Bugün için üzülerek belirtmek zorundayım ki beş yıllık plan tam bir fiyaskoyla sonuçlanmıştır. Gerçekleştirmemi istediğiniz bütün hayaller, ikinci bir çağrıya kadar ertelenmiştir. Herkes işinin gücünün başına dönsün.

15 Aralık 2012 Cumartesi

I'll make you proud someday

Güneşin altında saçları gerçekte olduğundan farklı olarak, sarı görünüyordu. Zaten yeşil olan gözleri ise yeşilden çok mavinin tonlarına bürünmüştü. Güneş, her zaman olduğu gibi, her şeyin olduğundan daha güzel görünmesine sebep oluyordu; sanki dünyaya gücünü göstermek istercesine, sanki bütün güzellikler onun eseriymişcesine...

Oturduğum yerde, uzaktan, o altı yaşındaki çocuğun elinde tuttuğu bebeğiyle, eskimiş kaset bandıyla oynamasını izliyorum. Oturduğum yerde onları izlerken, birden sağımda O'nun oturduğunu fark ediyorum. Koyu saçları, beyaz teni; güneş bir tek O'nu etkilemiyor, olduğundan güzel görünmüyor, olduğu gibi güzel görünüyor. Soruyor:
- Ne kadar huzurlu görünüyor... Neden yalnız?
- Herkes okulda. Ve göründüğü kadar da huzurlu değil, şu kiraz ağacını görüyor musun, tam ortada, bahçedeki diğer ağaçlardan farklı olan, en büyük olan? Şu anda o ağacın üstüne çıkmak istiyor, hep o ağaca tırmanmak istiyor. Hep tepede, her şeyi görebileceği o en yüksek yerde olmak istiyor. Ama yapamıyor, düşersin çıkma demişler, dinlemiş, çok uslu bir çocuk o. Aklı hep o ağaçta, asla tırmanamayacağı o ağaçta.
- Napıyorsun burada?
 diye tekrar soruyor, hep soruyor...
- Uyuyamıyorum. Uyuyamadığım da buraya kaçıyorum, ya da buraya gelmek için uyuyamıyorum. Belki diyorum, bu sefer, ben yanındayken başarır, kimseyi dinlemeden tırmanır o ağaca, bilmiyorum. Sen napıyorsun burada?
- Bilmiyorum. Sen çağırdın, senin gerçekliğinde değil miyiz?
- Benim gerçekliğim yok ki... Gitar mı o?
diye bu sefer ben soruyorum şaşkınla.
- Evet, müzikle uğraşıyorum. Neden bunların hiçbirini bilmiyormuş gibi davranıyorsun?
- En son bıraktığımda dans ediyordun, hangi ara müzisyen oldun, bilmiyorum.
- O ben değildim.
Görüntüsü değişmeye başlıyor, teni eskisi kadar beyaz değil, sanki biraz da kilo almış gibi. Eski haline hiç benzemiyor, eskisi gibi değil, bilmiyorum. Ama gene olduğu gibi güzel görünüyor. Diyorum:
- Sen benim için hep O'sun.
- Umarım bir daha ki sefere de yanımda palet olmaz.
diye ekliyor. Ne demek istediğini anlamıyorum.
- Fark etmez, sen benim için hep O'sun.
diyorum ve O gene soruyor:
- Bir bilgisayar mühendisi için fazla hayalperestsin. Bilgisayar mühendisiydin değil mi?
- Öyleymişim. Bir kağıdın üzerinde öyle yazıyor. Herkes gibi.
- Herkes gibi...
- Senin gibi, diğerleri gibi, herkes gibi. Hangisine sorsam aynı şeyi söylüyor, hepsi mühendis ama, kimi kitap yazıyor, kimi resim yapıyor, sen dans ediyordun, sen şarkı söylüyorsun.
- Peki ya sen?
- Ben? Bazen fotoğrafçı olduğumu sanıyorum, bazen resim yapıyor, bazı zamanlarda kitap yazdığımı hayal ediyorum, ama aslında hiçbir şey yapmıyor, sadece hayal ediyorum. Dünyaya hayal etmek için gönderildiğimi sanıyorum. En çok buraya oturup, hayal etmeyi seviyorum. Gidiyor musun?
- Hiç yanında değildim ki...
 deyip çekip gidiyor. Hiç de yanımda olmayacak, biliyorum.

Çocuk oynamaya devam ediyor. Kalkıp yanına gidiyorum, omuzlarından tutup "bırak şu aptal kaset bandını, sevmediğin halde yanından ayırmadığın şu bebeği, ağaç orada, düşmeyeceksin, hadi durma" diye bağırmak istiyorum. O ilk adımı attığı anda her şey değişecek ama dokunduğum anda kayboluyor, dokunduğum her şey gibi. Artık çok geç, biliyorum.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder