Bugün için üzülerek belirtmek zorundayım ki beş yıllık plan tam bir fiyaskoyla sonuçlanmıştır. Gerçekleştirmemi istediğiniz bütün hayaller, ikinci bir çağrıya kadar ertelenmiştir. Herkes işinin gücünün başına dönsün.

4 Mart 2013 Pazartesi

Kınalı Yapıncak

Uyarı: Yazıda tüm filmi anlatıyorum, spoiler falan alası var, gerçi bu filmi izlememiş bir insan var mıdır?

Bir gece yarısı, alevler tüm evi sarıyor. Köylü kurtarmak için yetişse de çok geç kalıyorlar. İşte böyle lanetli bir gecede bir yangınla evini, annesini, babasını kaybediyor Kınalı Yapıncak. Sadece annesini, babasını, evini de değil, konuşma ve duyma yetisini de kaybediyor yavrucak. Filmin yarısı boyunca eüeüeü şeklinde seslerle oyunculuk yapmak zorunda kalan Hülya Koçyiğit ise belki de seyircinin dramı. Muhtarın ise karşısında cümle kuramayan Kınalı Yapıncak'a kurduğu "konuş, belki açılırsın" diye akıl vermesi ise akıllara ziyan, gerçi Yapıncağımız onu da duymuyor. Dramın ilk pik yaptığı bu noktada Koçyiğit'in oyunculuğuna mı gülsem, muhtarın cümlelerine mi gelgitinde kalan ben, birden insanların acılarıyla alay eden insan konumuna düşeceğimi kabullenip, içime içime gülüyorum.

Sonrasında ise Kınalı Yapıncak "Şimdi cennetten seni izliyorlardır" tesellileriyle uğurlanırken İstanbul'daki zengin, sonradan görme,kötü kalpli teyzesinin yanına; aslında asıl felaketinin yeni başladığını bilmiyor. Teyzemiz Aliye Rona'nın (başka kim olabilirdi ki) evinin beslemesi oluyor. Acımadan kırpıveriyor kızcağızın saçlarını kökünden herkesin bildiği o meşhur sahnede. (Kime sorsan kızın saçlarının kesildiği film diye, herkes gösterir)Hatta o sahne o kadar meşhur oluyor ki, yıllar sonra Hollywood müzikali Sefillerde Anne Hathaway'in saç kesme sahnesinin ilham kaynağı olduğu iddia ediliyor. Film Kınalı'nın hırsızlıkla suçlanma sahnesiyle de ajitasyonun doruğuna çıkıyor.




Ve filme gerekli aşk unsurunu katacak olan köşkün yakışıklı oğlu Engin Çağlar devreye giriyor, yani Kınalı Yapıncağın kuzeni. "Naber asker arkadaşım" cümlesi ile espri anlayışı, isim yakıştırmadaki beceresini sergilemekten çekinmiyor üstelik, annesinin kırptığı saçlarla alay ederken. Zavallı Yapıncak başına geleceklerden bir haber, kaptırıyor gönlünü bu yakışıklı serseriye. Ve başka bir lanetli gecede körkütük sarhoş olmuş kuzeni, aşık olduğu bu adam, sağır dilsiz bu kızcağıza, kendi kuzenine, tecavüz ediyor. Ve senarist Bülent Oran, yönetmen Orhan Aksoy bu aşağılık olayı bir aşk hikayesine, utanmadan döndürüyor. 


Kınalı Yapıncak evden kovuluyor, hamile kalıyor, intihara kalkışıyor, çocuğuyla hastanelere düşüyor, şoktan tutulmuş dili, duymayan kulağı açılıveriyor. En sonunda iyi kalpli Hulusi Kentmen'in yanına bakıcı olarak giriyor, ve ölürken de Hulusi Kentmen bizim Kınalı'ya tüm mirasını bırakıyor. Tam o esnada Kınalı'nın zengin kötü kalpli teyzesi de iflas ediyorlar. İntikam çanları çalıyor. Kınalı köşkü satın alıyor, teyzesini kendi kaldığı kulübeye gönderirken, bir taraftan da Engin Çağlar'ı kendisine aşık etmeye çalışıyor. Tanıyamadığı bu zengin kıza aşık oluyor o delikanlı da. Ama kınalı yapıncağın hamile kaldığını öğrenince  sevdasından vazgeçip kınalı yapıncakla evlenip çocuğuna babalık yapmaya karar veriyor. İşte bu noktada yaptığı hatayı düzeltmek için sevdasından vazgeçip tecavüz ettiği kızla evlenmeye karar verince, Kınalı affediyor onu. Ama o kadar şanslı bir adam ki bu Engin Çağlar, yaptığı pislik yanına kar kalıyor, tam iflas ettiği noktada evlenmek zorunda olduğu Kınalı'nın zengileşip aşık olunası kadına dönüşen ve tüm evin, fabrikaların sahibiyle aynı kişi olduğunu öğreniyor. Duvağın altından güzeller güzeli zengin Kınalı çıkıyor, mutlu mesut bitiyor film.

Film ne anlatmak istiyor peki? Yoksa yaptığı şeyin farkına varmadan sadece ajitasyon unsuruna boğulmuş bir hikaye mi anlatmak istiyor? Savunmasız, engelli bir kıza, kendi bakımları altındaki kızcağıza tecavüz eden bir adam var. Bu  adam yıllarca bu yaptığı şeyi sorun etmeden mutlu mesut yaşarken yıllar sonra çocuğu olduğunu öğrenince hatasını düzeltmek için bu kızla evlenmeye kalkıyor. Hem de sevdasından vazgeçiyor. Ne kadar asilce bir davranış değil mi, bu adamın tüm suçunu bağışlatıyor. Çünkü bu ülke de tecavüzcünle evlenirsen tüm sorunların çözülüyor. Çünkü devlet önünde atılmış bir imza tüm pislikleri, tüm acıları temizleyebiliyor. İntikam alması gereken Kınalı'nın intikam planları ise yolunu sapıtıp tecavüzcüsünü kendine aşık etme şekline dönüşüyor. Toplumsal bilinçaltımız da bu filmlerin etkisinin olmadığını kim söyleyebilir?

Son olarak 1969 yapımı film 7. Antalya Film Festivalinden iki ödüle sahip.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder