"Annem olmalı" diyorum ve haritayı kardeşim elinden kapıyorum. Kardeşimi ve o yaşlı danışmanı arabada bırakıp, arkadaşlarım ve ben kendimizi yola atıp koşmaya başlıyoruz. "Tren, trende, treni yakalamamız lazım" Koşarak tren istasyonuna gidiyoruz, ama tren durmuyor. Tutunuyoruz giden trene ama o vagon trenden ayrılıyor bir şekilde. Kar yağmaya başlıyor.
Bir ev var, beyaz kocaman. Gecenin karanlığına rağmen bembeyaz mermer sütunlarıyla parlıyor. Kar yağmaya devam ediyor. Ben balkondayım elimde harita bakıyorum, "yönü değiştirdi" diye bağırıyorum aşağıdaki arkadaşlarıma. Umutsuzluk ve yorgunlukla oldukları yere oturuyorlar. "Vazgeçelim, bu şekilde yakalayamayacağız" diyor birisi. "Hayır" diyorum, "annemi bulmam lazım".
Vazgeçmiyorum ama artık takip edilecek bir tren yok. Etraf sıcak, bir bahar günü gibi sıcak. Evler yunan tapınaklarına benziyor ama mermer yerine sarı toprak taşlar kullanılmış. Yollarda da aynı sarı toprak taşlar kullanılmış. Bütün evler birbirine benziyor sokak boyunca, denize paralel bir tepenin üstünde 2 katlı piramit taşlarından inşa edilmiş üçgen çatılı, önünde iki tane sütun olan kare evler. Deniz güneşin altında parlıyor. Haritanın üzerindeki siyah nokta evlerin birinin üzerinde durmuş durumda. Tek yapmam gereken, o siyah noktanın olduğu evi bulmak. Ama yolda giderken bir çocuk geliyor. "Bana yardım edebilir misin" diyor, "Acelem var çocuk" diyorum. "Lütfen, eğer benimle gelirsen sana o evi bulmanda yardımcı olacağım" diyor. Kafamı sallayıp peşinden gidiyorum çocuğun. Nereden biliyor ki benim bir ev aradığımı. Merakıma yenilip peşinden evlerden birine giriyorum. Ev kalabalık, bir sürü yemekler yapılmış, insanlar büyük bir gürültüyle yemeklerini yiyorlar. Büyük koyu kahverengi bir köpeğe doğru ilerliyoruz. " Bu köpeği al, sana yardım edecek" diyor. "İşini hallettikten sonra buraya geri dön" Köpeğe uzanıyorum tasmasından yakalamak için kaçıyor bahçeye doğru, tekrar yanına gidiyorum başlıyor toprağı eşelemeye. Topraktan anlamadığım garip bir cisim çıkarıp önüme koyuyor ve başlıyor koşmaya. Ben de peşinde başlıyorum koşmaya.
Etraf değişiyor, denizdeyim, bir kız, ben ve hoca ve bir sürü köpek balığı. Köpek balıkları etrafımızda yüzüyor, arkadaşımla köpek balıklarını görmek için hoca kiralamışız, ama denizin ortasındayız kıyı görünmüyor. Sonra ben biraz daha ilerliyorum, biraz daha derken hoca kayboluyor, bağırıyorum arkadaşıma "hoca nerede" bilmiyorum diye bağırıyor, "napacağız her taraf köpek balığı dolu"
"Merak etme" diyorum, "beni takip et kıyıya doğru yüzelim hızlıca" baya, nefes nefese kalıncaya kadar yüzüyoruz, kız bağırıyor "yanlış tarafa gidiyoruz kıyı bu tarafta" diye. Bakıyorum gerçekten de yanlış yüzmüşüz. Karşımda gökyüzü morumsu, pembemsi bir renk almış. Deniz daha fazla ilerlemiyor son noktada ufacık şelale gibi kıvrılıyor. "Bak" diyorum "dünyanın sonuna geldik"
Allahım bütün gece koştum, kaçtım, kovaladım dünyanın sonuna vardım ya, dinlenmek için uyumuyor muyduk biz.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder