Bugün için üzülerek belirtmek zorundayım ki beş yıllık plan tam bir fiyaskoyla sonuçlanmıştır. Gerçekleştirmemi istediğiniz bütün hayaller, ikinci bir çağrıya kadar ertelenmiştir. Herkes işinin gücünün başına dönsün.

23 Şubat 2013 Cumartesi

Sultan Gelin


Bir sabahın köründe bulabildiğim bir film olarak Sultan Gelin adlı eski bir Türk filmi izliyorum. Adı size bir şey çağrıştırmasa da hepinizin ömrünün bir döneminde izlediğine eminim bu filmi. Filmde Türkan Şoray Sultan isimli bir gelini canlandırıyor. Evlendiği gün kocasının gerdek gecesinde ölmesi sonucu kocasının 5 yaşlarındaki küçük kardeşiyle evlenmesine karar veriyorlar. Kadın beş yaşındaki bu küçük çocuğa kendi çocuğuymuş gibi bakıyor, büyütüyor. Çocuk da abla abla diye peşinden ayrılmıyor. Böyle böyle yıllar geçiyor, çocuk büyüyor, evlenecek çağa geliyor. Ama doğal olarak Sultan ablasına hep abla gözüyle bakıyor. Sonra köyün genç kızına aşık oluyor. Sultan geline, yengesi akıllar veriyor, süslen oğlanı elinden kaçırma diye.

Lan gerizekalı karı, bırak Sultan gelinin Türkan Şoray olmasını, isterse Adriana Lima olsun, elf prensesi gibi taçlarla donatsın kendini, isterse kanat takıp mayolarla dolaşsın etrafta, o çocuk abla abla diye elinde büyüdüğü kadına nasıl baksın. Allah'ın sapıkları. Bir de akıl veriyor, "O senin onu sevdiğini bilmiyor, sevdiğini belli edecek bir şeyler ver ona, mesela elma.." Ne elmaymış amk(çok sinirlendim, yapamayacağı eylemler içeren küfürler ettiriyorlar insana), anlam yüklemeden yiyemeyeceğiz allahın meyvesini, ne zaman yemeye kalksam bu elmanın mesajı ne diye düşünmeye başlıyorum artık, neyse. Zavallı oğlanda alıp o elmayı sevgilisine götürüp samanlıkta kıtır kıtır yiyor. Sultan da bunları basıyor, sümsük diye diye azarlıyor, "sümsük ya sümsük"  (Bkz. samanlıksız Türk sineması, tuzsuz yemek gibidir)

Sultan karakterine acıma duymam gerekiyor aslında, yani acılar çeken, töre kurbanı genç güzel kızın dramı aslında. Ama duyamıyorum, kızıyorum hatta, "götündeki boku sildiğin çocuğu, koca diye nasıl koynuna alacan, sen de ayrı bir sapıksın" diye bir fikir beynimin etrafında dolanıp duruyor. Sonra düğünleri oluyor, gerdek gecesi odalarına giriyorlar, çocuk buna diyor "ablamsın sen benim her şeyi senden öğrendim ben nasıl olur diyor" cevap da "sağdıcın da ben olayım o zaman, bunları da benden öğrenirsin"diyor.

Napıyorsun sen Sultan Gelin. Sonra bir ağıt yakıyor oğlana "Ben çok mu yaşlıyım, 15'lik taze değilim zahar, kimse bakmaz bu yüze, söz verdin ha o ciğerine kurtlar düşesice kıza, ben seni bunun için mi büyüttüm" Alayım o kafanı Sultan gelin, duvarlara çarpayım. Tamam bütün suçlu o kadın değil, töreler falan filan ama onun bu töreyi böylece kabullenip, isyan etmeden sağdıcın ben oluyum demesi, olmuyor işte. Sonra ne oluyorsa fikir değiştiriyor, çocukla sevdiği kızın kaçmasına yardım etmeye karar veriyor. Birden o delikanlının aslında kocası değil de çocuğu olduğuna karar veriyor işte, birden. Kaçmalarına yardım ediyor, köylüyü sakinleştiriyor.


O sırada kaynanasının yeni bir oğlu oluyor, Sultan gelinin babasına başlık parasını sayıp verdikten sonra, 3 aylık çocuğu Sultan gelinin eline al yeni kocan diye veriyorlar, büyüt evlen. Sultan gelin beşiği sallıyor, acıklı bir müzik, ve film bitiyor.

Filmin anlatılış dilindeki saçmalıklar bir yana, koskoca Halit Refiğ'i eleştirmek bana düşmez, ben sadece gülüp geçerim. Ama başka bir nokta var ki, bu film olsa da yaşandığına eminim. Sapıklığın bu derecesini töre diye kabullenen bir millet oluşumuz beni yerin dibine sokuyor. Üstüne üstlük bu aynı milletin o dönemlerde hatta belki şimdi de, saçını sarıya boyayıp araba kullanan kadını namussuz diye yaftalaması (ki bu öğeleri filmlerimizde çok gördük) utancımı ikiye katlıyor. Sinema hayattan mı besleniyor da bu senaryolar çıkıyor, yoksa bu filmler zaten sapıklığı garip bir derecede olan millete cesaret mi veriyor? Bulamadım ben cevabını. Evet film eleştiriyor belki bu töreyi ama eleştirirken bana o Sultan gelini sunman, her şeyi kabullenen Sultan gelin üzerinden mesajını vermeye çalışman, bilemedim ki?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder