Bugün için üzülerek belirtmek zorundayım ki beş yıllık plan tam bir fiyaskoyla sonuçlanmıştır. Gerçekleştirmemi istediğiniz bütün hayaller, ikinci bir çağrıya kadar ertelenmiştir. Herkes işinin gücünün başına dönsün.

6 Ekim 2014 Pazartesi

Nereye ait olduğumu bilmiyorum ama...

nerede yanlış olduğumu çok iyi biliyorum...

Küçük deniz kızı sizin gibi değil. O sizin düşündüğünüz gibi değil.  Ariel hiç bir zaman ait olmayı beceremedi. Görünüşte her şey ne kadar da kusursuz; tam da olması gerektiği gibi, olması gereken yerdeydi. O, Rapunzel gibi bir kuleye kilitlenmedi, Pamuk Prenses gibi sarayından edilmedi, Sindirella gibi yıllarca bir uykuya hapsedilmedi. Bir prensin onu kurtarmasına ihtiyaç duymadı.

Eric mi, hayallerini kurduğu başka bir dünyanın sembolü bir heykel olabileceği gibi, yakışıklı bir prens de olabilir, değil mi?

Çünkü insan çevresinin farkına vardığı andan itibaren, o çevrede yanlış olduğunu anlayabilir elbette. Deniz kızı da o andan itibaren içinde hep denize ait olmadığını hissetti. Ne şansızlıktır ki güneş gözlerini aldı ve karşısına başka dünyaların habercisi olarak bir heykel çıktı. Denize ait değilsem demek, o güneşin parladığı, bu heykelin geldiği diyarlara ait olmalıyım. İnsanlar yanılabilir, deniz kızları da pek tabi, ama bir hayalperestin yanılması çok daha kolaydır. Ait olmadığını hissettiği bir dünyadan kurtulmak hayalleri ile ait olmadığı başka bir dünyanın büyüsüne kapılmış bir hayalperest Ariel, ya da Andersen'in dediği gibi Küçük Deniz Kızı.

Ablalarının aksine, sessiz, düşünceli ve garip bir çocuktu o. Ablaları gemi kalıntılarından kalanları mutlulukla toplarken onun ilgilendiği tek şey güneşe benzeyen kırmızı çiçekler ve bulduğu yakışıklı gencin heykeliydi. Denizin dışındaki dünyaya ait şeyleri dinlemekten daha çok eğlendiği hiçbir şey yoktu. O dünyaya ulaşmak için sesinden vazgeçti, hayalini kurduğu dünyada yürümek uğruna her adımında dayanılmaz acılara katlanmayı göze aldı.

Kaderini, olduğu şeyi değiştirmeye çalışmanın bedelini ödedi.


Ve sonunda o dünyaya da tutunamadı. Eric ile mutlu sona kavuştular mı sanıyorsunuz? Hadi ama bu bir Disney masalı değil ki. Eric bir prensken, sesi bile çıkmayan bir kızın ne şansı olabilir ki, böylesine bir kızın bu yeni dünyada nasıl bir şansı olabilir ki?

Hayalini kurduğu dünyada Eric'in en sevdiği kölesi olarak yaşamaya başladı. Eric bir prensese aşık olup da evlendiği gün, deniz kızının da bu dünyada bir şansı kalmamıştı. Şeytanla yaptığı anlaşmanın sonucu olarak, köpüğe dönüşüp denizde yok olma zamanı gelmişti. Ah Ariel şeytanla anlaşma yapabilecek kadar nasıl saf olabildin?

Ariel sizin gibi değil. Küçük Deniz Kızı denize ait değil. O saf bir hayalperestten başka bir şey değil ve ait olduğu dünyayı bulmaya çalışan bu deniz kızı, olduğu şeyi değiştirmeye çalışmanın bedelini ödedi.

Siz ona bakınca prensin peşinden koşan, kızıl saçlı aptal bir kız görüyorsunuz belki, ne yazık, hayallerden hiç nasibinizi almamışsınız demek ki... ne mutlu, ait hissetmemenin ne demek olduğunu hiç bilmemişsiniz demek ki...




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder