Ya anlatmamak için çok tuttum kendimi ama anlatmam lazım bunu size, anneme falan anlatamıyorum içimde kalacak. Her şeye sahip olamazsın diye bir laf var ya, gene tüm gerçekliğiyle yüzüme vuruldu, gene. Ruhum mutlu ama vücudum garip hallerde. Uyku düzeni desen sapıtmış durumda, geceleri uyuyamıyorum, alkol bende uyku yaptığından, alkolik gibi içip içip de mi yatsam diye aklımdan geçirdim, gerçi alkolik olmaya da gerek yok azıcığı bile yeterli benim uyumaya başlamam için ama aynı zamanda depresif de yapıyor, durduk yere depresyona girmeyeyim diye vazgeçtim. Bir de uyuyunca niyeyse sürekli kabuslar görüyorum. Ne yediğim konusunda da hiç bir fikrim yok, yiyorum bir şeyler ama içindekileri falan okumuyorum. Sahili bulacam diye abartıp artık kaç km yürüdüysem ayakkabı ayağıma vurmuş (ıgyy ayakkabının vurduğunu da mı yazıyorsun diye hemen artizlik yapmayın okuyun sonuna kadar) Neyse çok mühim bir durum değil.
Gene neyse, o uyku düzensizliğinden dolayı gece 2'de uyuyup, sabahın 5 buçuğunda uyandım. Uyumaya çalıştım, olmuyor, uyuyamıyorum. Napayım, napayım derken e bari kahvaltı yapıp, çıkıp azcık yürüyeyim diye düşündüm, ne güzel düşünmüşüm. Kahvaltıyı yaparken imkansızı başarıp, kolumu kettleda yakmayı becerdim, sonra kolumu kapıya, bacağımı masaya şeklinde bir çok darbeyle kendime zarar verdim. Sanki beynime bir böcek girmiş, bütün kontrolü eline almış, fiziksel darbelerle nihanı yok etmeye çalışıyor, sabahın köründe uyanmamdan anlamam lazımdı artık kontrolün bende olmadığını. Çıktım yürüyüş yapmaya, ayak zaten yara bir önceki günden, ben o halde, aynı ayakkabıyla baya bir yürüdüm bir saate yakın. Allahım ne malsın nihan ya. Sonra geldim eve, ilginç bir şekilde hiçbir şey hissetmiyorum, öyle de dincim, yürüyüş ne güzel bir şeymiş ki diye de düşünüyorum, orman gene gözümü kör etti. Evde biraz takıldıktan sonra saat 12'deki derse gitmek için Lane ile çıktık sınıfı arıyoruz, hava da hiç olmadığı kadar sıcak bir şeyler yanlış bu günde. Yürüdükçe canım yanıyor, Lane yavaşla, yürüyemiyorum, kolumu yaktım, ayağım yara, noluyor vücuduma ölecek miyim, bugün bir hastaneye uğrayacağım bence şeklinde her zamanki gibi her şeyi alaya alıyorum. (Kendini gerçekleştiren kehanet - az sonra) Derken geldik sınıfa, sınıf kocaman, dersi çok kişi aldığından hatta en yoğun derslerden algoritma analizi. Exit yazan kapının tam dibinde bir koltuk var, koltukla göz göze geldim, burası senin yerin nihan diyerek evren olacaklara engel olmak için ilk işaretini gönderdi. Ama Lane gitti en ortaya oturdu çıkışın imkansız olduğu yere. Neyse dedim ders zaten 75dk çıkacak bir durum oluşmaz, bilemedim. Ders sıkıcı, adam çok yaşlı, bir şeyi söylemeden önce on dk susuyor, istiyorum dinlemek ama hatta zorluyorum kendimi ama o sustuğu anda ben kopuyorum, çok zorladım galiba. Derken ilk 45dk'yı geçirdim. Sonra yavaş yavaş kendimi halsiz hissetmeye başladım, benim kan basıncım normalde düşük olduğundan, azıcık daha düşse hemen gidiyorum ama öyle hep olan bir durum değil, toplasan ömrüm de altı kere olmuştur, iş yerindeki toplantılarda bile, o gereksiz, o saçma, o upuzun toplantılarda bile olmadı.O kan basıncındaki azalmayı hissediyorum ama çıksam çıkamayacağım gittim oturdum mal gibi ortaya, beyne giden kan miktarı, dolayısıyla oksijen miktarı giderek azalıyor, neyse daha yirmi dk var ama dayanabilirim, öyle sanıyorum, az su içeyim, yok su da işe yaramadı, o kritik noktaya doğru ilerliyorum, beyne ulaşan kan miktarı giderek daha da azalmakta. Artık ayağa kalkıp sınıfı terk etme aşamasını da geçtim, ilk başta yapacaktım onu, artık çok geç ayağa kalktığım anda yerdeyim, oturmak daha güvenli. Daha önce de böyle olmuştu saniyelik bir göz kararmasıyla atlatmıştım, gene dayanabilirim, başladım kendimi gaza getirmeye, esra gibi, hayır nihan, bayılmayacaksın, hayır, hayır bayılmayacaksın, dersin ortasında bayılırsan ağzını burnunu kırarım. O son cümle çok ağır gelmiş olacak, sonrasını hatırlamıyorum kendimi birden bir çiftlikte buldum, rüzgarım yanımda, sokakta çocuklar oynuyorlar (rüya görmeye oksijen var, yıkılmadan ayakta durmaya yok, ne bilinçaltıymış arkadaş), arkadan Lane'in sesi geliyor, sonra Lane'in sesi giderek netleşiyor, "she fainted, she fainted" diye bağırıyor kızcağız, Lane'in eline yapışmışım, "are you okay, she is conscious now, are you okay" kızın eline nasıl yapışmışım, tek düşündüğüm kızın elini bırakmak ama hala beyin işlevlerini yerine getiremiyor, elim beni dinlemiyor, hala kızın eline yapışmışım, desteğe ihtiyacım var galiba. Yavaş yavaş kafamda ki acıyı hissetmeye başlıyorum, bir yere vurmuş olmalıyım, birileri health center diyor.
