Bugün için üzülerek belirtmek zorundayım ki beş yıllık plan tam bir fiyaskoyla sonuçlanmıştır. Gerçekleştirmemi istediğiniz bütün hayaller, ikinci bir çağrıya kadar ertelenmiştir. Herkes işinin gücünün başına dönsün.

3 Aralık 2014 Çarşamba

Anne bana hiç protokol kurallarını öğretmemişsin!!!

En son ne zaman burnum kanamıştı benim, hatırlamıyorum ama somyada zıplarken kafa üstü düştüğümü anımsar gibi oluyorum. (Belki burnum ondan yamuktur, ya da belki benim kafa ondan gidiktir.) İşte hatırladığım çok küçükken olduğu çünkü altımda bebek bezi olduğunu da hatırlıyorum.  O günden beri hiç burnum kanamadı benim. Taa ki bugüne kadar. Niye kanadı acaba? Nazar değiyor bana, anneme dedim "anne ne güzel, ne akıllı kız doğurmuşsun hep nazar değiyor okusana." "Bi git başımdan işim var" dedi. Tam olarak öyle demedi ama ben onda bunu okudum. O okumadı, ben onu böyle okudum "O kadar hacca boşuna mı yolladık" dedim, isyan ettim işe yaramadı. "Bak hacı olmanın gereği okumaktır, kuranın ilk ayeti ne; oku" diye bilgiçlik tasladım yemedi. "Anne çok başım ağrıyor" dedim ağladım gene olmadı. Benimle hiç ilgilenmiyor.

İşte birden bir aydınlanma yaşadım o an. Aman yarabbi, gene büyüdüm ben onun gözünde! İşe gidince böyle oluyor. Halbuki Amerikadan döndüğüm o ilk altı ay ne güzeldi, tıpkı bir rüya gibiydi. Bir bebek gibi ilgileniyordu benimle. Sırnaşık yaptı, sonra koydu gitti ortada. Yetişemiyor o da ne yapsın, bir evde herkes mi büyümemek için uğraşır. Bir büyüğümüz o. Halbuki ilk küçüklüğünü ilan eden benim bu evde. Önce ablam vardı. O hiç küçük olmadı, evin bebeği oldu, kızı oldu ama evin küçüğü demediler ona. Ben doğunca ben küçük olan oldum. İlk küçük olan benim ulan bu evde! Hep benimle ilgileneceksiniz, ilgilenin benimle! İlk küçük olmama dayanarak büyümeme hakkımı saklı tutuyorum kendimde!

Dün gece bir rüya gördüm. Rüyamda eski cumhurureisimiz ya da reisicumhurumuz her neyse işte o var. Saraydayız. Hemen atlama, yeni sarayımız değil. Eski sarayımız da değil. Bence Versay sarayıydı. Gerçi ben hiç Versay sarayı görmedim ömrümde. Ama baroklar vardı, baroklar varsa mutlaka Versay sarayıdır. Bahçesinde duruyoruz, başka bir devlet başkanı gelmiş. Elini uzatıyor. Ben uzatmıyorum. Ayıp etmişim. Görmedim ne edeyim. Cumhurumbaşkanım bana bakıyor, kızıyor ama affediyor. Hadi bu seferlik böyle olsun, affettim seni ufaklık diye gülümseyerek bakıyor.Bakışlarıyla daha başka şeyler de anlatıyor. İnsanlar rüyalarda mimiklerle paragraf kurabiliyor, çok ilginç. Ben de anneme kızıyorum. Annem de orada çünkü. Dönüyorum anneme, "Anne bana hiç protokol kurallarını öğretmmemişsin!!!" diye kızıyorum. Herkes dediğime gülüyor. Gülersiniz tabi, hep gülün bana. Gül dünya gül! Cumhurureisibaşkanım saygılar!!!

Sonra sarayımıza giriyoruz. Cumhurureisimizin zevcesi yanımda. İki merdiven var. Biri geniş, normal taş merdiven. Bir de köşede daracık, altın kaplama, varaklı, desenli, çok süslü. Ben oradan iniyorum. "Förstleydim yanlış yerden iniyorum ben değil mi?" Gülümsüyor, "olsun, bir dahakine doğru yerden inersin" diyor bana. Ne güzel dünya, herkes beni hoş görüyor. Sonra kendimi bahçeye atıyorum. Kocaman bir ağaç. Üstünde pirinçler. Pirinç ağaçta mı yetişir? Anne bana onu da öğretmemişsin. 

Bence kanayan burnum değildi. Galiba beynim eridi, burnumdan akıp gidiyor. 

Töbe tanrım!

3 yorum:

  1. Ne güzel rüya ya, ben rüyamda bile hoş görülmüyorum ne yazık ki:) Bu yazıdan çıkardığım sonuç, rüyalarıma derhal çekidüzen vermeliyim...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kesinlikle düzen vermelisin :)) Ben hayattan sadece rüyalarımda zevk alıyorum, onlar da olmasa yaşanmazdı herhalde.

      Sil