Bugün için üzülerek belirtmek zorundayım ki beş yıllık plan tam bir fiyaskoyla sonuçlanmıştır. Gerçekleştirmemi istediğiniz bütün hayaller, ikinci bir çağrıya kadar ertelenmiştir. Herkes işinin gücünün başına dönsün.

22 Ağustos 2012 Çarşamba

Fatihin İstanbul'u fethettiği kafadayım

Başlığı okuyunca ne alaka ya, iyice sıyırdı bu kız diye düşünmüş olabilirsiniz. Eğer öyle düşündüyseniz tebrikler doğru düşündünüz, ben de kendimi savunamıyorum artık. Dün uzun zamandır hasretini çektiğim köpek havlamasu, davulu zurnasu ile bölünmeden, saatlerce uyamanın verdiği rahatlıklamı, ya da o rahatlıktan kaynaklı salgılanan hormonların kafa yapmasından mıdır artık bilmiyorum rüyamda istanbulu fethettim. Evet bildiğin istanbulu fethettim dostlarım ne güzel komutansam artık, fatihte yanımda ama o fethetmedi ben ettim. (bknz:çoban kulubesinde padişah rüyası görmek)
Şimdi böyle uçurumun dibine dizmişiz orduyu, karşıda 1 metre ötede de hani olur ya bilgisayar oyunlarında incecik bir sutun koşarsın koşarsın atlarsın üstüne, ha işte çin setti gibi ince ama uzun bir sur var. Aşağısı deniz o surun arkasında da bildiğimiz surların içindeki istanbul var. Ben diyorum bir iki üç diyence bütün ordu atlayacak karşıya, öyle geçecez tabi doğal olarak atlayamıyoruz pat hepimiz yerdeyiz. Ama allahtan bişey olmadı (kesin bir bulut geldi aldı bizi içine (iç çatışma: ayıp ayıp, bir toplumun efsaneleriyle alay ediyorsun, yok ya valla etmiyorum rüya bu rüya, ediyorsa da bilinçaltım ediyor ben etmiyorum, rüya ki bu))

Beni çizmemişler ama ben de arkadan sesleniyorum: Yok padişahım, benim süper bir fikrim var, ben bir iki üç deyince atlayacağız
Böyle bütün ordu denizin kıyısında gemilerle duruyoruz, sonra ordan biri bana laf atıyor öyle bir iki üç deyince atlanmazmış, az kalsın bütün orduyu telef ediyormuşum falan. Kim lan o fatihin sağ koluna, bana, koskoca bana, laf atıyor diye yanına gidiyorum, çekiyorum ayarı, heyt be. Diyorum neden böyle yapıyorsun, savaş öncesi üzüyorsun insanı,neden üzüyorsun, üzmesene, biz birbirimizle savaşmamalıyız, bak istanbul karşımızda birbirimize destek olup, bütün olup almalıyız orayı.Davamız bir, hepimiz kardeşiz, bu kavga ne diye? (vallada aynen böyle dedim)deyip bir hışımla gidiyorum padişahımın yanına. Tabi giderkende bir sürü toplar yağıyor kafama kafama ama hepsinden bir Rüştü çevikliğiyle kurtulup, bir volkan ukalalığıyla caka satıyorum, hatta birine elimin tersiyle vurmamla karşıya geri yolladım, öyle de güçlüyüm yani ama bir Hulk değilim, çünkü yeşil değilim. Bi gidiyom bizim Fatih geçiyor gemiyle karşıya, bende noluyor, hey beni bekleyin diye arkalarından yetişiyorum. Giriyoruz kaleye. O sırada fatih bizans kralını öldürüyor arkadan sinsice yaklaşıp, ama kendisi de yaralanıyor karnından, yere yatıyor kanlar içinde. Başında iki sakallı bürokrat. Ben bu sahneyi görünce içimde birşeyler oluşuyor, bir enerji açığa çıkıyor bir hırsla ona buna saldırıyorum, yıkıl bre kahpe bizans. Ama silahtar bana vermiş kör kılıcı,  gözün körolmasın silahtar, sallıyorum sallıyorum zorla yaralayabiliyorum askerleri, sanki mahalle kırtasiyesinden almış gelmiş ışın kılıcını, valyrian çeliği kılıç demiş bende yemişim bunu, bütün ordu mu bana düşman hacı anlamadım ki. Ama ona rağmen tek tek bütün askerleri öldürüyorum, içimdeki bin kara murat gücüyle, dışımda mordstith derisiyle. Fatihte yatıyor orda, öldü ölecek yani, ama o ölürse yerine ben geçecem, bir taraftan bizanslı doğruyom, bir taraftan taht planları yapıyorum. Sonra kesecek bizanslı kalmayınca gidiyorum padişahımın yanına, doktor, doktor yok mu, ambulans çağırın diye yakıyorum ağıdı (Yok artık bu kadar da saçmalanmaz). Çok uğraştım ölmesin diye, ama sonuç noldu göremedim, belki şu anda paralel bir evrende koskoca bir imparatorluk yönetiyorum, kim bilir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder