Gidip izleyeyim sinemada, en çabuğundan. Gelmek isteyen?
Bugün için üzülerek belirtmek zorundayım ki beş yıllık plan tam bir fiyaskoyla sonuçlanmıştır. Gerçekleştirmemi istediğiniz bütün hayaller, ikinci bir çağrıya kadar ertelenmiştir. Herkes işinin gücünün başına dönsün.
30 Ekim 2013 Çarşamba
THOR - The Dark World
Uzunca zamandır, güzelce bir film gelse de izlesek diye bekliyordum. Geçen haftalarda o isteğimiz, Despicable Me ile birazcık yatışmıştı ama gördük ki bu cuma Thor geliyormuş. İlkini pek beğenmiştim, sıradan bir süper kahraman hikayesi olmasına rağmen, ama biz en sıradan süper kahraman hikayesini de her türlü severiz, ayrıca iskandinav bir tanrı bu sıradanlığı görmezden gelmem için yetmiş olabilir.(Niye kendimle sizli bizli oldumsa ben şimdi?)
Gidip izleyeyim sinemada, en çabuğundan. Gelmek isteyen?
Gidip izleyeyim sinemada, en çabuğundan. Gelmek isteyen?
28 Ekim 2013 Pazartesi
Aradaki 7 farkı bulun
Çok eski, biliyorum, uzunca bir zamandır da ortalarda dolaşıyor ama; "ama bu çok sıradan, şurada da vardı bunun bir benzeri" diye kendimize eziyetler etmeyelim diye, bir köşede dursun. Sonuçta kim ölmüş klişeden.
Ben kurtarırım geceyi...
Sabah bir sessizliğe uyanıyorum. Evde kimsecikler yok, benim de yapacak hiçbir şeyim yok. Neden kalkıyorumsa artık, bilmiyorum. Kalkar kalkmaz kendimi banyoya atıyorum, sabah ihtiyaçları işte, bütün gece uyuduk tabi. Ama garip bir şeyler var. Çok garip... Altımda gri bir tayt var, ama bunun üzerinde durmuyorum daha mühim bir sorun var; neden siyah bir külodu gri taytımın üstüne geçirmiş olabilirim ki? Bünyedeki dengeler hepten mi sapıttı acaba? Gene yaptığım bir saçmalık diye geçiştiriyorum çok sorgulamadan. Sorgulasam ne olur verecek cevabım yok. Daha uyuyorum zaten. Yüzümü yıkamam lazım. Ama ellerim, ya o ellerim, ah o ellerim... ellerim simsiyah, bir deri kaplı, halisünasyon görüyor olmalıyım. Bir avuç dolusu suyu yüzüme boca ediyorum. Dudaklarımdan başka yüzümde hiç bir nokta ıslanmıyor. Tekrar deniyorum, gene aynı sonuç. Çok garip bir şey var, acaba hala uyuyor muyum?
Banyodan çıkarken kapı kolu gitmeme engel oluyor. O zaman fark ediyorum boynumdan aşağı doğru sallanan simsiyah kumaş parçasını. Olanlara bir anlam veremiyorum. Koşarak odadaki boy aynasının önüne atıyorum kendimi. Şu anda tamamen uyanığım ama karşımda ki...yok artık...o bir...karşımdaki aynadan yansıyan görüntü...bir Batman duruyor karşımda! Aynadaki yansıma Batman. Pelerini, gri taytı, maskesi, her şeyiyle. O kıyafetin her yerinden fışkıran adaleleri ile...
Aman Yarabbi...ben Batman olmuşum ya! Kıyafeti çıkarmaya çalışıyorum ama imkanı yok. Çekiştirdikçe canım yanıyor, sanki derimi sökmeye çalışıyormuşum gibi. Sabah olmadan neler doğar, işte benim de içimde bir kara şövalye doğuyor. Tanrım ben Batman'ın tam kendisiyim!
Neden bilmiyorum ama çok çabuk kabulleniyorum bu durumu. Zaten çabalamaya da gerek yok, o kıyafet çıkmıyor. Direk aklıma geliyor, şu mantık çıkarımı düşüyor düşünceme; eğer ben Batman olduysam arabam da Batmobile dönüşmüş olmalı. İtiraf etmeliyim ki bu düşünce çok hoşuma gidiyor. Tüm bu olanlar üstümdeki şaşkınlığı atmamla çok hoşuma gitmeye başlıyor.
Kendimi dışarı atıyorum. Koşarak etrafta Batmobile arıyorum. Ama hiç bir yerde yok. Evimizin yer aldığı etabı dört dönüyorum. Ama yok. Eski arabamı görüyorum ama onun bana ait olduğunu kabullenemiyorum, ben Batmanim çünkü, şeklini de geçtim, siyah olmayan bir şeyin bana ait olmasına imkan yok. Her yere bakıyorum ama Batmobile'den en ufak iz yok işte. Batmobilden umudu kesince arabamın yanına gidiyorum. Eski, sağında bir yumruk sonucu oluşmuş çöküntü, bir kaç noktada sarı bir şeye sürtünmesi sonucu oluşmuş lekeler... çok sıradan, mavi, ikinci el eski model bir araba. Batmobile yok. Yok! Batman olmaktan tek kazancım gri bir tayt üzerine giyilmiş siyah bir külot mu yani? Kahretsin!
Birden birinin adımı seslenmesi sonucu irkiliyorum. Şehir beni çağırıyor olmasın sakın? Direk gökyüzüne bakıyorum ama hiç de öyle etrafta yarasa figürü de yok. Sesin geldiği noktaya bakınca hiç bir muhabbetim olmadığı kuzenimi görüyorum. Ben onun soyadını bilmem, o beni facebookta tanıdıklar listesinde görse arkadaş diye eklemez. Bir birimizden uzaklığımız o derece. Ama bugün selam vereceği tutuyor. Ama bir dakika ya, beni nasıl tanımış olabilir ki, ben bile kendimi tanıyamıyorum bu derilerin içerisinde. Off ya... Aman ya.... Amaaaan... yapacak da bir şey yok, daha fazla sessiz kalamam, selamına karşılık vermem lazım.
"Günaydın" Aman tanrım, sesim, derinlerden hırıltılı bir "günaydın" Ama o neden bu kadar sakin, sanki ben annemin karnından yarasa yavrusu olarak çıkmışım gibi, neden bu halimi yadırgamıyor? Ben sanki Batman değilmişim gibi havadan sudan konuşuyoruz. Sanki her şey normalmiş gibi... Oh şükür, konuşma bitti. O otobüse binmek için yola koyuluyor. Eski arabamın yanında pelerinim ellerimde kalakalıyorum. Olanlardan,, yemin ediyorum hiçbir şey anlamıyorum ama sorgulamıyorum da, cevabını bulamayacağım her karışıklığa yaptığım gibi durumu olduğu gibi kabulleniyorum. Öyle bir kabulleniyorum ki hem de...
Şimdi ben Batmansem şehrin bana ihtiyacı var, eğer ben kara şövalyeysem garibanları kollamam gerek. Şehir uyur, suç uyumaz.Kötülere korku salan Batman'ım ben. Kötülükle savaşmak üzere arabama oturuyorum. Bindik de arabaya, ama gidecek yer yok ki. Haciiii... Hayatımda tanıdığım bir tane bile suçlu yok ki. Hiç bir suç olayını gözlerimle görmedim ki ben. Tanıdığım tek yasa dışı iş yapmış insan torrentten film indiren bir insan. Ama gidip de film indiriyorsun diye insanların ağzını burnunu kırmanın hiç bir manası yok. Suç o değil yani benim uğraşmam gereken suçlu modeli o değil. Düşün Batman, düşün, sen kara şövalyesin büyük düşün!
Düşün, düşün....düşün....
Göl...gölün kenarı..., gölün kenarına gitmem lazım. Evet, evet! Hatırla filmlerden, suçluların hep yaptıkları öldürdükleri insanları şehirdeki dere olur, göl olur, bir su birikintisine atmak. Roma'dan beri bu iş böyle yürümüş, o Tiber nehri ne suçlar görmüş..., görmüşse görmüş, Moganın ne eksiği var. Evet gölün kenarına gitmem lazım. Ama şimdi değil, akşam gecenin karanlığında, tam iş üstünde yakalamam lazım hepsini. Ne demişler, suç arıyorsan karanlığı takip et. Ya da onun gibi bir şey.
Allahım galiba tansiyonum düşüyor. Sabah uyanır uyanmaz, kahvaltı bile yapmadan Batmobile aşkına atmayacaktım kendimi dışarı. Gideyim de az bir şeyler yiyeyim. Evet gideyim, ekmek arası domates tulum peyniri iyi bir kahvaltı seçeneği. Aç yarasa uçmaz...(Herşey değişmiş de, espri yeteneğinde en ufak bir gelişme olmamış ama...) O değil de, düşünüyorum, iyi ki de spiderman olarak uyanmamışım dostum, en azından bu kıyafetin ağzı var, bırak suçla savaşmayı açlıktan ölebilirdim, tanrım korumuş.
Çıktık eve, kahvaltı elimizde, uzun pelerin tersimizde, bir gideriz Gotham'a hey Gotham'a...Bir taraftan ekmeğimi ısırırken akşamın gelişini televizyon karşısında bana her şey yakışır izleyerek geçiriyorum. Acaba ben de katılsam mı? Yeni bir pelerin alacak para kazanırım belki. Yok ya, ben en iyisi kim milyoner olmak istere katılıp, bir batmobile parası kazanmalıyım kendime. Evet, kesinlikle bu daha mantıklı. Hemen internetten formu doldurup yolladık.
Eveet, şimdi ne yapsam? Allah'ım sanki bu tayt biraz kaşındırıyor mu ne? Bu kostümün yazlık sürümü yok mu? Tamam Gotham soğuk bir şehir olabilir ama sonuçta ankara yazları sıcak ve kurak bir memleket, allah verede pişik olmasak. Lan! ya kışa kadar böyle kalırsam? Kışın da ayrı bir sakat, o soğukta taytla nasıl dolaşıcam etrafta... Ne batmobilim var, ne yeteneğim gelişti, ne yapacağım ben bu halimle? İtiraf etmeliyim ki, tüm bu durum sabah ki cazibesini kaybetmeye başlıyor.
Akşama kadar ne yapar ki bir Batman evde?Hava kararmadan suç mahalline gitmenin de bir manası yok, çünkü hava kararmadan işlenmiş bir suç yok. Aslında yere çöp atan piknikçilerle uğraşabilirim. Yok ama olmaz, koskoca Batman park zabıtasının görevleriyle vakit kaybedemez. Koskoca Batman zabıta olmuş dedirtmen ulan millete!
Off sinekler...şap.... Oh yooo öldürmeyecektim, bayıltıp balkondan atacaktım sadece... Allahım yemin etmiştim yaşayan hiçbir varlığa zarar vermeyeceğime, hiç bir canlıyı böcek dahi olsa öldürmeyeceğime...
Neyse olan oldu, hem artık Batman olduğumdan ötürü öldürmem de bir sakınca yok. Ben insanların kanını emen tüm canlılarla savaşmaya yemin etmiş, kara şövelyeyim. (Allahım ne de güzel edebiyatlı alegoriler yapıyorum.)
Peh sıkıldım ben ya, pijamayla tüm gün evin içinde oturabiliyordum ama böyle giyinik evin içinde durulmuyor, napsam, korsan film indiren arkadaşa mı gününü göstersem. Sonuçta o da bir tür suç. Allah'ım ben Batman oldum ama uğraşabileceğim ne bir joker, ne bir Bane var. Ah ben ne etsem, nerelere gitsem?
Lan arkadaş, o kadar Batman olduk, evde sıkıntıdan patlayacağım. Elimde cips HIMYM izliyorum. Hava da kararmadı bir türlü....
Aha ezan okunuyor, namazı kılsa mıydık ki? Neyse ya, nasıl abdest alacaz bu kıyafetle... ben şimdi gidene kadar hava kararır zaten. Beklerken az biraz dondurma falan yerim. Gideyim ben en iyisi.
Yavaş yavaş iniyorum merdivenleri.. Yavaş yavaş ineceksin bu merdivenleri, eteklerinde ankaranın rengi gri bir tayt... Aman tanrım bir de ne göreyim! Batmobile! Batmobile karşımda duruyor. Allah'ım demek her şeyin bir zamanı varmış. Demek ki neymiş vakitsiz horoz ötmezmiş; demek ki neymiş sakla samanı gelir zamanı, demek ki binip gidiyoruz Batmobile, suçlular suç işler, Batman şehri temizler...
İtiraf etmeliyim ki, bu iş tekrardan hoşuma gitmeye başlıyor.
Geldik sahil parka. Hava iyice kararmış. Yavaş yavaş el ayak çekilmeye başlıyor. Ya dur! Ya ben niye parka geldim ki, salak mıyım neyim valla? Şimdi suçlu olsam gölün en ıssız kıyısına gider atarım cesedimi, neden buraya atayım ki. Gideyim gölün en ıssız kıyısında bekleyeyim en iyisi.
Of ya ben hiç anlamıyorum ki bu suç olayından, hayır yani intikam almak istediğim biri bile yok, ne bileyim kimse Uncle Ben'imi öldürmedi, şehirde öyle Gotham falan değil, bildiğin Ankara işte. Arkadaş 11'den sonra otobüs çalışmayan bir şehir burası, nasıl bir kötülük yuvasına dönüşebilir ki. Şu anda herkes evinde uyuyordur, sadece torrentten film indiren üniversite ergenleri, eve girip birkaç şey çalan hırsızlar... Ha bir de maltepede bir kaç gazino, ulusda da bir kaç hayat kadını...bi uyanık bunlar işte. Hayatım boyunca karşılaştığım tek suç insanları da bunlar. Şimdi yazık bunların karşısına ben Batman'im diye de çıkılmaz ki. Kıyafete yazık, bruce wayne'in kemikleri sızlar...
Çiçek kadın olaydım ben Batman yerine, hippilerle takılıp festivallerde takılaydım ya. Gerçi ankarada festivalde yok. Ne olaydım, cem yılmaz olaydım kendi batmobile'imi kendim alaydım, yok la ne alaka. Ne olaydım, ne vereyim abime...ehehe kafa karıştı cem yılmaz deyince.
Off ne pis bir geyiğim varmış benim, küçükken ormanda kaybolmuşum da geyikler mi büyütmüş beni acaba? Ahanda bir şahin yaklaşıyor. Yaklaşan bir cisim keşfettik komutanım. Bordo bir şahin, doğan görünümlü mü bilmiyorum, hepsi aynı görünüyor benim gözümde. İyi fark etmediler beni. Durdular. Kapı açıldı. İçinden iki tane kara kavruk adam indi. tey tey de tey tey...anason kokusu ta bana geldi, hayır bir de maske var ona rağmen. Yav arkadaş napayım gideyim alkollü araba kullanmaktan ceza mı keseyim, neyim ben trafik polisi mi?
He dur, dur, bagaja yöneldi. Bagajdan bir şeyler çıkarıyor. Ağır olmalı. Kesin bir ceset. Evet şimdi müdahale etmenin tam sırası...
Masa mı? Karpuz mu? Bir koli 75'lik mi? Tey allahım sabahtan beri suçla savaşacağım diye iki tane alkolik mi bekliyor muşum ben şimdi? Aç aç ankaralı namık'ı da aç... Hayde deymesinler keyfimize. Arabada beş, evde onbeş,,,ağaya beleş... Allahım ne olaydım Batman olana kadar ne olaydım, memurman olaydım bu kadar sıkılmazdım. Keşke memur adam olaydım..Gidip ağzını burnunu kıracaktım ben o torrentten film indiren elemanın ya...
Saatte 12'ye geliyor, bendeki şansla kabağa da dönüşürüm ben şimdi. Aman en iyisi eve dönmek.
Hey bir dakika, dur bi dur... hehehey...Ben şimdi Batman olduysam...ehehe... yani aynı zaman da bruce wayne de oldum. Yani batmobile bile varsa olmuşumdur. Evet olmuşumdur yani... Ohoho....ehehehe.... Zengin olduk ya lan, yemişim kara şovalyesini, kötüsünü, savaşını... Gideyim de bir kaç ihaleye gireyim... Ehehe... allah'ım zengin oldum...ehehehe. Yada sonra gireyim, şimdi kim girecek o kadar ihaleye, bir sürü evrak işi.. hiç girmesem ihale işine, iş adamlığına?
Wayne malikhanesini kiraya versem, ayda 50000$ kira gelse, kirayı biriktirsem bir malikane daha alsam... ayda 100000$....
$$$$
İtiraf etmeliyim ki ben bu işi çok sevdim....
"Gregor Samsa bir sabah huzursuz düşlerden uyandığında, kendini yatağında dev bir böceğe dönüşmüş olarak buldu."
Ana fikir; Nihan'ı batman yapmışlar, off çok sıkıldım demiş.
Not: İş bu yazının daha sonra gelmesi planlanan yazı dizisi ile hiçbir bağlantısı yoktur.
Banyodan çıkarken kapı kolu gitmeme engel oluyor. O zaman fark ediyorum boynumdan aşağı doğru sallanan simsiyah kumaş parçasını. Olanlara bir anlam veremiyorum. Koşarak odadaki boy aynasının önüne atıyorum kendimi. Şu anda tamamen uyanığım ama karşımda ki...yok artık...o bir...karşımdaki aynadan yansıyan görüntü...bir Batman duruyor karşımda! Aynadaki yansıma Batman. Pelerini, gri taytı, maskesi, her şeyiyle. O kıyafetin her yerinden fışkıran adaleleri ile...
Aman Yarabbi...ben Batman olmuşum ya! Kıyafeti çıkarmaya çalışıyorum ama imkanı yok. Çekiştirdikçe canım yanıyor, sanki derimi sökmeye çalışıyormuşum gibi. Sabah olmadan neler doğar, işte benim de içimde bir kara şövalye doğuyor. Tanrım ben Batman'ın tam kendisiyim!
Neden bilmiyorum ama çok çabuk kabulleniyorum bu durumu. Zaten çabalamaya da gerek yok, o kıyafet çıkmıyor. Direk aklıma geliyor, şu mantık çıkarımı düşüyor düşünceme; eğer ben Batman olduysam arabam da Batmobile dönüşmüş olmalı. İtiraf etmeliyim ki bu düşünce çok hoşuma gidiyor. Tüm bu olanlar üstümdeki şaşkınlığı atmamla çok hoşuma gitmeye başlıyor.
Kendimi dışarı atıyorum. Koşarak etrafta Batmobile arıyorum. Ama hiç bir yerde yok. Evimizin yer aldığı etabı dört dönüyorum. Ama yok. Eski arabamı görüyorum ama onun bana ait olduğunu kabullenemiyorum, ben Batmanim çünkü, şeklini de geçtim, siyah olmayan bir şeyin bana ait olmasına imkan yok. Her yere bakıyorum ama Batmobile'den en ufak iz yok işte. Batmobilden umudu kesince arabamın yanına gidiyorum. Eski, sağında bir yumruk sonucu oluşmuş çöküntü, bir kaç noktada sarı bir şeye sürtünmesi sonucu oluşmuş lekeler... çok sıradan, mavi, ikinci el eski model bir araba. Batmobile yok. Yok! Batman olmaktan tek kazancım gri bir tayt üzerine giyilmiş siyah bir külot mu yani? Kahretsin!
Birden birinin adımı seslenmesi sonucu irkiliyorum. Şehir beni çağırıyor olmasın sakın? Direk gökyüzüne bakıyorum ama hiç de öyle etrafta yarasa figürü de yok. Sesin geldiği noktaya bakınca hiç bir muhabbetim olmadığı kuzenimi görüyorum. Ben onun soyadını bilmem, o beni facebookta tanıdıklar listesinde görse arkadaş diye eklemez. Bir birimizden uzaklığımız o derece. Ama bugün selam vereceği tutuyor. Ama bir dakika ya, beni nasıl tanımış olabilir ki, ben bile kendimi tanıyamıyorum bu derilerin içerisinde. Off ya... Aman ya.... Amaaaan... yapacak da bir şey yok, daha fazla sessiz kalamam, selamına karşılık vermem lazım.
"Günaydın" Aman tanrım, sesim, derinlerden hırıltılı bir "günaydın" Ama o neden bu kadar sakin, sanki ben annemin karnından yarasa yavrusu olarak çıkmışım gibi, neden bu halimi yadırgamıyor? Ben sanki Batman değilmişim gibi havadan sudan konuşuyoruz. Sanki her şey normalmiş gibi... Oh şükür, konuşma bitti. O otobüse binmek için yola koyuluyor. Eski arabamın yanında pelerinim ellerimde kalakalıyorum. Olanlardan,, yemin ediyorum hiçbir şey anlamıyorum ama sorgulamıyorum da, cevabını bulamayacağım her karışıklığa yaptığım gibi durumu olduğu gibi kabulleniyorum. Öyle bir kabulleniyorum ki hem de...
Şimdi ben Batmansem şehrin bana ihtiyacı var, eğer ben kara şövalyeysem garibanları kollamam gerek. Şehir uyur, suç uyumaz.Kötülere korku salan Batman'ım ben. Kötülükle savaşmak üzere arabama oturuyorum. Bindik de arabaya, ama gidecek yer yok ki. Haciiii... Hayatımda tanıdığım bir tane bile suçlu yok ki. Hiç bir suç olayını gözlerimle görmedim ki ben. Tanıdığım tek yasa dışı iş yapmış insan torrentten film indiren bir insan. Ama gidip de film indiriyorsun diye insanların ağzını burnunu kırmanın hiç bir manası yok. Suç o değil yani benim uğraşmam gereken suçlu modeli o değil. Düşün Batman, düşün, sen kara şövalyesin büyük düşün!
Düşün, düşün....düşün....
Göl...gölün kenarı..., gölün kenarına gitmem lazım. Evet, evet! Hatırla filmlerden, suçluların hep yaptıkları öldürdükleri insanları şehirdeki dere olur, göl olur, bir su birikintisine atmak. Roma'dan beri bu iş böyle yürümüş, o Tiber nehri ne suçlar görmüş..., görmüşse görmüş, Moganın ne eksiği var. Evet gölün kenarına gitmem lazım. Ama şimdi değil, akşam gecenin karanlığında, tam iş üstünde yakalamam lazım hepsini. Ne demişler, suç arıyorsan karanlığı takip et. Ya da onun gibi bir şey.
Allahım galiba tansiyonum düşüyor. Sabah uyanır uyanmaz, kahvaltı bile yapmadan Batmobile aşkına atmayacaktım kendimi dışarı. Gideyim de az bir şeyler yiyeyim. Evet gideyim, ekmek arası domates tulum peyniri iyi bir kahvaltı seçeneği. Aç yarasa uçmaz...(Herşey değişmiş de, espri yeteneğinde en ufak bir gelişme olmamış ama...) O değil de, düşünüyorum, iyi ki de spiderman olarak uyanmamışım dostum, en azından bu kıyafetin ağzı var, bırak suçla savaşmayı açlıktan ölebilirdim, tanrım korumuş.
Çıktık eve, kahvaltı elimizde, uzun pelerin tersimizde, bir gideriz Gotham'a hey Gotham'a...Bir taraftan ekmeğimi ısırırken akşamın gelişini televizyon karşısında bana her şey yakışır izleyerek geçiriyorum. Acaba ben de katılsam mı? Yeni bir pelerin alacak para kazanırım belki. Yok ya, ben en iyisi kim milyoner olmak istere katılıp, bir batmobile parası kazanmalıyım kendime. Evet, kesinlikle bu daha mantıklı. Hemen internetten formu doldurup yolladık.
Eveet, şimdi ne yapsam? Allah'ım sanki bu tayt biraz kaşındırıyor mu ne? Bu kostümün yazlık sürümü yok mu? Tamam Gotham soğuk bir şehir olabilir ama sonuçta ankara yazları sıcak ve kurak bir memleket, allah verede pişik olmasak. Lan! ya kışa kadar böyle kalırsam? Kışın da ayrı bir sakat, o soğukta taytla nasıl dolaşıcam etrafta... Ne batmobilim var, ne yeteneğim gelişti, ne yapacağım ben bu halimle? İtiraf etmeliyim ki, tüm bu durum sabah ki cazibesini kaybetmeye başlıyor.
Akşama kadar ne yapar ki bir Batman evde?Hava kararmadan suç mahalline gitmenin de bir manası yok, çünkü hava kararmadan işlenmiş bir suç yok. Aslında yere çöp atan piknikçilerle uğraşabilirim. Yok ama olmaz, koskoca Batman park zabıtasının görevleriyle vakit kaybedemez. Koskoca Batman zabıta olmuş dedirtmen ulan millete!
Off sinekler...şap.... Oh yooo öldürmeyecektim, bayıltıp balkondan atacaktım sadece... Allahım yemin etmiştim yaşayan hiçbir varlığa zarar vermeyeceğime, hiç bir canlıyı böcek dahi olsa öldürmeyeceğime...
Neyse olan oldu, hem artık Batman olduğumdan ötürü öldürmem de bir sakınca yok. Ben insanların kanını emen tüm canlılarla savaşmaya yemin etmiş, kara şövelyeyim. (Allahım ne de güzel edebiyatlı alegoriler yapıyorum.)
Peh sıkıldım ben ya, pijamayla tüm gün evin içinde oturabiliyordum ama böyle giyinik evin içinde durulmuyor, napsam, korsan film indiren arkadaşa mı gününü göstersem. Sonuçta o da bir tür suç. Allah'ım ben Batman oldum ama uğraşabileceğim ne bir joker, ne bir Bane var. Ah ben ne etsem, nerelere gitsem?
Lan arkadaş, o kadar Batman olduk, evde sıkıntıdan patlayacağım. Elimde cips HIMYM izliyorum. Hava da kararmadı bir türlü....
Aha ezan okunuyor, namazı kılsa mıydık ki? Neyse ya, nasıl abdest alacaz bu kıyafetle... ben şimdi gidene kadar hava kararır zaten. Beklerken az biraz dondurma falan yerim. Gideyim ben en iyisi.
Yavaş yavaş iniyorum merdivenleri.. Yavaş yavaş ineceksin bu merdivenleri, eteklerinde ankaranın rengi gri bir tayt... Aman tanrım bir de ne göreyim! Batmobile! Batmobile karşımda duruyor. Allah'ım demek her şeyin bir zamanı varmış. Demek ki neymiş vakitsiz horoz ötmezmiş; demek ki neymiş sakla samanı gelir zamanı, demek ki binip gidiyoruz Batmobile, suçlular suç işler, Batman şehri temizler...
İtiraf etmeliyim ki, bu iş tekrardan hoşuma gitmeye başlıyor.
Geldik sahil parka. Hava iyice kararmış. Yavaş yavaş el ayak çekilmeye başlıyor. Ya dur! Ya ben niye parka geldim ki, salak mıyım neyim valla? Şimdi suçlu olsam gölün en ıssız kıyısına gider atarım cesedimi, neden buraya atayım ki. Gideyim gölün en ıssız kıyısında bekleyeyim en iyisi.
Of ya ben hiç anlamıyorum ki bu suç olayından, hayır yani intikam almak istediğim biri bile yok, ne bileyim kimse Uncle Ben'imi öldürmedi, şehirde öyle Gotham falan değil, bildiğin Ankara işte. Arkadaş 11'den sonra otobüs çalışmayan bir şehir burası, nasıl bir kötülük yuvasına dönüşebilir ki. Şu anda herkes evinde uyuyordur, sadece torrentten film indiren üniversite ergenleri, eve girip birkaç şey çalan hırsızlar... Ha bir de maltepede bir kaç gazino, ulusda da bir kaç hayat kadını...bi uyanık bunlar işte. Hayatım boyunca karşılaştığım tek suç insanları da bunlar. Şimdi yazık bunların karşısına ben Batman'im diye de çıkılmaz ki. Kıyafete yazık, bruce wayne'in kemikleri sızlar...
Çiçek kadın olaydım ben Batman yerine, hippilerle takılıp festivallerde takılaydım ya. Gerçi ankarada festivalde yok. Ne olaydım, cem yılmaz olaydım kendi batmobile'imi kendim alaydım, yok la ne alaka. Ne olaydım, ne vereyim abime...ehehe kafa karıştı cem yılmaz deyince.
Off ne pis bir geyiğim varmış benim, küçükken ormanda kaybolmuşum da geyikler mi büyütmüş beni acaba? Ahanda bir şahin yaklaşıyor. Yaklaşan bir cisim keşfettik komutanım. Bordo bir şahin, doğan görünümlü mü bilmiyorum, hepsi aynı görünüyor benim gözümde. İyi fark etmediler beni. Durdular. Kapı açıldı. İçinden iki tane kara kavruk adam indi. tey tey de tey tey...anason kokusu ta bana geldi, hayır bir de maske var ona rağmen. Yav arkadaş napayım gideyim alkollü araba kullanmaktan ceza mı keseyim, neyim ben trafik polisi mi?
He dur, dur, bagaja yöneldi. Bagajdan bir şeyler çıkarıyor. Ağır olmalı. Kesin bir ceset. Evet şimdi müdahale etmenin tam sırası...
Masa mı? Karpuz mu? Bir koli 75'lik mi? Tey allahım sabahtan beri suçla savaşacağım diye iki tane alkolik mi bekliyor muşum ben şimdi? Aç aç ankaralı namık'ı da aç... Hayde deymesinler keyfimize. Arabada beş, evde onbeş,,,ağaya beleş... Allahım ne olaydım Batman olana kadar ne olaydım, memurman olaydım bu kadar sıkılmazdım. Keşke memur adam olaydım..Gidip ağzını burnunu kıracaktım ben o torrentten film indiren elemanın ya...
Saatte 12'ye geliyor, bendeki şansla kabağa da dönüşürüm ben şimdi. Aman en iyisi eve dönmek.
Hey bir dakika, dur bi dur... hehehey...Ben şimdi Batman olduysam...ehehe... yani aynı zaman da bruce wayne de oldum. Yani batmobile bile varsa olmuşumdur. Evet olmuşumdur yani... Ohoho....ehehehe.... Zengin olduk ya lan, yemişim kara şovalyesini, kötüsünü, savaşını... Gideyim de bir kaç ihaleye gireyim... Ehehe... allah'ım zengin oldum...ehehehe. Yada sonra gireyim, şimdi kim girecek o kadar ihaleye, bir sürü evrak işi.. hiç girmesem ihale işine, iş adamlığına?
Wayne malikhanesini kiraya versem, ayda 50000$ kira gelse, kirayı biriktirsem bir malikane daha alsam... ayda 100000$....
$$$$
İtiraf etmeliyim ki ben bu işi çok sevdim....
"Gregor Samsa bir sabah huzursuz düşlerden uyandığında, kendini yatağında dev bir böceğe dönüşmüş olarak buldu."
Ana fikir; Nihan'ı batman yapmışlar, off çok sıkıldım demiş.
Not: İş bu yazının daha sonra gelmesi planlanan yazı dizisi ile hiçbir bağlantısı yoktur.
27 Ekim 2013 Pazar
At Kafası
Sayın Burak Aksak, o yazdığın finale lanet gelsin, sen onu anlatırken, ben mecnuna değil, kendime üzüldüm, pis ettin her şeyi, pis bee...Halbuki benim için Mecnun hikayesi, gerçekten daha gerçekti....
Go ask Alice, I think she'll know
"I like too many things and get all confused and hung-up running from one falling star to another till I drop. This is the night, what is does to you. I had nothing to offer anybody except my own confusion." J. Kerouac
22 Ekim 2013 Salı
Supernatural
Bütün dizilerim bitti benim, elimde bir yıllanmış sitkomlar kaldı. Gönül isterdi ki (gönül derken seni kastetmedim gönülüm üstüne alma :p) bir zeyna, bir rome, bir seeker bulup izleyelim. Ama Spartacus da bittiğine göre daha önceden es geçilmiş dizilere yöneldim. Neler mi denemedim,atlantisten doktor dizisine kadar hem de, ne çok doktor dizisi varmış lan.
Ama bu süreçte çok faydalı şeyler öğrendim. Ilk olarak dizi olayında farketmediğim çok kolay bir yöntem varmış, belirli bir taslak üzerinde ilerleme. gerçi izlediğim çoğu dizi de bu taslak çok sabit değil, varla yok arasında olduğundan farketmemem normal ki bence bu çok iyi birşey. Misal sırf bu taslak yüzünden House dizisinden nefret ettim, neden bu kadar qbartıldığını anlamadım bir türlü. House karakteri başlı başına ukala dahi klişesi. Olay dediğinde hep aynı, hasta gelir, bir türlü teşhis koyamazlar, deneme yanılma ve dahi House en sonunda hastayı iyleştirir. Araya da sıkılmayalım, eğlenelim diye muayene diyalogları eklenir. Her bölüm farklı hastalıklara birebir aynı formatta. Ee yakışıklı erkek de yok, güzel kız da yok, güzel mekanlarda yok, depresif bir hastane ve hasta. Ne kadar bu kadar göklere çıkarılmış çözedim.
Keza supernaturala gelecek olursak şablon konusunda o da aynı. Kardeşler bir sebeple ki genelde gazetedki şüpheli bir cinayettir, bir olayı çözmeye giderler. Kılık değiştirip olay mahalindeki insanları soruştururlar. Yerel kütüphane ve bilgisayardan geçmişle olayın bağlantısını kurarlar. Ha bir de Orada güzel bir kız bulurlar olayla alakalı, hep de iyi niyetle bunlara yardım eder. (Genelde sarışın) sonra yaratıkla yüzleşirlerken kardeşlerden biri zor duruma düşer, diğer kardeş son anda yetişip kurtarır. Arada da kardeşler aile sorunları alt temalı konuşmalar yaparlar. (Eminim bu şablonu bir çok kişi çıkarmıştır dizi için, bir çok yerde okumuşsınuzdur)
Her bölüm bire bir böyle ilerliyor ama house'ın tersine burada çok ilgi çekici mekanlar ve insanlar var. Iki yakışıklı(evet dean'den bahsediyorum, gilmore girlsde rory'nin sırığı olandan değil ama o da büyüyünce köpek yavrusu gibi sevimli olmuş halkını yemeyelim.) güzel kızlar, güzel evler, çok güzel bir araba ve hayaletler, öcüler, ruhlar periler... Senaryodaki tek düzeliğe rağmen öcü faktörü alıp götürüyor, doğaüstü birşey var dediniz de ne zaman yok istemez dedik. (9 yıl önce olabilir mi?) Hayalden ibaret şeyler sevilmez mi?
Hem ayrıca bu dizi arama sürecinde kendimle ilgili de çok garip birşey farkettim ki, ben kendim içine karakter yerleştiremediğim diziyi izleyemiyorum, hep sıkılıyorum. Ya da karakterine müdahale edemediğim diziyi. Yani mesela HIMYM'da misal Ted'e milyarlarca farklı gidişatlar yazdım kafamda. Ama House da bir türlü hiç bir müdahalede bulanmadım. O sebeple sevmedim diziyi mutlaka.
Ama supernaturalde karakterlere müdahale etmeyi bırak, bir de yeni karakter ekledim, çok sevimli kendisi. Oturup fan fiction yazsam yazarım yani. O sebeple bayıldım diziye, çok fazla müdahele alanı bırakmış bana senarist arkadaş.
Ha bir de demiş miydim Dean çok sevimli. (Şaka, şaka, sakin, Çağatay Ulusoy'a yaptığım geyiği tekrarlamıycam, sakin.)
Gerçi sevmemde esra'nın bilinçaltıma yaptığı etki var sanıyorum. Hani hatırlar mısınız zamanın birinde hepimiz uyur uyanık, bir o ayık bize zorla video izlettirdiğinde, o videoların içinde aşağıdaki bağlantısı olan video da vardı. Artık bize subluminal ne mesajlar yerleştirdiyse o anda...Esra Dean'e aşık olursam sorumlusu hep sensin. Disney'den daha tehlikelisin yeminlen.
Ekleyemedim tabletten buraya videoyu, o gece olay mahalinde olanlar hatırlıyorsunuzdur siz zaten, bilinçaltınızı bir kontrol edin. Ama ben gene de Youtube bağlantısını da koydum buraya, size sağladığımız kolaylıklar sınırsız. Biz bağlantı vermesini de iyi biliriz. (Yalan, hiç bilemedik valla)
Dean - eye of the Tiger
http://m.youtube.com/watch?v=8oWkB91Cul4&d
O değilde neden bunun uyarlamasını yapmamış bizim yapımcılar. Ben olsam yapardım, hem senaryo basit. Istenirse mesaj bile verirdim (bkz. Altıncı beşinci boyut his), dedim ya çok fazla müdahele alanı var senaryoda, istediğin tarafa götür. Ama yo yo vazgeçtim, geri aldım lafımı, korktum birden, ürperti geldi... Allah muhafaza, düşünebiliyor musunuz Sam Kıvanç Tatlıtuğ olmuş, Dean de Kenan İmirzalığıoğlu, ıghhh... Tövbeler töbesi, Aman Yarabbi sen bizleri o günün şerrinden koru!
14 Ekim 2013 Pazartesi
Duolingo
Bunu duyurmayı bir insanlık görevi addettim kendime. Elimden gelse milli eğitim bakanına gösterip, yabancı dil öğreniminde yeni bir çağ yaşatacağım güzel ve yalnız ülkeme :) (ilk başta kimse öğrenmesin, bir tek ben bileyim, her bir dili sadece ben öğreneyim, hep ben bileyim, diye düşünmedim de değil hani)
Yeni bir dil öğrenimi için geliştirilmiş, android ve iOS ile çalışan bir eğitim uygulaması. Hani reklamlarımızda klişe bir laf var ya "eğlenirken öğrenin, öğrenirken eğlenin" diye. Hah işte o kalıp aslında bu uygulama için geliştirilmiş. Üstelik ücretsiz de. Hepimizin elindeki aletlerin birinde bu iki işletim sisteminden biri var zaten. Mobil de Windows kullanan insan da ölsün zaten. Yani demem o ki, erişimi çok kolay. Öğretme konusunda da çok başarılı. Ben İtalyanca ile uğraşıyorum demiştim. Dilin mantığını kavramıştım ama kelimeler, en basitleri bile asla aklımda kalmıyordu. Bu uygulama ile ne öğrendiysem hepsi aklımda. Ve uygulama için kullanımı doğru bir kelimemi bilmiyorum ama çok sürükleyici. Saatlerce başında şu modülü de bitireyim, şu kadar puan kazanayım diye oturmuşluğum var. Sıkmıyor sanki hiç.
Resimde de görebileceğiniz gibi, şu an dil seçeneği sınırlı. Ama aslında öyle değil, var olan diller zaten herkesin öğrenmek istediği diller olduğundan zevkinize uygun bir tane bulursunuz mutlaka. (Ha gönül isterdi ki orada bir Rusça da olsun) Tek bir sorun, belki Türkçe seçeneği olmaması olabilir, ingilizce üzerinden yeni bir dil öğrenmek belki. Ama ben pek sorundan saymıyorum bunu, hepimiz İngilizce bilen insanlarız sonuçta. Gerçi Türkçe seçeneği olsaydı kardeşime çok çok yarardı. İngilizce öğrenirdi çocukcağız. Mesaj ile talep ettim bakalım, zaten yeni dil ekleme çalışmaları devam ediyormuş. Türkçe talebi çok olursa eklerler sanki. (Duyurma çabalarımın asıl sebebi)
Neyse önce anlatıp sonra övmem gerekiyordu ama direk güzellemeyle başladım ben, giriş gelişme sonuç bütünlüğü hak getire. Şimdi içeriğine ve sistemine gelirsek, (diğerlerine bakmadım İtalyanca için konuşuyorum) dilin en temelinden başlayıp -ben sen o biz siz onlar- zaman, sıfat, zarf kadar ilerliyor. Konular modüllere bölünmüş durumda. Her modülün altında da en aşağı 3 tane, ki çoğunda daha fazla, ders var. Misal yukarıda gördüğüNüz resimde Basic1 modülünün altında aşağıda görebileceğiniz gibi 3 ders yer alıyor.
İtalyanca için toplamda, üşenmedim sizin için saydım, 66 adet modül var. Yani bir dili öğrenmek için ne gerekliyse, hepsini kapsıyor. Üstelik dediğim gibi ne öğrenirsen hepsi aklında kalıyor. Uzun uzun Ders anlatmak yerine, ilk okulda okuma yazma öğrenirken kullandığımız fiş tekniğine yakın bir yöntem izlediğinden çok etkin olduğunu söyleyebilirim. Ve üstelik soru cevap şeklinde ilerlemesi de unutmana izin vermiyor. Ayrıca bir modülü başarıyla tamamlamadan, yeni modüllere geçirmemesi, modülleri seviyelere böldüğü için belirli bir seviyeyi tamamlayıp, yeterli puanı toplamadan yeni seviyenin içinde ne olduğunu dahi göstermemesi insanı acayip gaza getiriyor. Sırf o yeni modüllerde ne var diye merakla puan topladığım oldu benim. Bir de uzun süre ilgilenmezseniz modül puanlarınız, puanda değil tam doğru terim ne bilemedim, modülde elde ettiğiniz seviyeniz düşüyor, ve yeniden başladığından tekrar etmezsen puanın yetse bile kapalı modüllere geçiş yapamıyorsun. Ben bir ara baya sallamıştım, o yüzden modüllerin altındaki seviye barları resimde de gördüğünüz gibi hep bire düştü.
Yani kısaca demem o ki, günde en fazla bir saat ayırarak, kurslara para dökerek öğreneceğiniz kadar, hatta bence daha fazlasını öğrenebilirsiniz bu uygulama ile. Bunca yıllık teknolojik alet kullanıcısıyım, kaç yıllık bilgisayar mühendisiyim, böyle faydalı bir iş görmedim. Hatta konu eğitim olunca gördüğüm tek işe yarar program PowerPoint idi,ta ki bunu görene kadar. Kullanın, kullandırtın. Bir de bir zahmet kullanırsanız Türkçe seçenek talep edin, millete - özellikle kardeşlerimize - bir faydası olsun.
K.N. Bilgisayar öldüğü için tablette yazdım, o resimler sağa sola kaydıysa, bir sürü imla, yazım hatası varsa görmezden gelin artık. Bir de daha önce bahsetmiş olabilirim laf arasında bu proğramdan, kontrol edemedim de. Öyleyse de kısmet artık, hemen oturup yargılamayın, azcık bazı şeyleri de görmezden geşliverin. Hadi, öptüm, bay...
10 Ekim 2013 Perşembe
Saatleri Ayarlama Enstitüsü
“--Görüyorsunuz ki her şeyin bir çaresi vardır. Ufak bir refah değişikliği, biraz teşebbüs ve gayret, küçük bir görüş farkı her şeyi ıslah edebilir.
--İtiraf edeyim ki bunları hiç düşünmemiştim. Ben tek çare olarak yalnız evcek bizi alıp götürecek bir salgın, bir felâketle bu işler hallolur sanıyor, onu bekliyordum.
--Hatâ... Hep hatâ... Ne istersiniz kendinizden ve evinizin zavallı halkından?.. Şimdi sizden dinlediklerime göre hepsi ihtiraslı, yaşamaya azmetmiş insanlar. Bu demektir ki hepsi muvaffakiyetlerini kendilerinde taşıyorlar ve onun ıstırabını çekiyorlar. Alelâde hayata razı değiller..."
--İtiraf edeyim ki bunları hiç düşünmemiştim. Ben tek çare olarak yalnız evcek bizi alıp götürecek bir salgın, bir felâketle bu işler hallolur sanıyor, onu bekliyordum.
--Hatâ... Hep hatâ... Ne istersiniz kendinizden ve evinizin zavallı halkından?.. Şimdi sizden dinlediklerime göre hepsi ihtiraslı, yaşamaya azmetmiş insanlar. Bu demektir ki hepsi muvaffakiyetlerini kendilerinde taşıyorlar ve onun ıstırabını çekiyorlar. Alelâde hayata razı değiller..."
Bilmiyorum, ve fark ettiğinizi de zannetmiyorum ama ben eskisine nazaran baya farklıyım. Son dönemde daha da farklıyım. Bu artık daha iyiyim, daha kötüyüm meselesi değil. Sadece bakış açım, insanları, olayları, etrafı yorumlama şeklim eskisi gibi değil. Ama eskisi gibi bakmasam da, bu yeni süreçte neye nasıl bakmam, yorumlamam gerektiğini tam olarak çözebilmiş de değilimdim. Ve daha da kötüsü 'karanlık tarafa' baya bir meylettiğimi itiraf etmeliyim. Sizin karanlık taraftan ne anladığınızı da bilmiyorum ama bana göre karanlık taraf demek kendin de dahil herkes için 'kötü' düşünmek demek. İşte böyle bir anda neyi, nasıl düşünmem gerektiğini çözemediğim zamanda, tanıştım Halil Ayarcı'yla, bu kitapla. Ve itiraf etmeliyim ki, bu yeni bir bakış açısının temellerini attı. Çok kitap okuduk amma hiç bir kitap düşünce tarzımı bu kadar etkilemedi. Bir baş ucu kitabından da öte, aklımın bir köşesinde gerektiğinde bana yol göstersin diye, korktuğum da bana cesaret versin diye, inanmadığımda inanmamı sağlasın diye, aklımın hep bir köşesinde saklayacağım bir kitap oldu. Söyleyebilirim ki, bende etkisi derin oldu ve ben yıllardır eksikliğini duyduğum o karakteri buldum. Halit Ayarcı çıksa ya o kitaptan, benim yanımda olsa ya...Çünkü benim de inanmaya ihtiyacım var, Halit Ayarcı gibisinden...
“--Müsbet işten kastınız nedir? Herkesin inandığı aklın bir lahzada kavradığı değil mi? Meselâ hamallık! Eşya var, bir yerden bir yere gidecek, götürülecek.
--Sade bu kadar mı?
--Ama sizin aklınızla, yani mantığınızla hepsine itiraz edilebilir! On dakika, hattâ beş dakika, üç dakika üzerinde düşünmek her işi gülünç yapabilir. Herhangi bir şeyi mantığın dışına çıkarmamız için ona biraz dikkat etmemiz kâfidir.
...
Dostum işler bizden sonra dünyaya gelmişlerdir. İşleri onları görecek adamlar icat eder. Biz de bunu icat ettik. bunu bizden evvel kimsenin düşünmemesi veya başka şekilde düşünmüş olması müsbet olmasına mâni midir, sanıyorsunuz? Biz bir iş yapıyoruz, hem mühim bir iş...çalışmak, zamanına sahip olmak ve onu kullanmasını bilmektir. Biz bunun yolunu açacağız. Etrafımıza zaman şuurunu vereceğiz. İçinde yaşadığımız havaya bir yığın kelime ve fikir atacağız. İnsan, her şeyden evvel iştir, iş ise zamandır, diyeceğiz. Bu müsbet bir hareket değil midir? ”
...
Dostum işler bizden sonra dünyaya gelmişlerdir. İşleri onları görecek adamlar icat eder. Biz de bunu icat ettik. bunu bizden evvel kimsenin düşünmemesi veya başka şekilde düşünmüş olması müsbet olmasına mâni midir, sanıyorsunuz? Biz bir iş yapıyoruz, hem mühim bir iş...çalışmak, zamanına sahip olmak ve onu kullanmasını bilmektir. Biz bunun yolunu açacağız. Etrafımıza zaman şuurunu vereceğiz. İçinde yaşadığımız havaya bir yığın kelime ve fikir atacağız. İnsan, her şeyden evvel iştir, iş ise zamandır, diyeceğiz. Bu müsbet bir hareket değil midir? ”
Böylesine bir kitabı, yok edebi dili şöyle, yok konusu bu diye inceleme haddinde bulunacak değilim. Üzmeden, bu kadar eğlendirerek ve hatta okurken kahkaha attıran bir kitap nasıl olur da bu kadar derin etkiler bir insanı, bilmiyorum. Ama Ahmet Hamdi Tanpınar'ın yeteneğinin mucizesi de bu olsa gerek.
“Daha o gün Doktor Ramiz'in hoşnutsuzluk denen şeyin tâ kendisi olduğunu anladım. Çok zengin bir sözlüğü vardı. Gençlik, memleket meseleleri, umumî terbiye, istihsal ve bilhassa hareket gibi kelimeler dilinden düşmüyordu. Hiçbir şeyin üzerinde duramayan, ancak zarurî bir şekilde bir iş yaparken veya şikâyet ederken mesut olan insanlardandı. Bu yüzden çok güzel bir mesleği, cemiyet içinde bir yeri olduğu hâlde kendisini biçare, her hakkı yenmiş, gelecek için ümitsiz sanıyordu.”
Bu kitabı neden bu kadar geç bulup da okuduğum konusunda, Türk edebiyatına neden bu kadar geç tanıdığım konusunda kendime gerçekten kızıyorum. Ama sonuçta neden-sonuç ilişkisi kuramına tamamen inanan bir insanım. Bu kitapla, tam da şimdi karşılaşmam gerekiyordu benim, bir az öncesi, biraz sonrası aynı etkiyi yapmazdı, eminim. O sebeple belki de geç kalmadım ben daha.
"--Ben mi realist değilim! realist olmasaydım size vak'ayı böyle anlatabilir miydim? Size baldızım hakkında en ufak bir ümitle bahsettim mi? Hiç bir tarafını değiştirdim mi? En ufak bir halini methettim mi? Ben öyle sanıyorum ki her şeyi olduğu gibi görenlerdenim. Hatta fazla realistim, rahatsız edecek kadar...
--Realist olmak hiç de hakikati olduğu gibi görmek değildir. Belki onunla en faydalı münasebetimizi tayin etmektir. Hakikati görmüşsün ne çıkar? Kendi başına hiçbir manası ve kıymeti olmayan bir yığın hüküm vermekten başka neye yarar? İstediğin kadar uzatabileceğin bir eksikler ve ihtiyaçlar listesinden başka ne yapabilirsin? Bir şeyi değiştirir mi bu? Bilakis yolundan alıkor seni. Kötümser olursun, apışır kalırsın,ezilirsin. Hakikati olduğu gibi görmek...yani bozguncu olmak...evet bozgunculuk denen şey budur, bundan doğar. Siz kelimelerle zehirlenen adamsınız, onun için size eskisiniz dedim. Yeni adamın realizmi başkadır."
"--Ben mi realist değilim! realist olmasaydım size vak'ayı böyle anlatabilir miydim? Size baldızım hakkında en ufak bir ümitle bahsettim mi? Hiç bir tarafını değiştirdim mi? En ufak bir halini methettim mi? Ben öyle sanıyorum ki her şeyi olduğu gibi görenlerdenim. Hatta fazla realistim, rahatsız edecek kadar...
--Realist olmak hiç de hakikati olduğu gibi görmek değildir. Belki onunla en faydalı münasebetimizi tayin etmektir. Hakikati görmüşsün ne çıkar? Kendi başına hiçbir manası ve kıymeti olmayan bir yığın hüküm vermekten başka neye yarar? İstediğin kadar uzatabileceğin bir eksikler ve ihtiyaçlar listesinden başka ne yapabilirsin? Bir şeyi değiştirir mi bu? Bilakis yolundan alıkor seni. Kötümser olursun, apışır kalırsın,ezilirsin. Hakikati olduğu gibi görmek...yani bozguncu olmak...evet bozgunculuk denen şey budur, bundan doğar. Siz kelimelerle zehirlenen adamsınız, onun için size eskisiniz dedim. Yeni adamın realizmi başkadır."
"Tekrar dediğimiz şey onda bir çeşit hakaret vasıtasıydı:
--Yarın, saat on birde...Unutmazsınız değil mi? Evet, saat on birde, tam on birde, anladınız mı!
Ve bütün bunları her kelimeyi sanki beynim denen odun kütüğüne çakı ile kazmak istiyormuş gibi ince, sivri ve insana baş dönmesi, bulantı verecek kadar dikkatli bir sesle söylerdi. "
"Asıl felaketi o kadar beğendiğim kadının birden bire hayatından şikayet edecek kadar, herkese benzemesiydi. Fakat daha garibi, daha gülüncü vardı.
Sıkıntılarımdan biraz çıkar çıkmaz kendime yeni ıstıraplar bulmamdı. Gömüldüğü dalgaların içinden başını çıkarır çıkarmaz karşı sahili gören bir yüzücü gibi, ben de kendime bir iş bulur bulmaz Selma Hanıma dönmüştüm, "Buna niçin şaşmalı.
--Yarın, saat on birde...Unutmazsınız değil mi? Evet, saat on birde, tam on birde, anladınız mı!
Ve bütün bunları her kelimeyi sanki beynim denen odun kütüğüne çakı ile kazmak istiyormuş gibi ince, sivri ve insana baş dönmesi, bulantı verecek kadar dikkatli bir sesle söylerdi. "
"Asıl felaketi o kadar beğendiğim kadının birden bire hayatından şikayet edecek kadar, herkese benzemesiydi. Fakat daha garibi, daha gülüncü vardı.
Sıkıntılarımdan biraz çıkar çıkmaz kendime yeni ıstıraplar bulmamdı. Gömüldüğü dalgaların içinden başını çıkarır çıkarmaz karşı sahili gören bir yüzücü gibi, ben de kendime bir iş bulur bulmaz Selma Hanıma dönmüştüm, "Buna niçin şaşmalı.
diye düşünüyordum. Mademki yavaş yavaş yine kendim oluyorum...” ....“İnsan talihi bu idi. Hiç kimse yıldız olarak kalamıyordu. Muhakkak hayalimizdeki yerinden inecek, herkese benzeyecekti."
“Amma yirmi sene evvel halanız bunu yapsaydı, herkes ayıplardı. Çünkü ne siz on sene evvel bugünkü sizdiniz, ne de Zarife Hanımefendi bugünkü Zarife Hanımdı. Herkes o zaman, "Allah Allah! derdi, doğmuş olmaları bile mânâsız olan bu adamların Fatih devrinde kendilerine ced aramaları kadar gülünç şey olur mu? Tam, murdar öldüğüne yanmaz kendisine öd ağacından tabut ister, sözü... Muhakkak yalan söylüyorlar. Aksi takdirde hâllerinde bir necabet ve asalet bulunması gerekirdi..." Amma şimdi demiyorlar!”
“Siz her girdiğiniz yerde, evvelâ nelerden iğrenebilirim, nelerden azap çekebilirim, diye etrafınıza bakıyor, ondan sonra da hep burnunuzun altına bir tutam ısırgan otu asmışlar gibi silkine silkine dolaşıyorsunuz...”
“Yine aynı mesele... dedi. Daha doğrusu hep aynı mesele! Aziz dostum, siz şifa kabul etmez bir gayrimemnunsunuz... Bu işlerde bilmek ikinci derecede kalır.
“Yine aynı mesele... dedi. Daha doğrusu hep aynı mesele! Aziz dostum, siz şifa kabul etmez bir gayrimemnunsunuz... Bu işlerde bilmek ikinci derecede kalır.
Yapmak vardır, sadece yapmak!.. Sonra kendi kendine konuşur gibi ilâve etti:
-Bilgi bizi geciktirir. Zaten ne sonu, ne de gayesi vardır. Mesele yapmak ve yaratmaktadır. Bilselerdi, bilselerdi... Fakat bilselerdi bunu yapamazlardı. Bu heyecana, bu icada, bu kendiliğinden bulmağa erişemezlerdi. Bilgileri buna mâni olurdu. Kızınız bu geceyi yarattı. Ne ile? Yaratma kabiliyetiyle... Çünkü yaratmak, yaşamanın ta kendisidir. Biz yaşayan, yaşamayı tercih eden insanlarız."
“Böyle şey olur mu? Bir insan iki türlü düşünür mü? İki türlü mantık bir kafada bulunur mu?
“Böyle şey olur mu? Bir insan iki türlü düşünür mü? İki türlü mantık bir kafada bulunur mu?
Halit Ayarcı hakikaten meyustu.
-Tabiî bulunur. Daha doğrusu menfaatler istikametini değiştirirse mantık da değişir.”
Etiketler:
Ahmet Hamdi Tanpınar,
Halit Ayarcı,
Saatleri Ayarlama Enstitüsü
6 Ekim 2013 Pazar
La receta de la felicidad
Öyle güzel yiyecekler var, öyle güzel sunumlarla hazırlanmış ki, saatlerdir ağzım açık ekrana yapışmış vaziyetteyim. Genelde yemek sitelerini gezerken mutlu olurum evet ama bu sefer çıldırdım. Ekranda gördüğüm her şeye dokunmak istiyorum, koklamak istiyorum, karşısına geçip saatlerce seyretmek istiyorum. Yoo tatmak istemiyorum, kıyamam bozulurlar diye, tat alma dışında, geriye kalan tüm duyularımla onları hissetmek istiyorum. (Düşün artık, seslerini bile duymak istiyorum.) Allah kahretsin, bu nasıl yetenek, kıskandım ya lan! Bu düşünce sadece Angelina ve Brad ikilisi için geçmişti aklımdan ama şimdi bunları yapan kadın da beni evlatlık alsın istiyorum. Evet beni evlatlık alsın, isterse yerleri süpürürüm külkedisi misali ama yeter ki bu sanat eserlerine yakın olayım. Bu nasıl bir yetenek, yumurtaya can veren Allah'ım, neden bu kulunu böyle bir yetenekle kutsadın, onun ayrıcalığı neydi ha, neydi? Töbe tanrım, çok kıskandım ama, böyle bir yetenekle neler yapabilir bir insan bir hayal etsene... (Hayal bile edemedin dimi)
Nerede bizim meybuzlar, nerede bu.... |
Çikolata görünümünde bir kek |
Daha sevimlisi yeryüzünde görülmedi |
Çizkek mi yoksa Eticin'in az biraz koket fransız akrabası mı? |
Tarçınlı kurabiyeden yenilebilir kar küreleri, yılbaşında denemezsem, sırf bunu yapmak için tüm o tabakları da almazsam...
Bu kadar güzel görünmesinin yanında bir de içinde muz olması...daha ne istenir ki... |
Kurabiye mi tablo mu? |
O noktalar nasıl öyle sabit kalmış, fiziksel olarak çözersem kafamda, pratiğe dökerim bunu da. |
Bu gavurlardaki yumurta kabuğu fantezisini çözemedim. |
Balık çorbası bile karşı konulmaz bir lezzetmiş gibi görünüyor. |
5 Ekim 2013 Cumartesi
Baykuş
Az önce de, her gece yatmadan önce düşündüğüm gibi "bugün Allah için ne yaptın la Nihan" diye düşünürken konu doğal olarak bugün ne yaptım ki konusunda derinleşti ve bir konuyu fark ettim. Aman Yarabbi ben bugün, bir çocuğun bilinçaltının içine edip, gelecek hayatını mahvetmiş olabilirim. Çocuğun gerçeklikle bağlantısına darbe indirip, büyüyünce benim gibi bir ucubeye dönüşmesine zemin hazırlamış olabilirim.
Çocuk derken Rüzgardan bahsettiğimi tahmin etmiş olmalısınız, 3,5 yaşında olan, yaşına göre gayette bilinçli olan bu çocuğu her kandırma denememde " teyze beni kandırmasana" ve benzeri şekilde çizgifilmdeki doğa üstü olayları sorduğumda "çizgifilm o akıllım, onlar gerçek değil" şeklinde (tabi ablamın çocuğu inatla gerçekle bağlamasının sonucu olarak - benim gibi olmasından korktuğundan herhalde) bilinçli cevaplar alırdım. Ama bugün farklı oldu. Anlatmıştım blogda ama siz hatırlamıyorsunuzdur, Amerika'daki baykuşumu skype ile konuştuğumuzda inatla sahiplenmişti. Ben de ona "şimdi ben yolluyorum uçarak gelecek sana" diyerekten, esra ile Amerika'dan bir baykuş yollamıştım. (Ki o zaman bile itiraz etmişti ama o oyuncak, uçamaz ki diye) Ben olayların temellerini böyle atmışken, tabi gel zaman git zaman, annem bu baykuşu saklamış (annemin ev ekonomisi tekniğine göre oyuncakların bir bölümü saklanır, unutsun ki çocuk, ileride yeni oyuncak almış gibi tekrar verelim) bugün de Rüzgarda bir şekilde bulmuş. Bende görünce aa sana Amerika'dan yolladığım Baykuş, dememle. "Teyze neden şimdi uçmuyor?" sorusuna maruz kaldım. Cevap basiti; "çünkü o sihirli ama çok uzaktan geldiği için sihri bitti" Bunun üzerine "ama artık dinlendi, uçabilir" cevabıyla baykuşu oradan oraya atmaya başladı. Her seferinde doğal olarak başarısızlıkla sonuçlanan denemeleriyle o daha da hırs yapıp, sinirlendi. "Yaaa ama neden uçmuyor, uçsanaaaaaaaaa" Annesinin oyuncak olduğunu tekrar ederek çocuğunu gerçekle bağlama çabaları da olumsuz sonuçlandı. Rüzgarın "Hayır sen yalan söylüyorsun, bu sihirli, adı var onun Bobo, yalan söylüyorsun, oyuncak değil" bağırmasına bende "evet sen yalan söylüyorsun" diye destek çıktım. Amacım neydi bilmiyorum ama ablam inatla gerçekle bağlantısını korumak isterken, ben de inatla gerçekle bağlantısını koparmaya çalışıyordum. Belki de uydurduğum masallara nadiren de olsa kanması hoşuma gidiyordu.
Ablamın inatla ona gerçekleri söylemesi sinirime dokunuyor. Sanki masallara, gerçek üstü şeylere (bir baykuşun ona çok uzaklardan uçarak gelmesi gibi) inanırsa daha mutlu olurmuş gibi geliyor. Bu masalları onun için gerçek kılmama imkan yok, ama hala inanabiliyorken neden tüm bunlar gerçekmişcesine yaşamasın ki? Ben küçükkende aynı şekilde inatla bu sihirli dünyanın gerçek olmadığını söylemişlerdi. Realist ebeveynlere sahip olmanın sonucu işte. Ama bir taraftan da okuduğum, izlediğim her şey gerçek olduğunu iddia ediyordu. Bu iki çelişki arasında kalmasam, gerçekleri şimdi olduğumdan daha olgun şekilde kabullenirdim, eminim. Ya her şeyi gerçekliğiyle kabul ederdim, ya da bu dünyada mutlu sonların, doğa üstü olayların, hep başka ihtimallerin olabileceğine inanır, asla umudumu kaybetmezdim. Insan sadece umutla bile, bal gibi de mutlu yaşar. Gerçeği kabullenmede de sorun yok, kabullenilmiş şeyler bünyede sıkıntı yaratmıyor. Ama bu çelişki ile gerçeği kabullenemediğim gibi, üstüne bu dünyadaki mucizelere de inanmıyorum. Artık gerçeklik kavramını tam manasıyla içselleştiremiyor, bu dünyadaki mutlu sonlara da umut bağlayamıyorum. İnanıyorum ki, o sihir denen şey var, ama benim dünyamda değil, benim dünyam gerçeklerin dünyası. Ve tam olarak bu sebeple bu dünyadan nefret ediyorum, ve çekip gitmek istiyorum, oraya sihrin olduğu yere, her neresiyse artık işte. Gidemeyeceğimi de biliyorum, iğrenç gerçekliğiyle bu hayatı yaşamam gerekiyor.
İşte tam da bu sebeplerle dünya üzerinde en değer verdiğim insana böyle bir kötülüğü nasıl yaptım anlamıyorum, gerçeklik ile yetiştirilen bir çocuğa neden inatla hayal dünyasının kapılarını aralamaya çalışıyorum ki? Tek başına olduğunda gerçeklik de iyidir, neden onu bulandırmak için, içine hayal katma çabalarım? Vazgeçmem lazım. Kesinlikle vazgeçmem lazım.
Ama fark ettim ki kendim bir çocuk yetiştirirsem, çok kopuk, çok acayip bir insan olacak. Sırf masalla nereye kadar. Çocuklardan uzak tutulması gereken bir insanım galiba, her türlü...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






