sonra hissizliğin yerini şaşkınlık aldı. Ve en sonunda en garibi oldu. İlginçtir içimde bir mutluluk filizlendi. Surat asmalıydım, insanlara öldürecek gibi bakmalıydım. Normali buydu. Böyle sırıtarak dolaşmamalıydım etrafta. Evet, mutluydum. O kafamın en derinlerinde durmadan tekrarlanan "gitmem lazım" lafını bastırdım. Ama tüm bunlar tuhaf bir şekilde beraberinde bir huzursuzluk da taşıyordu. Hani çok güzel bir rüya görürsün ama alttan alta bilirsin de onun bir rüya olduğunu. Öylesine bir huzursuzluk işte. En sonunda da tamamen farkedersin bir rüyada olduğunu. Etrafında kurduğun her şeyin senin beyninin bir ürünü olduğunu; gerçekte ise her zamanki sıradan, sıkıcı, o mutsuz yatağında yattığını.Tüm tadı kaçar her şeyin. Önceden çok mantıklı görünen o rüya dünyası, tüm saçmalıkları ile karşına dikilir. Gerçekleri görür, hayallerini kaybedersin.
Öyle oldu işte. Süreç bu sefer farklı işledi. Ama sonuç aynı. Farklı hiçbir şey yok burada. Bu dünya benim için olmayacak asla. Gitmek lazım gene. Gidiyorum ben...
Ama bu sefer nereye gideceğim ben? Gidecek yerim de kalmadı şimdi. Kaçacak gücümde yok artık. Peki bu sefer mutsuzluk katlanılmaz hale geldiğinde ne olacak?
Bu çürümüş şehirde...
Bu lanet, eskimiş, çürümüş şehirdesin. Ama asla oraya ait olamayacaksın. Burada doğdun ama asla buraya ait olamayacaksın. Daha da korkuncu buradan asla çıkamayacaksın da. Ailenden öğrendiklerinle azıcık daha oyalanacaksın. Tanrım, ne zaman iyi olacağım ben? Dünyanın sonuna değil belki ama ben kendi sonuma doğru koşuyorum.
Keane tam olarak bunları söylemiyor olabilir ama benim aklımdakiler bunlar.
In the old town
You'll never be in
And you never get out
You learn from the family
You'll never be in
And you never get out
Keane tam olarak bunları söylemiyor olabilir ama benim aklımdakiler bunlar.
In the old town
You'll never be in
And you never get out
You learn from the family
You'll never be in
And you never get out
Çanta
Çanta çok hoşuma gitti. Alacağım da ekonomik kriz çıkacak, para biriktirin diyorlar. N'apsam bilemedim?
Güzel
Kim olduğu hakkında hiçbir fikrim yok. Pinterestte gezerken dek geldim ve kalakaldım. Hayır anlamıyorum madem böyle bir yaratma teknolojisi var elinde Allah'ım bunları yaratıyorsun, biz neyiz? Ben de bir ananın evladı değil miyim?
Gene kendimi müsvedde gibi hissettim. Lanet! Töbe tanrım!
Gene kendimi müsvedde gibi hissettim. Lanet! Töbe tanrım!
Neden mi?
"Çünkü ben bir anda büyüdüm. Ben hatırlanmak, tutunmak ve biraz olsun tadını çıkarmak istiyorum. Geleceği düşünmeden."
Slyvia Plath
Slyvia Plath
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)








