Ama kısaca onlardan bahsetmek gerekirse, Meksika mutfağa çok harika, bayılarak yedim her şeylerini, özellikle Taco başarılı bir şekilde yapılırsa gayet lezzetli bir yemek türü. Adını unuttuğum bir de beytiye benzeyen yemekleri var o da gayet başarılı. Sevmediğim tek şey burrito oldu ki burrito dedikleri şey, lavaşın yani tortillanın içine kuru fasulye pilavın dürüm yapılması ki bana göre değil. Meksika mutfağının zaten iki temel öğesi var, pirinç ve kuru fasulye. Ha unutmadan Chili adını verdikleri kuru fasulye yemeklerine bayıldım, bol acılı harika, tarifi de var yapmayı düşünüyorum bol bol. Denediğimde buradaki malzemelerle tutarsa tarif buradan paylaşabilirim.
Japon yemekleri ise bildiğiniz gibi suşi. Daha önce Türkiye'de denemiş ve balık pazarı gibi koktuğu için pek sevememiştim. Bunu söylediğim de amerikadaki arkadaşlar kokmadığını iddia ettiler. Ben de peki o zaman deneyelim diyerekten gittim. Gitmez olaydım. Evet kesinlikle kokmuyor, önce soya sosu ve wasabi dedikleri bir şeyi karıştırıp, suşiyi ona batırıp daha sonra o kocaman parçaları ağzına atıyorsun. Kesip de yeme gibi bir şansın yok kopmuyor zaten büyük işkence. Ama iddia ettikleri gibi kesinlikle balık kokusu yoktu bunlarda ama bu seferde o çiğ balık dokusundan nefret ettim.Ağzımın içindeki kocaman çiğ balıkla, kendimi, atın kalbini kemiren Daenerys gibi hissettim. Zorlamayla iki tanesini yememe rağmen vazgeçtim. Ama pirinç şarabı denen bir içecekleri vardı ki çok hoşuma gitti, biraz tatlı, beyaz renkli güzel bir içkiydi. Daha sonra getirdikleri sıcak içki, ki sanırım sake dedikleri şey, ise çok fenaydı, bana göre değildi.
Hint mutfağa ise Türk mutfağının yandan yemiş hali. Yemekler genel olarak sebze yemeği şeklinde. Ben şahsen çok umutlu değildim giderken yiyeceğim şeylerin güzel olabileceğinden. Ama ne kötü ne iyi orta halli bir tat skalasına sahipti. Açık büfe şeklinde değişik yemekler dizildiğinden dolayı açıkcası ne yediğimi bilmiyorum. Bakıp rastgele aldım bir çok şeyden. Hepsi de sulu yemek tarzında, karnıbahar, patates, et, pilav şeklinde Türkiyedeki ev yemeği konseptindeydi. Genel olarak safran bol miktarda kullanılmıştı. Ben kendim sulu sebze yemeklerini sevmediğimden çok zevk alarak yemedim hiçbir şeyi. Naan dedikleri ekmek ki bizdeki kebapçılarda getirdikleri lavaş-pide ekmeğin aynısı. O güzeldi bak. Sonra yediğim tatlı da kemalpaşa tatlısının aynısıydı. Sandığımdan çok ortak noktamız varmış.
Çin lokantasına gelirsek, bir gün açlıktan ölmüş şekilde yürürken karşıma çıkması sonucunda girdim. Aslında çin mi yoksa japon mu onu bile ayırt edememiştim girerken. Çünkü dükkanın pencereleri perdelerle kapatılmış içeriden dekorlar görünmüyor, sadece çin alfabesiyle yazılmış yazılar bulunuyordu camların üzerinde. Benim tabi ki o yazılar çin mi japon mu ayırt etmeme imkan yok. Şans artık diyerek atladım içeri. Girer girmez çinli bir abla bana masamı gösterdi. Sonradan farkettim ki, burası aile restoranıymış. Anne ve kız çocuklar garsonluk yaparken, erkekler içeride yiyecekleri hazırlıyordu.
Menü önüme gelince hiç bir şekilde karar veremedim. Ömrümde hiç kendimi bu kadar salak hissetmemiştim. Bakıyorum ama orada yazanları algılamam imkan yok. Fou Shonglar, Mushu'lar yazıyor ama içinde ne var, ne yiyeceğim bilmiyorum ki. En sonunda bir yerde tavuklu sebzeli noodle gibi bir şey görüp onu sipariş verdim ama en sonunda dediğime bakmayın rahat bir on dakika oyalanmışımdır ben o menüyle.
Kocaman bir tabağın içinde yukarıdaki yemek geldi. O çin yemeklerinde kullandıkları tatlımsı sos bunda da yoğun şekilde vardı. İçinde bezelyeden.salatalığa kadar herşeyi koymuşlar. Pişmiş hıyar da yedim ya artık ölebilirim, hayatım amacına ulaştı. Tabi benim bunu bitirmeme imkan yok. Ama tabakta bırakınca da bozuluyorlar, eve götürmen için kalanları zorluyorlar. Hele bu çinliler acayip kuralcı insanlar, korkuyorum ben onlardan. Ama dayanamadım yani, yiyemem ben bunu, tek güzel tarafı olan noodlerından tırtıklamak suretiyle açlığımı kola ile giderdikten sonra olay mahalini terkettim. Daha da asya mutfağına bulaşmam, bunu da bu kadar net söylüyorum.
Olayın tek güzel yanı yemekten sonra, hesapla birlikte şans kurabiyesi getirdiler. Kurabiyemin içinden çıkan yazıyla aldım gazımı, yeni maceralara yelken açarım ben artık. Kimse beni tutamaz.Haydi bre.




Hiç yorum yok:
Yorum Gönder