Neden her sabah bütün kanallarda, bir diyetisyen diyet listesi, diyet çorbası verirken ülkenin büyük çoğunluğu üstüne beyaz bir kürk alsa kokakola reklamlarında oynayacak boyutta? Televizyon izlemeyen bir millet olup çıktık, ne geliyorsa başımıza hep bundan geliyor.
Bankanın biri balık kokuyor, biri koyun. Ülkemde tarım ve hayvancılığın bu kadar gelişmiş olması beni gururlandırıyor. Geleceğe daha bir umutla bakıyorum. Gerçi balık kısmını çözemedim. Ankara'da deniz yoktu değil mi?
Pepe diye bir çizgi film var ya, hah işte orada şarkı söyleyen kadını ülke bebelerine ve müzik geleceğine verdiği zarardan dolayı katletmek istiyorum.
800 lira büyük para. Yeni televizyon projemin adı. 4 kişilik 4 aile yarışacak. Hepsine 800 lira vereceğim. 1 ayda nasıl geçinilir, göstersinler tüm Türkiye'ye. Sonuçta peynirin, zeytinin fiyatı belli. Kazanan da büyük ikramiyenin sahibi olacak; 800 lira.
Nil Karaibrahimgil'in televizyon konserine dönüşmüş reklamlarından, cıngıllarından bir ben mi sıkıldım? Kadının sesini kendi sesimden çok duyar oldum. Gerçeklikle bağlantım her an kopabilir ve ben o sesin bana ait olduğu kanısına her an varabilirim. Daha da kötüsü sesim güzelmiş, bence ben kaset çıkarmalıyım fikrine kapılabilirim. Bunun üzerine kendimi İstanbul'a atıp, bir arabeskçinin sahnesinde dansöz olarak hayatıma devam edebilirim. Tehlikenin farkında mısınız? (Ney, dans edecek vücut mu yok bende? Hadi oradan! Zamanında bu popoyla karşı odadaki kitaplığı devirmiş bir insanım ben, bir dans etsem yer yerinden oynar.Kendimden ışıklı değilim gerçi. )
Korku (öcüden korkmak şeklindeki korku değil, endişe şeklindeki korku) insanda neden sebepsiz bir üşümeye sebep olur? Ya da sadece bana mı öyle oluyor? Birden, aniden kendimi mayoyla şu soğukta dışarı atmışım gibi üşüyorum, kutuplarda kalmış gibi hissediyorum. Bilimsel bir açıklaması yok mu bunun?
İntikam dizisi var ya, orada oynayan sarışın çocukla lisede aynı sınıftaydım ben. Bu cümleyi de kurdum ya, hadi kurdum da keşke bir kırk yaşıma geleydim önce.
Annem üzerimde fataliti yapmak istiyor. Akraba unvanına sahip ne kadar insan varsa eve topladı, üstelik de aynı anda. Yüksek dozda akraba alımı. Hemde en hassas zamanda. Anneannemin ölüm yıldönümü, geleneksel kuran okuma töreni. Kadının öldüğüne hiç bugünkü kadar üzülmemiştim. (Yaşarken ne hayrını gördüm şimdi göreyim. Yeryüzünde adımı Nihal olarak telaffuz eden ilk insan. Daha sonra onu bile beceremeyip şişko kız'ı kullanmayı tercih eden insan. Bir insan torunlarını fiziksel özelliklerine göre adlandırır mı? Neslihan demeyi biliyorsun ama Töbe tanrım.) Daha gelmeden davet sırasında telefonda yankılanan "Nihan'ı fransa'dan çağırıyorlarmış, gider mi?" şeklindeki dayı esprisi ise neden espri yeteneğimin bu kadar kötü olduğunun genetik göstergesi. Ama ben durur muyum yapıştırdım cevabımı. "Komik mi şimdi bu, açsın da kendi kızlarına gülsün" Ne kadar ince espriler üzerinden atışıyoruz, aklım şaşıyor. Annemin bu akraba sevdasına artık katlanamıyorum. -Ama onlar benim kardeşlerim. Peki tamam da gelininin gelinine kadar niye çağırıyorsun? Hadi çağırıyorsun, bilgi güvenliği, gizliliği diye bir şey var, onu niye bilmiyorsun?
Dün bir rüya gördüm, malum ünlü ile karşılaşıyorum, el sıkışıp resim çektirelim mi diyorum. Adamla yanyana durup poz veriyoruz. Böyle rüya mı olur, hani rüya dediğin fantastik olacaktı? Hani uçuyordum ben? İnsan rüyasında İstanbul'un herhangi bir caddesinde karşılaşıp resim çektirebileceği bir ünlüyü görürse, onunla baş rolde falan oynar. Gidip ben sizin hayranınızım, resim çektirelim mi demez ki? Benim rüyalar çok bozdu.
Yukarıda bahsi geçen rüyadaki şahıs için; Bir insan, diğer bir insanın gerçekten çirkin, yaşlı ve biraz da kıro olduğunu kabul etmesine rağmen, o insana karşı bir şeyler hissetmesi ne ile açıklanabilir. Kendi özelliklerim yüzünden standartlarımı düşük tutmam gerektiğinin farkındayım da bu ne?

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder