Bugün için üzülerek belirtmek zorundayım ki beş yıllık plan tam bir fiyaskoyla sonuçlanmıştır. Gerçekleştirmemi istediğiniz bütün hayaller, ikinci bir çağrıya kadar ertelenmiştir. Herkes işinin gücünün başına dönsün.
sinema etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sinema etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Ekim 2014 Cuma

Magic In The Moonlight / Sihirli Ay Işığı

Yapım Yılı: 2014
Yönetmen: Woody Allen

Tarih 1920'ler...Fransız Riviera'sında yaşayan Sophia adlı genç bir kız medyum olduğunu iddia ederek, oradaki tüm zenginleri etkisi altına almış durumda. Bir de dünyaca ünlü sihirbazımız Stanley var. Çocukluğundan beri kendisini bilime kaptırmış, dünya üzerinde her şeyin mantıklı bir açıklaması olduğuna inanan, doğaüstü hiçbir şeyi kabul etmeyen belki de dünyanın en pesimist adamı. Ayrıca en büyük eğlencesi de insanları medyum olduğunu söyleyerek kandıran şarlatanları ifşa etmek. Bir arkadaşının ısrarı üzerine Sophia'nın da foyasını ortaya çıkarmak için kendini Fransız Rivierası'na atıveriyor  ama işler hiç de umduğu gibi olmuyor. Daha fazlasını anlatmaya gerek yok çünkü gerisi spoilere giriyor.

Woody Allen kendi tarzını yansıttığı, eğlenceli, romantik bir komedi sunmuş bizlere. Belki en başarılı filmi olarak sayılmaz ama benim son yıllarda izlediğim en güzel filmdi diyebilirim. En güzeliydi çünkü her sahne bir tablodan farksızdı. İnsanların kıyafetlerini, ortamı, dekorları, manzarayı izlemekten konuya çok takılmadım. Filmin geçtiği yerler o kadar şahaneydi ki, içimden her şeyi geride bırakıp, gidip Fransız Rivierası'na yerleşmek geldi. Cenneti yeryüzünde yaşayan insanlar olduğuna inandım, cennet parayla satın alınabilen bir yermiş gibi geldi. Bense mutlulukla mutsuzluk arasında o Arafta kaldım. Woody Allen ise bana 100dk cenneti uzaktan izleme şansı tanıdı.



Konuya gelecek olursak, konu zaten klasik bir romantik film konusu, sonunu az çok tahmin edebiliyorsunuz. Ama bu demek değil ki, konu kötüydü. Konu da aslında çok eğlenceliydi, sadece sonunu biraz aceleye getirmiş diye düşünüyorum, daha da derinlere inebilirdi, izleyecek vaktimiz vardı. 100 dakika değil de 120 dakika çekebilirdi. Belki de ben filme o kadar kaptırdım ki kendimi bitsin istemedim hiç, o yüzden kısa geldi, bilemiyorum. Tek bildiğim filmi yüzümde bir gülümseme ile terk ettiğim. Ayrıca Emma Stone, lütfen hep Sophia tarzı karakterler de oynasın, Mary Jane olarak ne kadar iticiysen, Sophia olarak o kadar da tatlısın.




          

11 Ekim 2014 Cumartesi

Uyumsuz - Divergent

Gene bir gençlik kitabı, gene bir distopya. Kitabı ilk elime aldığımda okumak isteyeceğim bir kitapmış gibi gelmişti, ancak esas kızımın faction seçtiği yere kadar gelebilmiştim. Ömrümde bu kadar basit cümlelere sahip olup da okurken beni bu kadar zorlayan bir kitaba rastlamamıştım. Yarattığı dünyanın mantığı neye dayanıyor, cesaret, fedakarlık neye göre ayrıldı, neden başka bir şey değil de neden o beş grup, ya da o kadar sümsük çizilen bir karakter neden cesareti seçti...hiç bir şekilde karakterlerin motivasyonunu, dünyanın mantığını anlamadım. Üstüne bir de bütün kitabı şimdiki zaman çekimiyle yazılması katlanılır gibi değildi. Ben de kaldırıp attım. (Nasıl olmuş da Goodreads birinciliğini kapmış büyük sır.) Sonunu falan merak ettiğim de yok, nasılsa filmi yapılır diye düşünüp okumaya hiç zorlamadım kendimi.

Keza filmini de yaptılar. Dünyaya bir şeyler olmuş, savaş falan işte bilmiyoruz detay vermiyor. Barışı korumak için insanları fedakarlar, korkusuzlar, barışçılar(bildiğin hippie), bilgeler ve dürüstler diye beş gruba ayırmışlar. Bir serum alıp bilinçaltınıza giriyorlar ve sizin hangi gruba dahil olduğunuzu anlıyorlar. Hiç bir gruba dahil değilseniz Uyumsuz oluyorsunuz ve toplum için zararlısınız, yok edilmelisiniz. Fikir böyle başlıyor. Veronica Roth'ın aklına güzel bir fikir gelir gibi olmuş, sonra onun içine etmiş, üstüne bir de aşk katıp süslemiş. Olaylarda hiçbir dayanak yok. Fedakarlar neden isyan etti. Kız ne mantıkla cesareti seçti. Bu gruplar neye göre ayrıldı. Four nasıl oldu da kıza aşık oldu. Hiç birinin  bir cevabı yok. Bütün film(ki kitap da öyle büyük ihtimal) korkusuzların eğitimiyle geçiyor. O eğitimde ne oluyorsa Eğitmen Four bizim esas kıza aşık oluyor.Ne oluyor gerçekten çok merak ediyorum, nasıl o kadar büyük bir aşk ortaya çıkıyor ki Four bilincini bile kontrol altından kurtarabiliyor. İşte ben bunu anlamıyorum. Bizim esas kız aslında işe yaramazın teki. Eğer Four olmasa hayatta kalmasına imkan yok. Ama kızımız güzel bir genç kız olduğu için onu kurtaracak bir erkek hep bulunur. Tıpkı Hunger Games'te olduğu gibi, Twiglight'da olduğu gibi...Anlaşılan bu young adult kitaplarındaki esas kızlarımız es kaza çirkin doğmuş olsalardı, kimse onları beğenmeyecek, arkasını kollamayacak, onlar da yok olup gidecekti. Kızımız demişken nasıl bir ana karakter yarattılarsa filmdeki repliklerini toplasanız bir paragrafı geçmez. Shailene Woodley'ı daha önce The Fault in Our Stars'da izlememiş olsaydım kesinlikle çok kötü bir oyuncu olduğunu düşünürdüm. Karakter üstüne oturmamış. Oğlan desen üstüne bir parka geçir, al bir dönem dizisine oyuncu diye koy, öyle de bizden biri.


Kesinlikle konunun işlenişi açısından çok başarısız bir kitap/film.(Okuduğum yere kadar olan kısımdan çıkardığım sonuca göre filmin kitaba sağdık kaldığını varsayıyorum) Eğer bu fikir usta bir elde işlenmiş olsaydı, çok iyi olabilirdi. Misal Hunger Games, her ne kadar dilini çok basit bulsam da, gerçekten başarılı bir kitaptı. Konu, yarattığı dünya sağlam temellere otutturulmuştu. Aklıma takılan çoğu sorunun cevabını bulabiliyor, karakterlerin motivasyonunu anlayabiliyordum. Ama Uyumsuz'da o kısım eksik kalmış. Her şey havada uçuşuyor. 

Hollywood bu gençlik kitapları (young adult) katagorisindeki distopya serilerinin ekmeğini daha ne kadar yer merak ediyorum.Adamlar haklı gerçi,bunları yazan kadınlar bir kitapla da kalmıyor, en az 3 film garanti.Son filmi de ikiye böl. 4 film; stüdyo için en 5 yıllık ekmek kapısı.