"Hayır, kabus değil, sadece kötü bir rüya; Nereye gideceğini bilemeden koşup koşup hep aynı yerde durduğundan, tanımadığın insanların arasında durup ne yapacağını bilemediğinden, bir odaya kapatılıp asla çıkamayacağını bildiğin için çıkmaya bile uğraşmadan oturduğun yerde sıkıntıların bastığından...Öyle bir rüya işte hayat, kötü bir rüya.
Benim kötü rüyam. Belki başkasına muhteşem bir rüya.
Bu benim kötü rüyam.
Elimde tutmaya çalıştığım şey, seni sevmiyorum bile. Ulaşmaya çalışmak zorunda bırakıldığım şey, seni de hiç istemiyorum. Sahip olduklarım bir hiç. Ben o odaya kapatıldım, o kapı açılmayacak; ben olduğum yerde koşacağım, o kapı açılmayacak! O tanımadığım insanların ortasında duracağım, hiç birini tanımayacağım, kimse beni tanımayacak ve o kapı açılmayacak.
Neden durmadan kafamda binlerce soru uçuşmak zorunda? Kafam millerce havada, ben uçmak istemiyorum. Hani ne zaman düşüyoruz bu rüyada, basmadığım bulut kalmadı, bir tanesinden aşağı yuvarlanmam lazım. Ne zaman düşüyorum daha? Çok yoruldum. Savaşamıyorum, ben zaten savaşmak için doğmadım ki. Ben savaşamam ki. Düşmek istiyorum ben.
Hem düşersem kesin uyanırım yere çakılmadan. Ama böyle ne zaman çakılacağım korkusuyla yaşayamam ki. Ben artık korkmak istemiyorum.
Hiç istemiyorum ki."
Bunu taslaklarda buldum, üç ay önce yazmışım. Kendi yazdıklarımı okurken karamsarlığımdan korktum. Ama onları ne duygularla yazdığımı hatırlıyorum. Hayatımın en zor yazını geçirdim.
Geçti ama galiba.
Uykudan uyansak mı artık?
Benim kötü rüyam. Belki başkasına muhteşem bir rüya.
Bu benim kötü rüyam.
Elimde tutmaya çalıştığım şey, seni sevmiyorum bile. Ulaşmaya çalışmak zorunda bırakıldığım şey, seni de hiç istemiyorum. Sahip olduklarım bir hiç. Ben o odaya kapatıldım, o kapı açılmayacak; ben olduğum yerde koşacağım, o kapı açılmayacak! O tanımadığım insanların ortasında duracağım, hiç birini tanımayacağım, kimse beni tanımayacak ve o kapı açılmayacak.
Neden durmadan kafamda binlerce soru uçuşmak zorunda? Kafam millerce havada, ben uçmak istemiyorum. Hani ne zaman düşüyoruz bu rüyada, basmadığım bulut kalmadı, bir tanesinden aşağı yuvarlanmam lazım. Ne zaman düşüyorum daha? Çok yoruldum. Savaşamıyorum, ben zaten savaşmak için doğmadım ki. Ben savaşamam ki. Düşmek istiyorum ben.
Hem düşersem kesin uyanırım yere çakılmadan. Ama böyle ne zaman çakılacağım korkusuyla yaşayamam ki. Ben artık korkmak istemiyorum.
Hiç istemiyorum ki."
Bunu taslaklarda buldum, üç ay önce yazmışım. Kendi yazdıklarımı okurken karamsarlığımdan korktum. Ama onları ne duygularla yazdığımı hatırlıyorum. Hayatımın en zor yazını geçirdim.
Geçti ama galiba.
Uykudan uyansak mı artık?
Kıyamam ya. Af edersin öyle dediğim için. Depresif yazı filan unut gitsin. Yazı çok güzel ona şüphe yok ama hayatımın en kötü yazını geçirmiştim kısmını okuyunca kendimden utandım. Sanki yaşadıklarınla eğlenirmiş gibi. Asla, yok öyle bir şey...
YanıtlaSilSiz insanlar hep benim duygularımla eğlenin zaten, ben kimim ki :P Şaka şaka, edebiyat da zaten öyle değil midir, birileri yazar acılarını biz zevkle okuruz. Hayır yazdıklarıma edebiyat diyemiyorum henüz ama yapmaya çalıştığım, öykündüğüm edebiyat olunca yorumuna kırılmak bir yana aksine mutlu oluyorum :)
Sil