Gözlem yapmak istiyorum. Bir hayalet gibi insanların etrafında görünmeden durup, yaşantılarından anlar çalmak istiyorum. Ama kendimi birden "benim elektrik süpürgesi iyi çekmiyor, Banu yeni bir süpürge almış fillipis marka, çok memnunmuş" ya da "senin yakıt bu ay ne kadar geldi? Bu yeni sisteme geçildi ya, gaz alış fiyatı artmış" şeklindeki muhabbetleri gözlemlerken buluyorum. Ortam değiştiriyorum daha fenasıyla karşılaşıyorum; "ahaha, aynı ben, ay bende uyuz oluyorum o duruma" diye Cem Yılmaz'a gülen 35 yıllık bir parfüm şişesi ve klonları. Cem Yılmaz'a karşı ise büyük hayal kırıklığı hissediyorum, en basit konu üzerinden yapıyor esprileri, emeksiz, basitçe, kendi zekasına hakaret edercesine. Bir tek little little in the middle'a gülüyorum çünkü "ahaha, ay ben de aynen öyle yapıyorum."
Ortam değiştiriyorum gene bir parfüm şişesi. Tüm ülke parfüm şişesine dönüşmüş, parfüm satışları ikinci bir emre kadar yasaklansın istiyorum. Gözlem yapmaktan vazgeçiyorum, çünkü gördüğüm her şey beni bir diktatör olmaya doğru yönlendiriyor. Ama Allah'tan elimde hiç bir yetki olmadığı gibi bir tane bile takipçim yok. "Okusaydı çok fena olurmuş bu, kimse başedemezmiş" potansiyeline benzer şekilde, ...sa idi...muş şeklinde kendi için bir talihsizlik, evren için bir lutüf şeklinde bir durum ile, diktatörlüğüm de bir anlam ifade etmiyor, terbiyeli iyi aile kızı çizgimi bozamıyorum. Ah bir bozabilsem, ama bozamıyorum, gidip tarladaki inekleri gözlemleyim. Belki hayvancılığa, tarıma bir katkım olur.
Köylü efendimizdir diye dönüyorum ama inek var köylü yok. Apartmanda yaşayan garip bir türe dönüşmüş efendilerimiz. Kısır, kek, çay üçlüsünü adak olarak sunuyor tanrısı küçük altına. Tanrı Büyük Altın için oğlunun pipisini adak olarak sunarken, ulaşabildiği en büyük Tanrı Burma için büyük şenliklerle iki gencin ömrünü birlikte geçirmesi adaklanıyor. Tanrı Külçe ise bu sınıfın yüzüne bile bakmıyor, o başka sınıfların tanrısı. İnekler Hindistan'a, buğdaylar ise Ceres'e emanet. Eski tanrılar öldü, çok yaşa Tanrı Burma.
Tanrılı hayaller beni bozuyor, gözlem yapamam ben böyle. Döndüm eve. Dizi,film önceki örnekler ne güne duruyor, tabii ya, gözlemimi yapılmış gözlemler üzerine yaparım ben de. Ne izlesem, ne izleseeem, kısa olsun, ama az gülünçlü olsun, azcık da dram olsun, absürd olmasın, aşk olsun, savaş olsun, fantastik olsun, gerçekçi olsun, sürükleyici olsun, ama en heyecanlı yerinde bitmesin, mitolojik yaratıklar olsun, at olsun, kılıç olsun, tank olsun, uçak olsun, karakterlerin süper güçleri olsun ama yaşanmış bir olay olsun, demiş miydim çok komik olsun ya da az komik olsun, ya da en iyisi az çok komik olsun, dudağının üstünde bir beni olsun, biraz da şair olsun. Bakıyorum yapılmamış böyle birşey. (Kendime not: Böyle bir şey yap, yap yapabilirsen)
Bulamıyorum. Ne izleseeem. Girls izleyeyim. Bedenini beğenmeyi, öz güveni yanlış anlayıp işi teşhirciliğe vuran Lena Dunham'ın çıplak vücuduna daha fazla katlanamıyorum. İzlemiyorum. Bir de insanlar bu diziyi gerçekçi diye adlandırıyor, çok merak ediyorum bu insanlar nasıl bir gerçeklikte yaşıyor. Hangisi kankisiyle, çıplak, küvette oturup, sümüklerini birbirine atmıştır? Hiç tanımadığı bir adamın kapısını çalıp, tüm gün boyunca adamla yatıp, çıplak masa tenisi oynamıştır? New York için bile gerçek üstüyken bu durumlar, hangi kafayla bu dizi süper, çünkü gerçekleri anlatıyor diyebiliyor bu insanlar? Yarabbim onlarınki gerçeklikse benim gerçekliğim ne tarafa düşüyor? Nerede yaşıyorum ben? 35 yaş üstü saçı balyajlı en sevdiği renk kahverengi, en sevdiği desen leopar olan bir kadın getirin bana, parfümünü koklayarak intihar etmek istiyorum. Duyguları mı gerçek? Peki ama yaşantısı gerçek olmayan bir karakterin duyguları nasıl gerçek oluyor? Var mı böyle insanlar? Peki, sen öyle diyorsan öyledir.
Yapmıyorum gözlem falan, uyuyorum ben.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder