Şimdi benim dolabımın bir bölmesinde bir koku var. Arada açınca o dolabı "Allah'ım diyordum, ne güzel kokuyor burası" Kokuyu tanıyorum ama isimlendiremiyorum. Deterjan desem değil, öyle kokmaz deterjan, hem diğer kısımlarda o koku yok. Aslında çok kafa da yormadım kokunun nereden gelmiş olabileceğine, orası özel olarak öyle kokuyordu işte. Narnia gibi kapağın arkasında sihirli bir diyar varmış da oradan geliyormuş gibi. Ben Amerika'dan geldiğimden beri o bölmedeki koku gitmesin diye oradaki kıyafetlere dokunamıyordum. Arada kapağı açıp koklayıp geri kapatıyordum.
Geçen fark ettim, meğer benim parfüm şişesi oraya arkalara düşmüş. Ondan geliyormuş. Elimde 3 şişe daha olduğundan yokluğunu hiç fark etmemişim onun. Sınırlı üretim olduğundan ve kokuya birazcık aşık olduğumdan alırken depo etmiştim. Sıkmaya da bitecek diye korkuyordum. Öyle sıkmaya sıkmaya unutmuşum işte. Hala da sıkmaya korkuyorum. Allah'ım biterse ne yaparım hiç bilmiyorum çünkü üretimi yok artık. Kullanabildiğim 2 parfümden biriydi kendisi. Dünya üzerinde beni böyle mutlu hissettiren tek kokuydu bir de.
Aslında ben parfüm seven bir insan hiç olmadım, aksine parfümden nefret ederim. Garip bir şekilde kokularda genelde alttan gelen şeyi hissederim. Misal bütün şaraplar sirke kokar benim için. Bütün parfümler de alkol kokuyor. İlk sıkıldığında gelmeyen o alkol kokusu, bir iki dakika sonra, beynimi kemirmeye başlıyor. İster channel olsun ister axe, isterse kolonya olsun bir süre sonra hepsi aynı kokmaya başlıyor benim için. Yanımda parfüm sıkmış birine katlanamıyorum dahi, ter koksa daha iyi. O sebeple parfüm olayına tümden karşıyım. Ama bu koku istisna işte.
L'occitane'a mektup yazsam tekrar üretmezler mi ki? Şu sürekli sattıkları cherry blossom(sevmiyorum o kokuyu) yerine bunu satsalar... Gerçi biteceği yok, ben öyle saklaya saklaya kullanıyorum ki arada unutuyorum bile. Halbuki sürekli erişebilecek olsam da, yatağıma yastığıma sıksam, huzur içinde uyusam güzel olmaz mı? Bence ne güzel olur.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder