Resim sandım görünce fotoğrafmış ya, o nasıl bir yüz hattıdır öyle, bunu yaratan Allah beni de yarattı...bundan ne anlarsan öyle işte...
Bugün için üzülerek belirtmek zorundayım ki beş yıllık plan tam bir fiyaskoyla sonuçlanmıştır. Gerçekleştirmemi istediğiniz bütün hayaller, ikinci bir çağrıya kadar ertelenmiştir. Herkes işinin gücünün başına dönsün.
31 Mart 2015 Salı
30 Mart 2015 Pazartesi
Neden bu yarışlara kalktın evladım?
Gerçekten, neden? Çok yoruldum, mücadele edemiyorum, edemiyorum...Google'a bu cümleyi yazınca bir benim blog çıkıyor. Atay'ımın her bir cümlesini paylaşan insanlar var, neden bunu kimse paylaşmamış, bu soruyu bir ben mi kendime soruyorum. Durmadan kendime "neden bu yarışlara kalktın evladım" diye soruyorum, ölüm ne zaman sahneye çıkacak diye bekliyorum, pencere de açtırmıyorlar zaten...Bir ağaç altında uyuyarak geçireydin ömrünü, ne olurdu ki? Hayaller kurmak içindir, neden ulaşmaya çalıştın ki? Şurada, ağacın altında takılaydın. En fazla deli derlerdi, sanki şimdi demiyorlar mı? Gerçekten, neden bu yarışlara kalktın evladım?
Yoruldum, yetişemiyorum. Her tarafa koşuyorum. Ben göğüslemeden ipleri kaldırıyorlar...
Yoruldum, yetişemiyorum. Her tarafa koşuyorum. Ben göğüslemeden ipleri kaldırıyorlar...
29 Mart 2015 Pazar
Rüya'daki
Çok garip bir rüya gördüm. Uzun zamandır böyle film tadında, tanımadığım insanlarla, bilmediğim mekanlarla dolu rüyalar görmüyordum. Rüyadaki her şey o kadar farklıydı ki. Önce iş yerindeyim. Ama iş yerim hiç şimdiki gibi değil. En tepedeki yönetici işte, şirketin sahibi diyeyim, gerçi şirketin sahibi de değil, CEO mu ne ondan işte, kadın gelmiş bana ceviz veriyor, işimiz cevizmiş. Cevizle ilgili ne iş yapıyorsak. Ben de mail atıyorum, cevizin detayları ile ilgili, ama o iş benim değil arkadaşın işi, elinden işini aldım diye vicdan azabı duyuyorum. Sonra arkadaşa gösteriyorum, böyle böyle oldu diye, kızmıyor bana. Ama ben kendimi o kadar suçlu ve kötü hissediyorum ki. CEO farkederse kızar bana diye de korkuyorum. Çok berbat hissediyorum. Çalışmaya devam ediyoruz, dışarıda kar yağıyor. Ben bir yere kıvrılıp uyuyorum. Uyandığımda mesai bitiyor ve eve gitmek için trene biniyoruz. Evet bildiğiniz böyle ülkeler arası tren. Hani hint filmlerinde olur ya, onlardan. Ve ben birden nasıl olduğununu anlamadan, insan ve ter kokan bir trende buluyorum kendimi. Etrafımda yabancılar dolu. Hintliler, araplar, çinliler...bir de teyzemle ablam var. Bir ara kendimden geçmiş uyuyorum. (ne uyudum be rüyada) Uyandığımda önümde durmuş camdan bakan bir hintli görüyorum. Üzerinde garip böcekler var, yapışmışlar. Bana dokunmasın istiyorum, allahım bitsin bu yolculuk. Allah'tan aniden iniyoruz trenden. Eve gelmişiz, iniyorum, istasyondayım. Hava böyle güneş yeni batmış, grimsi bir aydınlıkta. Ellerimde bir sürü meyve var. Hangi ara markete gidip alışveriş yapmışsam. Karşıdan biri geliyor, bembeyaz giyinmiş. Üstünde beyaz bir pantolon, yakasını iliklememiş beyaz bir gömlek, göz göze geliyoruz, gülümsüyorum, selam veriyorum, şaşırıyor ama o da gülümseyerek bana selam veriyor. Kim o diyorlar, bilmiyorum diyorum, ve gerçekten de bilmiyorum. Ömrüm boyunca gördüğüm biri değil, tanıdığım ne ünlüye ne ünsüze kimseye benzemiyor. Kumral yani Çağatay Ulusoy renginde, 180 boylarında, hafif kilolu biri. Uyandığımda çok kötü bir rüya olmasına rağmen gülüyordum. Garip.
It was the best of days, it was the worst...
"It was the best of times, it was the worst of times, it was the age of wisdom, it was the age of foolishness..."
Bundan tam 2 yıl önce. Ya da 2012 sonu, 2013 başı de. Her şey tam da Dickens'ın anlatmaya çalıştığı
gibiydi. Önümde her şey vardı, ve aynı zamanda hiçbir şey de yoktu. Hayatımın en genç hissettiğim dönemi, ve aynı şekilde en yaşlı. En bilge ve en aptal olduğum dönemiydi. Kendimi en sevdiğim ve kendimden en çok nefret ettiğim. Kendimi herşeyi yapabilecek kadar güçlü hissederken, çekinmeden elimi istediğim her şeye uzatırken, tüm kapıları üstüme kapatıp saklanacak kadar da korkaktım. Etrafımda hiç olmadığı kadar çok insan vardı, yanımda hiç kimse yoktu. Yıllarca sabittim, hep bir grilik, ama tüm o süreçte oturdum kafamın dünya gibi kendi etrafımda çizdiği tam daireyi izledim, bazen gece oldu, bazen gündüz.
Öyle bir değişim, öyle bir karmaşa, öyle bir çelişki.Hepsi 2012'de başladı. Hayatımı 2012 öncesi ve sonrası diye çok keskin çizgilerle ayırabilirim. Karakterimi, inançlarımı, sevgilerimi, düşüncelerimi...hepsini tereddüt dahi etmeden ayırabilirim. Süreç devam ediyor, başım hala dönüyor, değişim bitmedi. Hala o sancıları çekiyorum. Önce ben değiştim, sonra etrafımdaki her şey, herkes... şimdi ise hayatımdan atmam gerekenleri, kişileri, yüklerimi, kötülerimi yavaş yavaş atıyorum. Gerçi hala bir umut tuttuklarım var, ya ileride ihtiyacım olursa, ya yanlış bir yargıya varıyorsam diye endişeyle bir köşede tuttuklarım...Ama onlar da gidecek gibi duruyor. Gelecek öyle gösteriyor. Tüm değerlerim, inançlarım, ahlak yargım, insanları, istediklerim, istemediklerim...tüm o bir halta yaramayanlar işte. Gidecekler birer birer, yerlerine yenileri gelirken. Süreç devam devam ediyor ve benim başım hala dönüyor.
Ama hiçbir zaman hiçbir şey o iki şehir arasındaki zaman gibi olmayacak. Hayatımın hiçbir döneminde o anda hissettiğim gibi hissetmeyeceğim, hissedemeyeceğim. Hiçbir şey o zamanlardaki gibi heyecanlandıramayacak beni, korkutamayacak, mutlu edemeyecek...özgür, evet özgür ve genç hissettiremeyecek. Hiçbir zaman o zamanki gibi kendimi güzel, akıllı, cesur, olması gereken her şeye sahip hissedemeyeceğim. Hiçbir zaman kendimi o zamanki gibi, aciz, korkak, aptal, çirkin ve yetersiz hissetmeyeceğim. Hiçbir şey öyle özel olmayacak. Aşk bile, herkesin bahsedip durduğu aşkın hissettirdikleri bile o zamanın yanına dahi yaklaştıramazken... O andan itibaren, Mart 2013'den beri, o dönüm noktasından itibaren, hayatımdaki hiçbir şey iyi ya da kötü olmayacak, sadece herşey"daha" sözcüğü ile tanımlanabilir olacak, belki her şey daha iyi, belki daha kötü... çünkü;
"It was the best of times, it was the worst of times, it was the age of wisdom, it was the age of foolishness, it was the epoch of belief, it was the epoch of incredulity, it was the season of Light, it was the season of Darkness, it was the spring of hope, it was the winter of despair, we had everything before us, we had nothing before us, we were all going direct to Heaven, we were all going direct the other way - in short, the period was so far like the present period, that some of its noisiest authorities insisted on its being received, for good or for evil, in the superlative degree of comparison only"
Bundan tam 2 yıl önce. Ya da 2012 sonu, 2013 başı de. Her şey tam da Dickens'ın anlatmaya çalıştığı
gibiydi. Önümde her şey vardı, ve aynı zamanda hiçbir şey de yoktu. Hayatımın en genç hissettiğim dönemi, ve aynı şekilde en yaşlı. En bilge ve en aptal olduğum dönemiydi. Kendimi en sevdiğim ve kendimden en çok nefret ettiğim. Kendimi herşeyi yapabilecek kadar güçlü hissederken, çekinmeden elimi istediğim her şeye uzatırken, tüm kapıları üstüme kapatıp saklanacak kadar da korkaktım. Etrafımda hiç olmadığı kadar çok insan vardı, yanımda hiç kimse yoktu. Yıllarca sabittim, hep bir grilik, ama tüm o süreçte oturdum kafamın dünya gibi kendi etrafımda çizdiği tam daireyi izledim, bazen gece oldu, bazen gündüz.
Öyle bir değişim, öyle bir karmaşa, öyle bir çelişki.Hepsi 2012'de başladı. Hayatımı 2012 öncesi ve sonrası diye çok keskin çizgilerle ayırabilirim. Karakterimi, inançlarımı, sevgilerimi, düşüncelerimi...hepsini tereddüt dahi etmeden ayırabilirim. Süreç devam ediyor, başım hala dönüyor, değişim bitmedi. Hala o sancıları çekiyorum. Önce ben değiştim, sonra etrafımdaki her şey, herkes... şimdi ise hayatımdan atmam gerekenleri, kişileri, yüklerimi, kötülerimi yavaş yavaş atıyorum. Gerçi hala bir umut tuttuklarım var, ya ileride ihtiyacım olursa, ya yanlış bir yargıya varıyorsam diye endişeyle bir köşede tuttuklarım...Ama onlar da gidecek gibi duruyor. Gelecek öyle gösteriyor. Tüm değerlerim, inançlarım, ahlak yargım, insanları, istediklerim, istemediklerim...tüm o bir halta yaramayanlar işte. Gidecekler birer birer, yerlerine yenileri gelirken. Süreç devam devam ediyor ve benim başım hala dönüyor.
Ama hiçbir zaman hiçbir şey o iki şehir arasındaki zaman gibi olmayacak. Hayatımın hiçbir döneminde o anda hissettiğim gibi hissetmeyeceğim, hissedemeyeceğim. Hiçbir şey o zamanlardaki gibi heyecanlandıramayacak beni, korkutamayacak, mutlu edemeyecek...özgür, evet özgür ve genç hissettiremeyecek. Hiçbir zaman o zamanki gibi kendimi güzel, akıllı, cesur, olması gereken her şeye sahip hissedemeyeceğim. Hiçbir zaman kendimi o zamanki gibi, aciz, korkak, aptal, çirkin ve yetersiz hissetmeyeceğim. Hiçbir şey öyle özel olmayacak. Aşk bile, herkesin bahsedip durduğu aşkın hissettirdikleri bile o zamanın yanına dahi yaklaştıramazken... O andan itibaren, Mart 2013'den beri, o dönüm noktasından itibaren, hayatımdaki hiçbir şey iyi ya da kötü olmayacak, sadece herşey"daha" sözcüğü ile tanımlanabilir olacak, belki her şey daha iyi, belki daha kötü... çünkü;
"It was the best of times, it was the worst of times, it was the age of wisdom, it was the age of foolishness, it was the epoch of belief, it was the epoch of incredulity, it was the season of Light, it was the season of Darkness, it was the spring of hope, it was the winter of despair, we had everything before us, we had nothing before us, we were all going direct to Heaven, we were all going direct the other way - in short, the period was so far like the present period, that some of its noisiest authorities insisted on its being received, for good or for evil, in the superlative degree of comparison only"
28 Mart 2015 Cumartesi
Maya Burcu
Bunda toprak çıktım. Bence uyuyor da sanki; dengesiz, duygusal karmaşa, tartışmacı, emir alamama,
http://www.sunsigns.org/maya-caban/
| |
Klasik astrolojinin tersine buradaki Toprak, çok yüksek bir entelektüel ve zihinsel yeteneği sembolize eder. Toprak gününde doğan birinin zihinsel aktivasyonu o kadar yüksektir ki, bu onun doğayla olan bağının kopmasına yol açabilir. Bu, Toprak burcu insanının hayatta ki en büyük engelidir ve bunu aşmak için doğa ile olan bağını tekrar kurmalı ve korumalıdır. Hangi cinsiyette olursa olsun Toprak insanının erkeksi bir karakteri olur. Toprak insanları Meditatif ve vizyoner oldukları kadar tartışmacı veya karışık zihinli olabilirler. Akıllı beyinlerine gelen yepyeni fikirlerin ise dünyaya faydalı mı olacağını yoksa sadece boş bir hayal mi olduğunu ise önceden bilebilmek imkansızdır. Aşırı zihinsel faaliyetlerini dengelemek için meditasyon yapmak ve zihinsel güçlerini odaklamayı öğrenmek toprak insanı için çok faydalı olacaktır. Yeryüzü bahçesinin koruyucusu. Bu burçta Dünyanın daha büyük bir spritüel evrim geçirecek bağlantılarını yaratan yüksek enerjiyi buluruz. Toprak tipleri beden enerjisini topraklamaya yardımcı olurlar; bu sayede bu gezegende titreşmek isteyen yeni freakanslara imkan tanırlar. Bu burçta doğan insanlar daha yüksek bir frekansa geçiş için hepimize yardım edebilirler. Bu aslında onların tüm insanlığa bir armağanıdır. Eğer bir Toprak değilseniz bu enerjiyi topraklamak ve merkezlemek için çağırın. Onların görüşleri genelikle liberal, ilerici ve bazen radikaldir. Eğilimleri zamanın biraz ilerisinde olmaktır. Yeryüzünün doğal döngülerine ve enerjilerine olan eşzamanlı derin bağlantılar, yaratımların ve eski zamanların bilgelik belleğinin gücünü tedarik eder. Toprak insanları yaşamın bütün çehrelerinde doğal düzenin dönmesi için çabalarlar. Dengelerini kaybettiklerinde aşırı duygu durumları sergileyebilirler; “duygusal depremler”. Doğuştan yetenekleri olan sinerjiyi yeniden devreye sokmayı bilirler.
| |
Şarkı falı
Ben bir şey demedim, şarkı tuttum kendime sıradaki parçadan, bu çıktı ben ne yapayım...Gerçi Ed' de her yerden çıkıyor, iyi ki bir Hobbit yaptı. O değil de ben Hobbit'in son filmi hala izlemedim. Bu haftasonu planıma onu ekleyeyim. "Kız hiç özel hayatın yok mu senin?" Hiç özel hayatım yok ya benim, ondan evde film izleyeyim, şarkı falı tutayım...falan filan
Kıvırcıklar anlar...
Buzzfeed'de gördüm, içinden beğendiklerimi buraya alıvereyim dedim...
1. “How do you get it to look like that?” (Gerçekten Lorde, o saçı nasıl öyle yandan ayırabiliyorsun, hadi ayırdın nasıl sabit tutuyorsun, yıllardır bunu yapmaya çalışıyorum...)
Step 1: Wake up.
Step 2: Shower.
Step 3: Hope for the best.
Step 2: Shower.
Step 3: Hope for the best.
2. “Can I touch it? Can I play with it?” (iş yerinde bunu yapan biri var ve engel olamıyorum!!!)
Please, please, no.
7. “Ugh, I wish I had interesting hair.”
And I wish I didn’t wake up looking like Chewbacca every day, but that’s life.
8. “So do you have to curl it every morning?” (Banyodan sonra elinle kıvıra kıvıra mı bu hale getiriyorsun...)
How have you lived so long with so little intelligence?
12. “You’re so lucky. It’s like having a natural perm.” (Perma mı, en uyuz olduğum soru olabilir)
No… A perm is like getting a fake this.
21. “So how long does it take you to straighten it?” (Anne Hathaway'in bu filmdeki halini çok seviyorum, ondan aldım bunu buraya, soru anlamsız, düzleştirmek mi? o da ne demek?)
26. “If it’s that bad, why not permanently straighten it?”
Gizlilik önlemleri kapsamında, mail adresimi değiştirmiş bulunuyorum. Çok da basitmiş süreç. Önce başka bir mail adresi alıyormuşsun, sonra onu bloga davet edip yönetici yapıyormuşsun, sonra istemediğin maili siliyormuşsun.
İnsan iş başvurusu yaptığı, resmi mail olarak kullandığı adresini böyle saçma şeyler yazdığı bir blog için kullanır mı? Ha günlüğümden bir sunum hazırlayıp, iş yerinde piresenteyşın yapmışım, ha bunu yapmışım. Güvenlik önlemleri muhim canlar, bilgi çağında yaşıyoruz, bilgiyi koruyalım, bilgimize sahip çıkalım...
Bakalım başka ne önlemler alınabilir, düşün, düşün düşün....
İnsan iş başvurusu yaptığı, resmi mail olarak kullandığı adresini böyle saçma şeyler yazdığı bir blog için kullanır mı? Ha günlüğümden bir sunum hazırlayıp, iş yerinde piresenteyşın yapmışım, ha bunu yapmışım. Güvenlik önlemleri muhim canlar, bilgi çağında yaşıyoruz, bilgiyi koruyalım, bilgimize sahip çıkalım...
Bakalım başka ne önlemler alınabilir, düşün, düşün düşün....
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



