Bugün için üzülerek belirtmek zorundayım ki beş yıllık plan tam bir fiyaskoyla sonuçlanmıştır. Gerçekleştirmemi istediğiniz bütün hayaller, ikinci bir çağrıya kadar ertelenmiştir. Herkes işinin gücünün başına dönsün.

14 Mart 2013 Perşembe

Match Point



Türkçe adıyla Maç Sayısı, 2005 yapım yıllı, senaryosu ve yönetmenliği Woody Allen'in elinden çıkma, en iyi senaryo dalında Oscar'a aday gösterilmiş bir film. Boşrollerde Jonathan Rhys Meyer, Emily Mortimer ve Scarlett Johansson var. 

Chris Nolan (Jonathan  Rhys Meyers) İrlandalı fakir, eski bir tennis oyuncusu. Kendini kültürel açıdan geliştirmiş, hırslı,yakışıklı, zeki ve çalışkan bir delikanlı. Londra'ya taşınıp, zenginlerin gittiği bir spor kulubünde tennis öğretmenliğine başlamasıyla hayatı değişiyor. Orada tennis öğrettiği zengin bir ailenin oğlu Tom ile kurduğu arkadaşlık, ona hayatına girecek iki kadını getiriyor; Tom'un nişanlısı sarışın bomba Nola(Scarlett Johansson) ve Tom'un kardeşi Chloe(Emily Mortimer). Chloe tanışır tanışmaz Chris'ten hoşlanmaya başlıyor ve evleniyorlar.

Bu noktada hikaye nereye gidiyor hepimiz görebiliyoruz, karısını yengesiyle aldatan bir erkek. Parasının cazibesine kapılıp, ona zenginliğin kapılarını açan soğuk, aklını çocuk sahibi olmakla bozmuş karısından sıkılmış, zevki ve tutkuyu oyuncu olmaya çalışan seksi sarışın Amerikalı Nola'da arayan bir adam. Ama tüm bunlar asıl hikayeyi oluşturacak arka plandan başka bir şey değil. Zaten Woody Allen da hikayenin bu kısımlarını o kadar hızlı geçiyor ki, bir an önce anlatmak istediği noktaya varabilsin. Film çoğu kişinin başta izlerken tahmin edemeyeceği bir noktaya doğru ilerliyor. Film başında Chris Nolan'ın Suç ve Ceza okuması filmin gideceği noktaya dair  gerekli ipucunu da veriyor. Belki de film en çok kendisini seven bir adamın, "rahat hayat standardı mı, tutku mu?" çelişkisine dayanıyor.

Ama tüm bunların ötesinde Woody Allen'ın işlemek isteği konu basit; şans unsuru. 

"'İyi olmaktansa, şanslı olmayı yeğlerim' diyen adam, hayatı anlamış adamdır. İnsanlar, yaşamın
çok büyük bir kısmının şansa bağlı olduğu gerçeğiyle yüzleşmekten korkarlar.Bu kadar çok şeyin, insanın kontrolünde olmaması ürkütücüdür. Maçlarda topun filenin üst kısmına çarptığı anlar vardır ve bu kısacık an içerisinde, topun fileyi geçeği ya da takılacağı belli olur. Biraz şansınız varsa, geçer ve siz kazanırsınız. Ya da takılır ve siz kaybedersiniz. "

Benim filmdeki dikkatimi çeken nokta hayatındaki her şeyi babasının zengin olmasına borçlu bir kadın olan Chloe'nin, bütün hayatı büyük bir şansla başlamış Chloe'nin ironik bir şekilde şansa inanmayıp, çok çalışmaya inanması. 

Diğer takıldığım nokta ise bir CEO'ya dönüşen damat Chris'in takım elbiselerinin pantolonları. O kadar büyük ki, izlerken paçalarına takılıp da düşecek diye yüreğim hop oturup hop kalktı. Kostüm sorumlusunun gözlerinden öpüyorum.

Film bir başyapıt mı? Değil. İçinde Woody Allen olmasa çok sıradan bir film bile sayılabilir. Ama bu kadar sıradan bir konunun bile iyi işlendiğinde iyi olabileceğinin bir ispatı belki de.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder