Bugün için üzülerek belirtmek zorundayım ki beş yıllık plan tam bir fiyaskoyla sonuçlanmıştır. Gerçekleştirmemi istediğiniz bütün hayaller, ikinci bir çağrıya kadar ertelenmiştir. Herkes işinin gücünün başına dönsün.
Newyork etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Newyork etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Kasım 2013 Pazar

Newyork'ta yaşamak ister misiniz?

Uzun zamandır saçma saçma(sapan?) yazılarla kafanızı şişirdiğimin farkındayım, ama biliyorum ki, az sonra size sunacağım bilgilerle beni ister istemez affedeceksiniz. Özellikle uzun süredir yurtdışında yaşama hayalleri kurup da maddi ya da herhangi bir imkansız yüzünden bu hayalini gerçekleştiremeyenler bu yazıyı dikkatle incelesinler. Eğer rahatına aşırı düşkün değilseniz ve insanları az biraz seviyorsanız, az sonra açıklayacağım bu alternatif plan tam size göre.

Evet, vize sorununuz olmadığını sayararak, yurtdışında yaşamaya karar verdiğimiz anda karşımıza çıkan ilk problem tabii ki konaklama sorunu. Özellikle New York'ta binlerce dolara çıkan ev kirası bir insanın gözünü korkutmaya yeterli. Ama Newyork'ta konaklamanın çok daha ucuz bir yolu var. Hem de o kadar ucuz ki, 3 ay için ödemeniz gereken miktar sadece ve sadece 225 dolar ve yaşadığınız yer dünyanın en güzel yerlerinden biri; bir kütüphane. Şaşırdığınızı biliyorum ama gerisini, NYU kütüphanesinde yaşayan Felix'den dinleyelim;

For a grand total of $225 per semester, Felix rents nine small cubbies, which he has named according to their contents: two “closets” (one for dressy clothes, another for casual), a “desk” (laptop, DVD player, several Ziploc bags filled with pens and pencils, stamps, and important documents), a “nightstand” (hairbands, water bottle, snacks), perhaps the most ironic “bookshelf” in existence, and a “bathroom” (toothbrush, deodorant, etc.). For easy access to his belongings, he has memorized every combination. ve daha fazlasını merak ediyorsanız buyrun Felix yaptıysa siz neden yapamayasanız.

Fazlasıyla güzel değil mi?

Konaklama sorununu çözdükten sonra gelelim diğer büyük soruna. Nasıl geçineceğiz? Bir şekilde çalışıp para kazanmamız lazım. Ama ne masa başında saatler geçirmek, ne de servis yapmak size göre değil? Bunun da bir çözümü var. Eğer insanlarla anlaşabiliyorsanız, hiçbir başka meziyete ihtiyaç duymadan gayet güzel paralar kazanabilirsiniz. Nasıl mı? Tabii ki zengin ve yalnız kimselere arkadaşlık ederek. Yani gerçekten arkadaşlık ederek, aklınıza başka şeyler gelmesin. Bunun da detaylarını çevirmeye çok üşendim, olayın kahramanından kendi ağzından dinleyelim;

“There is a market, a currency for paid friends in New York,” the eternally youthful fashion designer 

revealed over pecan-crusted seitan at Candle 79. “Some people need the money, and some people need 

the friends. It happened just last week.”

“What happened?” I asked, eyeing her tantalizing vegan cheese platter.

“My staff was taking measurements, and my client’s entire posse came to the atelier—you know, the 

hairdresser, the publicist, the stylist, the personal assistant. The housekeeper also came with sliced 

apples and almonds in a plastic bag as a snack. The trainer was giving my seasoned seamstress an opinion

 on the length of the garment. ‘Make it shorter, make it longer. It’s too tight.’ Mostly though, everyone 

was, ‘You look gorgeous.’ You know with the dramatic hand signal going to the mouth, like in an Italian 

operetta.”

Read more at http://observer.com/2013/11/paid-friends/#ixzz2kG4zxRc0 

Ne kadar cazip değil mi? İşte size hayatınızın fırsatı, New York'ta mı yaşamak istiyorsunuz, e o zaman daha ne bekliyorsunuz?

5 Ocak 2013 Cumartesi

Newyorka uçuşun elli tonu

San Francisco Havaalanı

Yolculuğun bir gün öncesinde yani kendisi 24 aralık olur ben sandım ki christmas o gün. Durakta okumuştum ki chritmas günü otobüs seferleri olmayacak ama 24 ü chritmas sanıyorum ya ben o kadar rahatım ki sabah kalkacak otobüse binip gideceğim diye. Aksam olmuş saat yedi Google maps den bakayım dedim mal Google bana yürü diyor nereye yürüyorum kesin bir hata olmalı derken uyandım ben chritmas dedikleri 25miş yani benim yola çıkacağım vakit. Ben bir panik oldum sardı korkular gelecek yıllar... Bir taraftan kendime ağzıma alınmayacak sözlerle giydiriyorum (çok rencide ettim zavallı kendimi) bir taraftan da ellerim havada zıplayarak napacağım  napacağım diye çığlıklar atıyorum.

Bir ara nasıl olduysak artık bir kaç kan hücresi beynime ulaşmayı başardı da taksi diye birşeyin olduğunu hatırlayıverdim. Hemen hayatımın Google'ına sordum bana bir taksi numarası ver diye.#iyikvarsıngoogle. Sonra aradım taksiyi ama bir türlü bağlanmıyor napacağım allahım. Taksi durağına gideyim bari otobüsle. Chritmas Eve son otobüsü  sekizde downtown'a giden. Gidip geri dönmek için sadece bir saatim var. Üstüme bir mont alıp pijamalarla attım kendimi sokağa. Oksijen iyi gelmiş olacak aklıma geldi evde telefon çekmediğinden mutevellit ondan bağlanmamış olabilirim birde şansımı şimdi deneyeyim diyerekten tekrar aradım. Neyse Allah'tan bu sefer ulaşım da hemen sabah 7:20 ye rezarvasyonumu yapıp kapıdan geri döndüm. ( yalnız tüm bunları cep telefonunun not defterine yazıyorum uçakta acayip ergen hallerdeyim, yalnızkalmaistiyorumtaammı)


Bütün gece heyecanlandım mı artık ne yaptıysam uyuyamadım(yok ne heyecanı, önceki gün öğlen üçte kalkarsan uyuyamazsın tabi)  saat üç oldu ben hiç uyumayım artık  diye düşündüm. Sonra saat dört oldu "kalkıyım artık mal mal tavanı izleyip hayal kuranaca azıcık dizi bakıp başkalarının hayallerini izleyebilirim bence, hem iki saatliğine uyusam mal gibi olurum"  diye düşüncelere gark olmuşken sonrasını hatırlamıyorum.  Sonrası bir sürü taksi ,cemcir ve newyork temalı rüyalar ve daha sonrası çalar saat. Kalktım, çişimi yaptım yüzümü yıkadım üstümü giydim yemeğimi yedim taksiye bindim uçağa bindim newyorktayım demek isterdim ama bu genç kızın gizli yaşamı o kadar kolay değil işte. (Ne genç kızı ergen allahım tipe bak, şu anda tüm uçak benden tiksiniyor.sananabesalak) 

Neyse hazırlandım çıkıp taksiyi bekleyecem havada karanlık daha aydınlanmamış böyle loş bir aydınlık. Taksiye gitmeden  çıkarmak lazım çöpleri önce. Aldım dört çöp poşetini gittim çöp konteynırana açtım ilk poşeti attım, o sırada iki göz farkettim bana bakıyor, goodmorning deyip ikinci poşeti atarken beynim anca gördüğü görüntüyü tanımlayabildi. Bir rakun ayaklarının üzerinde elleri önünde gözlerini açmış bana bakıyor sabahın köründe kahvaltı sırasında evime gelip beni rahatsız eden de kim sorusu gözlerinden okunuyor hayvan resmen beni gördüğüne benim onu gördüğümden daha şaşkın bir halde. Allahım şaşkınlığın geçmesiyle nasıl korku sardı bünyemi sanırsın konteynırın içindeki aç bir Afrika aslan'ı, dişlerini bilemiş bir aligator, kana susamış bir kurtadam.  O panikle ve çöpleri büyük bir gürültüye bidona atıp kendimi vurdum yollara. Taksi de beni bekliyormuş atladık balgat-kzılay kadarlık bir mesafeye 20 dolar ödemek süretiyle san jose tren istasyonuna gidecek otobüs durağa vardım ama o yirmi dolar çok koydu lan sıçıyım hollidayinize (sus insanların kutsallarına uzanan diller taş olur, küstah)

Otobüsü beklerken, Santa Cruz sabah manzarası
Neyse sanjose otobüsünü beklerken farkettim ki Santa Cruz sabahları bir korku filmi sahnesine dönüyor, sanki jurasic park, martılar ve kargalar akbaba sürüsü gibi şehrin üstünde daireler çiziyor korkunç sesler çıkarıyor.  Zaten o kargalar yok mu nasıl korkunç yaratıklar o boyutta karga mı olur sanırsın uçan dinazor. Sonra da merak ederiz bir hitchok bizim ülkeden neden çıkmaz diye. Leylek boyutunda karga mı olurmuş lan. (Sonraki müze gezilerimden öğrendim ki bu kargalar amerikada çok yaygın common crow'muş) 

Kargalar, kargalar
Bir de bu milletin geyiği beni öldürecek, ben sabahın köründe bırak ağzımı açmayı gözümü zor açıyorum bu ne ya bir gidin işinize, sürekli konuşmalar, naberler, bir biz mi varmışız duraktalar, hepsi mahallenin elli yaşındaki meraklı ayşe teyzesi kıvamında.  Neyse geldi sonunda otobüste bu seter de oturacam kadın geldi bişeyler dedi ama kendimi o kadar kapatmıştım ki kelimeleri anlamama rağmen birleştirip bir cümle haline getiremedim ve kabaca soru ünlemimle ha? ile karşılık verdim. Meğersem otobüste kendisinin oturduğu yere oturmak istersem yerini verebilirmiş onu diyormuş Yani benim böyle bir soruyu algılamamam çok normal, niye bana yer teklif ediyorsun teyze bomboş otobüsde, bir gidin allah aşkına ya, töbe tanrım.

Neyse o otobüs tren garında duruyor, hemen oradan San Francisco'ya giden trene bindim sonra trenden indiğim durakta hemen metro var birde ona bindim, sonra bir de havaalanının tren shutle'ına binip, San Francisco havaalanına vardım. Kısaca taksi, otobüs, tren, metro ve daha sonrasında uçak olacak şekilde tüm toplu taşıma araçlarına binerek vardım ya Newyork'a. Şimdi toplamda milyonlarca araç aktarması yapmış olsam da olay o kadar kolay ve rahat ki, yavur oturtmuş sistemi bir adım yol yürümedim. Bir durakta inince diğer araç hemen aynı durakta kalkıyor. Bir yerden bir yere gitmek için google maps a bakıyorsun #iyiykivarsıngoogle Aracın numarasını, kalkış saatini, varış saatini, her şeyi döküveriyor önüne. Bir de adamlar o kadar dakik ki o Google araç 9 da kalkıyor diyorsa o araç kesinlikle dokuzda kalkıyor hiç sapmaları yok pat herşey elinin altında, tam da Google'ın iddaa ettiği satte havaalanında oldum.

Havaalanında hiç zorlanmadan herşeyi kolayca buldum gerçi gate i ararken biraz şaşkın görünmüş olacağımdan polisin biri "mam are you going to Mexico" diye kendi kendine yardımcı olmaya çalıştı. Çok sinir oluyorum beni (allahım kusura bakma ama) dünya üzerindeki en çirkin gen havuzuna sahip ırka benzerliklerinde. (bkz çıkardıkları en güzel insan rosalinda) Tamam bir slav olmasam da kendi çapında vasat bir gen havuzuna sahip bir ırka aitim türküm lan ben. Gerçi biraz yamuğum, çalışkan olduğumda söylenemez, büyüklerimi saymam, küçüklerimi sevmem, galiba ben cidden meksikalıyım; fransıza benzetirlerken iyiydi ya  (ırkçılığın dibi)  

Bir de havaalanında çocuklar benden ne istiyor ya  çözemedim, çocuk çekiyorum resmen geldi birisi elindeki küçük bavuluyla araba toslamaca oynamaya kalktı sinirle nasıl baktıysam artık çocuğa , çocuğun gözlerinde gözlemlediğim korkuyu daha önce hiç bir insanda görmemiştim, üzüldüm ya sonra.  

Neyse derken geldim bindim uçağa uçak şimdiye kadar gördüğüm en eski uçak, döşemeleri bile eski otobüslerdeki gibi kadifemsi çiçekli bir kumaştan, televizyon yok. Bindim oturdum yerime, insanlar geliyor benim yanımdaki bir türlü gelmedi. Allahım nasıl mutlu oldum az daha engel olmasam hayat sevince güzel diye koridorda zıplayarak şarkılar söyleyecektim. .yanında kimse oturmuyor, koltukların hepsi benim, yatıyorum ayaklarımı uzatıyorum neyse işte gayet yayılmış bir şekilde kitap okuyorum.

