Evrim demişken aklıma geldi ya,büyük sorularım var benim. Bir Harun Yahya değilim o yüzden sorularım teoriyi çürütme şeklinde sorulmuş tuzaklar değil, kimseyi çürütmekle işim olmaz benim, öyle merak işte, Academy of Science'ın kafamda bıraktığı sorular.( Yazar burada ise müze gezdiğini belirtmek suretiyle kültür seviyesine vurgu yapmıştır) Biz maymundan geldiysek neden şimdiki maymunlar da insan olmuyor, ya da belki oluyorlar da biz mi farketmiyoruz, sonuçta o evrimleşen maymun çıkıp da "abi,ben geçen yıl maymundum" demez ki.Belki gerçekten insanlar o şekilde çoğalıyordur, bir yerde bir maymun evrimleşiyordur onu alıp leylekler bacadan bırakıyordur. Ya da kullanılmayan organın işlevini yitirmesi mevzusu, şimdi insan beynini kullanmıyor ya o beyin yok olup, insan beyinsiz bir hayvana misal neden süngere dönüşmüyor. Tersine evrim diye bir şey neden olmuyor? Ataistler bunları bana açıklasın istiyorum. Ya da Miller-Urey teorisindeki gazlar, yıldırım falan nereden geldi? Bunu da biri açıklasın. Sonra yaratılış teoremiyle ilgili de kafamda sorular var din adamlarıyla tartışmak istediğim. Herkes bana bir açıklama yapsın istiyorum. Açıklama istiyorum. Bence herkes yalan söylüyor, misal belki akdenizde de dağlar kıyıya paralel değildir,hani iğne yapraklı ağaçlar yapraklarını dökmüyordu, ben burada ne kadar gördümse dökmüş hepsi, chynar (çınarın İngilizcesi budur diye inanıyorum ben) ağaçları elim kadar yaprakları var öylece duruyor, o iğne yapraklılar dökmüşler hep. Çok aldatılmış hissediyorum ben kendimi, halbuki ilk bunu öğrendiğim gün anneme gidip anlatmıştım heyecanlı heyecanlı "Anne, anne biliyor musun çamlar neden kışın yeşil? Çünkü iğne yapraklılar" diye. İğne yapraklı ne demekse, bilmiyordum gerçi de. Eski MEB bakanlarını toplayıp karşılarına geçip neden benim hayallerimle oynadınız diye sormak istiyorum. Herkesten bir açıklama bekliyorum. Çok mu çok şey istiyorum ve neden içime boydan boya jeanlere bürünmüş kıvanç kaçmış gibi konuşuyorum? Mavi de bunu açıklasın. (Yazar bu noktada ise bloguna reklam almış olup, reklam ücreti konusunda basına bir açıklama yapılmamıştır.)
HE bir de yukarı da bir yerde İngilizce kullanmışım, o da aklıma şunu getirdi. Benim ingilizce konuşmama çok şaşırıyorlar bu amerikalılar ya. Neden, çünkü ilk başta tipten yabancı olacağıma ihtimal vermiyorlar. Daha ilk kısa giriş cümlelerimde aksan yok, gayet düzgün, oradan da yakalayamadıklarından amerikalı olduğuma iyice inanıyorlar ki, konuşma ilerledikçe uzun bağlaçlı cümlelere geçiyorum ki, orada hatlar karışıyor. İnsanların yüzündeki o anlık şaşırma ifadesini yavaş çekim gözlemliyorum herkeste, o şaşkın ifadeye takılınca kurduğum cümlenin başını unutuyorum, cümlenin sonu tarzancaya dönüyor. Şaşkın şaşkın birbirimize bakıyoruz. Halbuki niye bağlaç kullanıyorsun mal, amerikalılar kullanıyor mu? Hayır tabii ki bir like tutturmuşlar gidiyor. Mesela "beni orada görünce, yüzüne şaşkın bir ifade yerleşti" cümlesini ingilizce kurmak istiyoruz ya, bir türk bunu alır, bağlar kurar, hatta abartır yerleştiye located der saçmalar falan. Deneyin kafanızda, cümle bir sürü bağlaç içerecek. Ama amerikalı kardeşlerimiz napıyor, "I went there, he was like ooooo" Cümlenin sonundaki ooo da kelime değil mimik. I was like "kahkaha atar" (çok güldüm demek istiyor.) Bu yani, he was like, and I was like. Ya da başka dedim ki cümlesi, ona dedim ki diyeceğiz, I said to him that I'm fine ama olay öyle değil işte, bak örnek hem de resimli.
Ben ingilizce öğretmeni olsam sadece bu like kalıbını öğretir, dersin geri kalanında da ünlem ve mimiklerle nasıl duygu iletilir ona odaklanırdım. Herkes oyuncu arkadaş, o nasıl bir mimik kullanımıdır, sonra da tabii ki oscar'ı amerikalılara verecekler, kıvança mı verecekler, gerçi onun bunla hiç alakası yok ama çok üsteme gelirseniz gerekli bağlantıları kurarım.
Bir de zaten ergen aksanı diye bir olay var, yemin ediyorum hiçbir şey anlamıyorum, irish aksanı onun yanında anlaşılır kalıyor.
Neyse çok uzadı bu, daha anlatacaklarım var, amerikalılar salak ve fallar konulu yazımla görüşmek üzere.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder