Yılbaşı geldi diye heryeri ışıklandırmaya başladılar, adamlar bildiğin elektrik israfı. Evine kabloyu çeken oraya buraya saçma saçma ışıklar takıyor. Hayır güzel yapanlara lafım yokta gazino ışığı gibi kırmızı, yeşil, mavi ışığı evinin çatısından geçirince santa ilk sizin eve uğramıyor, heryeri üçüncü sınıf bir gazinoya çevirdiler. Beceremeyen süslemesin arkadaş, herşeyin bir adabı var.
Boston'a giderken hiç botum olmadığı için gidip kendime ugg bot aldım ve bende california ugg girl oldum neyse en azından ben shortla giymiyorum. Ama ben böyle birşey görmedim itiraf ediyorum, daha önce denemek suretiyle giymiştim ama bir ugg ile yaşamak bambaşka birşeymiş. Rahatlık falan değil bambaşka bir duygu, hani kışın sabah uyanır üşüyerek tuvalete gidip ve sonra dönüp o sıcacık yatağa girersin ya, öyle bir duygu ya da saatlerce dışar da seni sıkan bir pantolonun içinde durup da eve gelip pijamalarını giyersin ya öyle bir duygu, ya da çok mutsuzsundur o sırada ne demesi gerektiğini bilen bir insan gelip sana sarılır ya öyle bir duygu,ya da çok çişin gelir sıkarsında sonunda tuvalete girersin ya öyle bir duygu, bir hafta boyunca bir sürü sınava girdikten sonra en son sınavı hocanın masasına koyup sınıfın kapısından çıkarken böyle bir rahatlarsın ya öyle bir duygu ... İçine kafamı sokmak istiyorum, tüm vucudumla içine girip kıvrılıp uyumak istiyorum. Ya sırf ayakkabıyı giymek için dışarı çıkıyorum, eve de aynı hissi yakalarım diye bu ev terlikleri oluyor ya ugg görünümünde onlardan aldım ama yok öyle değil, icat edende moda yapanda nur içinde yatsın. Ben bir daha başka ayakkabı giyemem.
Bir de parayı harcıyorum harcıyorum aha bitti paralar diyorum tak milli eğitim bakanlığı para yolluyor, millet facebookta açım evden atılacam param yatmadı diye ağlarken, ben daha dökümanları bile yollamamışken adamlar bana durmadan para yolluyor. Ohh sizin vergilerinizle lüks içinde yaşıyorum. Anlamadım valla bakanlık bana ayrımcılık yapıyor, en sevdiği öğrenci bensem demek ki. Maşallah deyin nazar değmesin.
Facebook'taki o resimide koyduğuma pişman oldum. Arkadaş ilk defa ömrümde bir resimde kendi levelimde güzel çıkmışım, kasılıp ağzımı burnumu garip şekillere sokup, kaplumbağa gibi çenemi gıdıma gömmemişim diye koyduğum resim facebook tarihimin en çok beğeni alan resmi olunca arkadaşlarımı sorguladım. Bu ne dış görünüş merakıdır hacı, arkadaş dediğin arkadaşı çirkin halinde bile beğenir, yani genlerim bu kadarına izin veriyor diye hiç bir zaman onlar basamağı en az üç olan bir sayıya ulaşamayacağım onu fark ettim. Bakacam en çirkin resmimi kim beğendiyse onun dışında geri kalan herkesi silecem. Gerçi bakınca benim facebookumda beğenilecek bir halt da yok, geri aldım tüm söylediklerimi.
Instagram olayı çok süper bişeymiş, ne twitter ne facebook en süperi buymuş. ewan'ı takip ediyorum, sanki adam lisede aşık olduğum okulun en karizma genci, bende yıllar sonra onu facebooka ekleyip resimlerine bakıyormuşum gibi hissetmeye başladım. Öyle "havada bozdu losangelasta", "dolunay çıkmış", "setten manzaralar" şeklinde bir sürü resim paylaşıyor. Sonra merak ettiğim bir sürü insanın hesabını buldum, resimlerde ortaya açık olunca günlük sapıklık kotamı doldurabiliyorum. Özel hayatı hakkında hiç bir şey bilmemem gereken insanların her şeyini saniyesinde öğrendim misal diyetisyenim. Kadın çok güzel ya, gönülden sonra en güzeli. Yalnız olayın en süper yanı istediğin resmi çekip koyabiliyorsun "bak yerde ne güzel bir çakıltaşı" şeklinde ve olayın asıl konsepti yemekler, yemek resimleri daha ne kadar güzel olabilir ki, facebooka yaptığın kahvaltıyı koysan bütün karizman yerlerde ama burada en cool sen oluyorsun, (gerçi kime cool olacaksam tanıdığım insanların çoğu hala siyah beyaz telefon kullanıyor, apple genci dolu tiki bir çevrem yok ki) Bende böyle bir olay varmış kullanırım diye, photo diary şeklinde kullanmaya karar verdim. Apple'a gerek yok bilmiyorum da tam bişeyler yapıp google!la falan girebiliyorsunuz, bence girin bu işe, more the merrier.
Kendime yeni challange'lar belirlemeye başladım, her hafta serbest günümde bir lokantayı deneyeceğim sonrada blogda onları anlatacağım sizlere, vedat milor gibi. Sonra toplu taşımayı ipadle sevdim ben artık, kitabı otobüste yazabiliyorum bir ilham geliyor döktürüyorum orada. Ipad mini çok süper bişeymiş. Ben öyle hiçbirşeyi tavsiye etmem kimseye genelde ama gidin alın ipad mini, ipad çok büyük sevmiyorum ben onu ama ipad mini hafif küçük herşeyi yapıyor bayıldım ben şahsen alete, çantam onu aldığımdan beri 2 kilo hafifledi kitapları defterleri atınca.
Neyse otobüste yazabiliyorum diye ben daha uzak yerlere gideyim ki daha çok vakit geçsin otobüste diye orayı burayı dolaşmaya başladım, geçende santana row diye bir yer varmış san jose'de, san jose'nin arjantini diyim ben size. Ay nasıl mutlu oldum lüksü görünce, bildiğin ben lüksü seviyormuşum, ışıklar, heryer pırıl pırıl, tertemiz, herkes süslü güzel giyinmiş bitane hippie'ye benzeyen tip yok.Mağazalardaki kıyatler desen on numara beş yıldız, hiç biri solmuş tüylenmiş kıyafet satmıyor hippie olacağız diye. Gerçi San Jose'nin diğer tarafları bir boka benzemiyor ama o cadde süperdi. Buraya geri dönünce herşey nasıl eski ve pis göründü gözüme birden, otla böcekle geyikle yaşanmıyor arkadaş, lüks lazım bana. Zengin olmam lazım benim, başka türlü bu dünyada mutlu olamam onu çözdüm ben. Kimsenin beğenmediği o Los Angelas'a da aşık olacağım ben biliyorum, çok pişman olacağım çok UCI'yı tercih etmedim diye. Allahım neden iki metre bacağım yok, bir ajansa yazılırdım o zaman belki.
Yalnız daha da saçmalamadan otobüs olayına geri döneyim, santa cruzdaki otobüsler cennetmiş, bu san jose'deki otobüslere sadece ayyaşlar ve öğrenciler biniyor. Otobüs bildiğin alkol kokuyor, nasıl bir alkol kokusu anlatamam, geçen sarhoş bindi ama körkütük oturamıyor bile, yattı yandaki koltuğa, I love you baby, you ..... left me anlamıyorumda çoğunu zaten.Gidene kadar mırmır konuştu. Birde durakta beklerken sarhoş bir abla geldi, durakta oturan kızı yerinden kaldırmaya çalıştı. Sonra yoldan geçen birine yapıştı bana taksi çağır diye. Bende hiç iplemeden oturduğum yerde yazıyorum ipadde bişeyler, geldi yanıma oturdu, inglizce biliyormusun, meksikalımısın,, nerelisin, benim annemde yarı türk bana taksi çağırsana, numarasını bilmiyorum, bende var, iyi ver arayım dedim, kadın kalktı gitti, sonra bir on dakka sonra geri geldi falan. Otobüsle San Jose'ye gitme olayınında böyle kötü yönleri var işte ama ucuz arkadaş arabadan çok çok daha ucuz, hem napabilirim ilham kaynağım sarhoşlarsa katlanacağız.
Birde işler güçleri izlerken 22. bölümün başında previosly on works forces dediler ya, uzun zamandır hiç bir dizide hiç birşeye bu kadar gülmemiştim, çok saçma biliyorum I run each team gibi birşey ama çok güldüm ya sizinle rezilliğimi paylaşmak istedim. O değiilde gene birşey keşfettim dizi de murat karakterinin giderek loser olmasıyla adamı beğenmeye başladığımı farketmemle loser sevdiğim onaylanmış oldu, dünyanın tüm loserlarını getirin bana.
Ya tam böyle postun geneli ankamall geyiği oldu ama blogumuzun amacıda bu değil miydi, ya da you know what, I dont have to explain myself to you...
Dersler bitti tatildeyim ya, gene mutluyum, tek derdim derslermiş.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder