Bugün için üzülerek belirtmek zorundayım ki beş yıllık plan tam bir fiyaskoyla sonuçlanmıştır. Gerçekleştirmemi istediğiniz bütün hayaller, ikinci bir çağrıya kadar ertelenmiştir. Herkes işinin gücünün başına dönsün.

16 Kasım 2014 Pazar

Tehlikeli Oyunlar - Bize acınmadığı için acımamalıyız!

Bir süre benden sadece Oğuz Atay lafı duyacaksınız, çünkü beynim başka türlüsüne izin vermiyor. Bu süre zarfından benden sıkılabilirsiniz, beni ergen olmakla, popüler olana sarılmakla, twitterdan parça parça kitap okumakla ithaf edebilirsiniz. İnsanların Oğuz Atay'ı Hakan Günday'a indirgediği bir devirde, Oğuz Atay'ın bir James Joyce olduğunu görmezden gelebilirsiniz. Hem siz nereden bileceksiniz ki ben o kitapları nasıl okuyorum, ben o kitaba dayanıp da yaşıyorum. Ben yıllarca hep şunu sordum; 'Tanrım, benim neyim var? Benim sorunum ne? Neden böyleyim?' Onun kitapları bana anormal olmadığımı hissettiriyor, okudukça biliyorum, bende yanlış bir şey yok. Bu şartlar altında olabilecek en normal insan benim. İnsanlar benden farklı düşünüyor diye ben de yanlış olan bir şey yok! Nasıl olmam gerekiyorsa tam da öyleyim! Böyle olduğum için kendimi sorgulamam gerekmiyor. Evet büyük uyum sorunlarım var ama bu benim yanlış olduğumu göstermez. Evet ait olamamak canımı yakıyor, yoruyor, korkutuyor ama bu, bende bir sorun olduğu anlamına gelmez. İşte Oğuz Atay bana bunu hissettiriyor; bende yanlış bir şey yok. Çıkıp kendime dışarıdan bakmamı sağlıyor. Kafamdaki tüm niçinlere cevap veriyor. Ya da belki de suçu başkalarına atmamı kolaylaştırıyor. Ama ne fark eder ki sonuçta kendimi kabullenmemi sağlıyor. Sorun bende değil, sorun sizde, o sebeple ayrılmamız lazım, dünyadan kendimi ayırmamda hiç sorun yok. Kendimi her zaman ait olmam gerektiğini düşündüğüm yerden bambaşka bir noktaya koyabilirim artık.

"Şimdi eski dünyama dönmüş bulunuyorum ve bunun eski bir dünya olduğunu, usandırıcı tekrarlarla dolu olduğunu ve ne yazık ki kendimin de bu can sıkıcı romanın bir parçası olduğumu, yeni yalnızlığımın içinde anladım. Artık sanki yaşamıyorum, yaşayan birini seyrediyorum; daha önce bildiğim romanı okur gibiyim. Bir roman kendini okumaya başlasaydı herhalde bu kadar sıkıcı bulurdu kendini..."

"Bu düzmece oyun sona ermeli. Kendi benliğimizi bulmalıyız. Yol verip yakarmaktan vazgeçmeliyiz. Rüyalarımızı gerçekleştirmeye çalışmamalıyız, gerçekleri rüya yapmalıyız. Çelişiksiz dikensiz ve düzgün rüyalarımızı yaşamalıyız. Sözümüzün eri olmalıyız: Kırılacak kafaları kırmalıyız. Bize acınmadığı için acımamalıyız."

"Ben ölmek istemiyorum. Yaşamak ve herkesin burnundan getirmek istiyorum. Bu nedenle, Sevgili Bilge, mutlak bir yalnızlığa mahkum edildim."

"İşte ondan sonra, kardeşim Hidayet, insanlığa öfkem başlıyordu; belki de ilk öfkelerimi bu oyunlar sırasında duymuştum. Çünkü bütün gücüme rağmen oyuna geliyordum. Kendime kızıyordum: Çünkü oyuna geliyordum, anlıyor musun oğlum Hidayet? oyuna geliyordum. Oyuna gelmemeliydim, bana oyun oynanmamalıydı. Bütün gücümle uyanık kalmalıydım; başkalarının  rüyalarını görmemeliydim. Ve kardeşim Hidayet, öfkelenince de onların bütün kusurlarını, küçüklüklerini, daha önce hoşgörüyle karşıladığım kendini beğenmişliklerini daha şiddetle görüyor ve unutmuyordum."

"Yaşamaktan vazgeç ve bir duvarın köşesinde, yüzün duvara dönük dur; cezalı öğrenciler gibi. Hayır, bu bir efsanedir; ben böyle bir ceza almadım hiç. Hatırlamıyorum. Benim hatırlamadığım her şey efsanedir, yoktur. O bilmiyorsa yoktur olmamıştır. Ben üçüncü tekil şahısım. Ben bir yerde olsam bile benden öyle bahsederler. 'Kimseyi dinlemez.' derler. Oysa 'kimseyi dinlemiyorsun.' demelisiniz."

"Bir türlü sonuna gidemiyorduk rüyalarımızın. Korkuyorduk. Korkuyordum. Hayallerinden bile korkar mı insan?"

"Hayata dayanamayan her insan gibi yapılır oyunda: mış gibi yapılır"

"Ben mi şaşırdım, yoksa herkes birden garip bir cinnete doğru mu yol alıyor? Hikmet'e göre, ülkemizdeki herkes aklını oynatmış; memleketin, İsviçre'ye tedavi için gönderilmesi icap ediyormuş. Ancak oradaki doktorlar anlar diye tutturuyor. "

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder