Bugün için üzülerek belirtmek zorundayım ki beş yıllık plan tam bir fiyaskoyla sonuçlanmıştır. Gerçekleştirmemi istediğiniz bütün hayaller, ikinci bir çağrıya kadar ertelenmiştir. Herkes işinin gücünün başına dönsün.

6 Haziran 2015 Cumartesi

Biz

Ben biz zamirine alışık değilim. Biz bütünleştirici bir kelime, o amaçla kullanılıyormuş galiba. Halbuki bana karşı hep farklı anlamlarda kullanıldığını düşündüm. Biz, sen değil! Biz vardık, sen yoktun! Biz gittik, sen var mıydın? Ben, sadece ben, sen ve o oldum, gerçi belki siz de olmuşumdur. Bu sebeple biri biz dediğinde onun karşılığı ben de her zaman siz oluyor asla bize dönüşmüyor.

-Biz yaptık ya!
-Hmm, siz yaptınız ama ben de vardım.
-Tamam işte onu diyorum biz yaptık işte.
-Haa tamam doğru siz yaptınız ve ben de vardım.
-Bizden ne anlıyorsun sen acaba?

Benim kafamdaki biz kümesinde ben yok. Bize zarar verecek bir şeye izin vermem dendiğinde aklımda hemen niye böyle bir şey dendi ben size, size zarar verecek bir şeye sebep olmam ki! oluşunca fark ettim. Biz'de ben yok! Halbuki biz'den kastın sana ve bana zarar verecek bir şeye izin vermem olabilir miydi; sen ve ben.

Yok olamazdı. Çünkü biz'de ben yokum. Size karşı ben. Siz ve ben belki. Siz mi beni kabul etmiyorsunuz yoksa ben mi size uyum sağlayamıyorum da biz olmuyoruz bilmiyorum ama biz yok işte benim için. Ben sizin içinizdeki iyiyi görmüyorum ki, ben sizden hep kötüyü bekliyorum, en kötüyü. Sizden beklentim hep bu yönde, sizden bana gelecek bir iyi olamaz, nasıl biz olalım böyle. Beni böylesine kollayan insanların bile gizli  ve kötü niyetli motivasyonlarını komple teorileri ile keşfetmeye çalışıyorsam, O insan bile biz dediğinde ben kendimi dışarı çekip, siz diye algılıyorsam bu saatten sonra biz kelimesinin ben'de karşılık bulması imkansız bence.

Hepinize karşı bir ben işte, saçma sapan yüklerim ile...

31 Mayıs 2015 Pazar

And you tried to change, didn't you?


Sevilmemize böyle bahaneler üretelim madem...

Zengin kızlar...

Hani bakıyoruz ya Hollywood'a falan, diyoruz ne güzel ciltleri var bu hatunların, sivilce yok, sivilce izi yok, kabul ama kadınlarda gözenek dahi yok. Ve yıllarca biz kendimizi kandırıyorduk ya hep, bunlar hep makyaj, benim bacılarımı çirkin göstermek adına uydurulmuş batı hileleri, photoshop falan filan diye.

Yok efendim yok,  olay hiç de öyle hile değilmiş, inanmıyorum artık beforelarınıza afterlarınıza, bu hatunların ciltleri gayet de düzgün, kandırmayalım şimdi kendimizi. Madem makyajdan böyle güzeller, neden ben o fondöteni sürünce neden gözenekler iki kat daha belirgin bir hal alıyor, ha neden?

Makyajdan falan değil, genler düzgün. Düzgün besleniyorlar. Stres yok. Gençler...bunlar benim kendimce bulduğum sebeplerdi ama düşündüm gençlik ne alaka ki. Hadi Emma Watson makyajsız güzel olsun, o daha bir çocuk, onu anlarım da öyle 50 yaşlarına gelmişleri var bunların, o nasıl oluyor diye hayatı sorgulamaya başlamıştım. Dedim "Allah'ım neden beni ucube gibi yarattın acaba?, nasıl bir deney yapılıyor üstümüzde acaba?" Sonra bir gün mail kutumda bir Rich Girl Skin diye bir başlık gördüm. Her yere üye olduğumdan bazen ne geldiğini çözemiyorum, 1962 adet mail var. Öyle de bilinçsizce üye olurum her yere. Arada da gözüme böyle şeyler çarpıyor işte. Bunu niye anlatsımsa şimdi. Neyse geçelim.

Demek ki tek suçumuz zengin olmamakmış. Bunun stresle, genlerle, yaşımızla ilgisi yokmuş. Hanımlar yılda neredeyse 50bin doları cilt bakım merkezlerine gömüyorlarmış. Detayları okumak için sizi şöyle alayım, uğraşamayacağım özet geçmeye, kendiniz okuyun.

What It Takes To Get "Rich-Girl Skin

Demek ki benim de o kadar param olsaymış, ben de ucube gibi dolaşmak zorunda kalmazmışım.



30 Mayıs 2015 Cumartesi

Çok yaşa Rosaline!


Raskalnikov'un gelen kutusu ve pasif agrasif karga

Okurken hepsi çok hoşuma gitti, bazısını anlamadım gerçi ama en çok da aşağıdaki ikisine güldüm.





Neşesiz günün neşesinde...

Bir yerde duydum, nerede hatırlamıyorum, fransızca bir şarkı olmalıydı galiba, ama hatırlamıyorum, bulamadım da çünkü aramadım;









Kalbimi çürümeye bıraktım
Pencerenin eşiğinde
Gelecek güne güveniyorum
Kargalar gelebilir, umarım gelirler
Sivri gagalarıyla uzakta kümelenecekler
Bu bir parça çiğ ette
Kalbimi çürümeye bıraktım
Pencerenin eşiğinde
Neşesiz günün neşesinde
Kaygılarım azalıyor
Eğer kavga eden karga sürüsü görürsen
Onlara taş atma çünkü ben buna değmem

23 Mayıs 2015 Cumartesi

Vergilius'un Ölümü

...kaybolup gitmişti ondan sonra filizleneceği kesin ve uçsuz bucaksız yeni zamanlara ait bütün umutlar, Platon'un şehrinde, sanata sırtını dönmüş, şiirden özgürleşmiş, felsefeye ve bilime adanmış bir hayata ait umut; kaybolup gitmişti bir daha İyonya topraklarına ayak basma umutları; kaybolup gitmişti bilginin mucizesine ve bilgide şifa bulmaya ilişkin umutlar. Neden feragat etmişti bütün bunlardan? Gönüllü olarak mı? Hayır! Bu, sanki hayatın karşı konulmaz güçlerinin bir buyruğu gibiydi; kaderin o geri çevrilemez güçleri ki, asla bütünüyle kaybolup gitmezlerdi, kimi zaman yer altının, görünmezliğinin, duyulmazlığının derinliklerine dalsalar bile, yine de insanın kendini asla pençelerinden kurtaramadığı, sadece boyun eğmekle yükümlü olduğu güçlerin sırrına vakıf olunabilmesi imkansız tehdidi niteliğiyle, varlıklarını korurlardı; bu, kaderdi. Vergilius, kendini kaderin kollarına bırakmıştı, ve şimdi kader, onu Son'a doğru sürüklemekteydi. Ama hayatı hep böyle olmamış mıydı? Herhangi bir zamanda daha farklı yaşamış mıydı? ...dahası yerleşmeye zorlanmış biri; aynı zamanda da, daha yüce bir kader gereği, yurdundan ne kopabilmiş ne de orada kalabilmiş biri; bu kader, onu ötelere, toplumun dışına sürüklemiş, kalabalıklar içerisinde düşünülebilecek en çıplak, en kötü, en vahşi yalnızlığın içine atmıştı; onu kökeninin yalınlığından koparmış, uçsuz bucaksızlığa, gittikçe büyüyen bir çeşitliliğe doğru kovalamıştı; böylece büyüyen, sınırsızlığa açılan, sadece gerçek hayat ile arasındaki uzaklık olmuştu; evet, gerçekten de yalnızca bu uzaklıktı büyüyen: Vergilius, hep kendi tarlalarının sınırlarında gezinmiş, her zaman kendi hayatının sınır boylarında kalmıştı; huzur nedir bilmeyen bir insan; ölümden kaçarken ölümü arayan, eser vermek isterken eserden kaçan biri; bir aşık ama yine de hep kovalanmaya yargılı, gerek iç gerekse dış dünyanın tutkuları arasında yolunu kaybetmiş, kendi hayatına sadece konuk olabilmiş biri. Ve bugün, neredeyse bütün güçlerinin sonuna vardığı noktada, kaçışının ve arayışının sonunda, tam kendi kendinin üstesinden gelmişken ve ayrılmaya hazırken, böyle olabilmek için kendini aşabilmişken ve son yalnızlığı da üstlenmeye, iç dünyasında bu yalnızlığa uzanan yolda yürümeye artık hazırken, kader onu bir defa daha eline geçirmiş, yalınlığı, köklerine dönmeyi, iç dünyayı ondan bir defa daha esirgemiş, dönüş yolunu yine değiştirmiş, bu yolu dış dünyanın alacasına doğru saptırmış, bütün hayatını gölgelemiş olan kötülüğe geri dönmeye zorlamıştı Vergilius'u; sanki artık kaderin Vergilius için saklı tuttuğu tek yalınlık kalmıştı - ölmenin yalınlığı.

Una Salus Victis Nullam Sperare Salutem...