Kitap dediysem okuduğum seye kitap demek dünya üstündeki tüm kitaplara hakaret olur. Grinin elli tonunnu herkesin elinde görünce; sokaklarda, kafelerde, üstüne birde aysun yazınca, bir de PDFsini bulması kolay olunca indirmiştim.  Bir de ufkum o konuda ne kadar darsa, hatta hiç ufkum yokmuş, ne kadar açık olabilir ki diye safça okumaya başladım. Lan hacı ayıp kitap çıktı ya. Gerçi aysun yazısında uyarmıştı ama benim o konuda hiç ufkum olmadığından bu kadarını hayal bile edemezdim (bkz iyi aile kızı )Vay ben ne cahilmişim öyle. Başlarda fazla bir şey yok ama ilk  başlar başlamaz kitap diliyle uyuz etmeyi başardı. Sanki ergen günlüğü okuyorum. "Wuhuu christian Grey ,  gözlere bak , ufff çok yakışıklı, amanda nasıl yakışıklı, bir de zengin ama demişmiydim valla çok yakışıklı, o kadar zengin ve yakışıklısın ki kölen köpeğin olayım Christian Grey" şeklinde bir dili var bağırıyor ben fantezilerini yazdım diye de, ben ne bileyim bu derece sapık fantezilerin olduğunu hacı. Okurken kızarmaya başladım ki düşünün okuduğumu kimsenin algılamasına imkan yok, bir de millet bunu elinde oraya buraya taşıyor ve bu kitap çok satan oluyor. Ben bu şeyin bestseller olduğu böyle bir dünyada yaşamak istemiyorum. Sapık, orta yaş bulanımında, bir wisteria lane karısının çok satan yazar olmasına inanmak istemiyorum. Bir kadının, böyle bir kitap yazdığına inanmak istemiyorum. Kadının bu kadar aşağılanması, sırf erkek çok yakışıklı diye genç bir kızın değerlerinden vazgeçmesi, dünya üzerinde o kadar sapık ruhlu insan varken (bkz. üçüncü sayfa haberleri) kadının acı çekmekten zevk aldığının bu şekilde iddaa edilmesi... şeklinde ki sosyal boyutuna girmek bile istemiyorum. Şeker portakılıyla uğraşılan bir dünyada, bunun kitap diye satılıyor olmasını insanlığıma yakıştıramıyorum. Kitap yasaklamayı ortaçağ barbarlığı olarak görüyor olmama rağmen, bu kitap yasaklanmasa bile 30 yaşın altındaki insanlara satılmamalı, erkeklere ise hiç satılmamalı. Çok sinirlendim.Neyse.

Yanım boş ya, ben okurken oğlanın biri geldi tipini tarif edemeyeceğim çünkü baktım ama sinyalleri beynime işlenmek üzere göndermediğimden somut bir görüntü elde edemedim. "Affedersiniz benim  ışıkta okuyamıyorum sizin yanınıza oturabilir miyim" diye sormaz mı küstah, görmüyor musun, yayılmış keyif çatarak yüzyılın utancını okuyorum. Böyle bakakaldım, nasıl sinir oldum anlatamam ben yalnız oturacaktım. Birşey de diyemedim, niye hayır diyemedim ya. Sinirle aldım çantayı oturdu kindle ile okumaya başladı. Mal kindle ile okuyorsan nasıl bir ışık problemin olabilir, öff niye hayır diyemiyorum bu durumlarda. Kitapta ilerledikçe sapıtıyor zaten yapacak bir şeyde yok,  bilgisayar getirmedim, ipadde izleyecek birşey yok, tv yok, uçakta tek şansım ufkumun içine etmek. Yanım da herif oturduktan sonra daha çok utandım kitaptan, bir insan evladının ben o cümleleri okurken yanımda olması iyice canımı sıktı. Düşünün yani zevkine öldürebileceğim bir adamdan bile utandım. Neyse ki bloga yazacaklarımı not defterine yazmak aklıma geldi. Ha oğlanda  kalktı gitti uçuş da galiba anlatacak yeni gelişmeler olmadan bu şekilde bitecek. Artık diğer detayları anca dönünce beni özleyin la bacılar ha.


Bir de  o kitabı da okumayın. Onun yerine, arka sokakları, doktorları falan izleyin insanlığa azıcık katkınız olur. Ha illa okuyacam diyorsanız PDF falan indirin korsan, para verip orjinal kitabını almayın, azıcık gerçekten kitap yazan insanlara saygınız varsa; hatta onları da boş verin insanlığa saygınız varsa. 



Newyork