Neyse çok dramatikleştirdim olayı, uykusuzluktan ve yorgunluktan ders de bayıldım, kafayı yere geçirdim, o yani, herkesin başına gelebilir, olur böyle şeyler, değil mi?!?! Kalktım ayağa, gerçi biraz zaman aldı o, halbuki zamanında bayılıp, gözümü açıp anında ayağa kalkıp, anne iyi misin diye annemi kontrol ettiğimi hatırlarım, niyeyse bu sefer yavaş işledi süreç, anında "şaka yaptım" diye kalkacaktım aslında, yapamadım ya lan. Neyse "I can take her to the health center" diye birinin bağırdığını duydum, sonra profesör sordu "do you know her" diye, yes dedi çocuk. Hayır beni tanımıyorsun, ben de seni tanımıyorum. Gerçi sonradan hatırladım çocukla sadece merhaba şeklinde bir tanışmamız var, üç dört dersi birlikte aldık ama hiç konuşmadık, adını hatırlamayı geç adını söyledi mi onu bile hatırlamıyorum. Ne iyi çocukmuş, ben ona dair hiçbir şey hatırlamıyorum, o beni sağlık merkezine götürmeye kalktı, utandım ya kendimden.
Neyse defteri kalemi masada bırakıp çıktım dışarı, yürüyecek halde değilim, oturmak istiyorum daha doğrusu yatmak istiyorum bir yere, gittim oturdum köşeye, çocuk dedi health centera gidelim, hiç birşey diyemedim, gitmek istemiyorum health center'a, bişeyim yok biliyorum, ama o kadar bilinçsiz bir haldeyim ki, gel seni şuradaki uçağa bindirip türkiyeye yollayalım deseler, olur deyip sorgulamadan binip gideceğim. Çocuğa boş boş bakmış olacağım ki, do you wanna sit a bit? okay. İşte nabzına bakayım mı demiş, ben anlamadım, ne dedin dedim, işte bişey dersi mi ne aldım sağlıkla ilgili, can I touch you to nabzına bakmak diyormuş. Ben sandım bilekten bakacak, itiraz edecek halim yok zaten, uzattım elimi, boyundan bakacakmış, sanki öldüm nabız var mı diye boyundan kontrol ediyor, hay senin aldığın derse. I don't feel anything, lets go to the hospital deyince ben dedim, öldüm kesin niye koşuyoruz hastaneye, bırak beni şuraya her yer toprak zaten, ben kendi kendime bakteriler yardımıyla amino asitlerime ayrılırım zaten. Neyse bayılmış adam yürütülür mü, yürüye yürüye hastaneye gittim, hastanedekiler durumu duyunca sen otur kalkma ben hemşireyi çağırıyorum dediler. Nasıl mutlu oldum, ne güzel, ne kadar ilgililer diye. Sen git dedim çocuğa, Çocukta bana telefonunu ver, telefonumu al işin bitince ara beni ben gelip seni alacağım falan diye baya ilgilendi sağolsun. Ben olsam yazık bayılmış der, sonrasıyla da ilgilenmezdim. Ama ben çocuğun adını hala bilmiyorum, hastane diye kaydettim ya telefona.
Hastanede bekliyorum, hemşire gelecek diye, eline formu alan geliyor, bir şu formu doldur, bir de şu formu, gel bide bilgisayara şunu gir. Ya arkadaş ben daha bayılalı 10 dk olmamış, o kadar formu nasıl doldurayım. Bayıldım acil müdahaleye ihtiyacım var, dayım kanser mi, teyzem kalp hastası mı, geçmiş hastalıklarım içinde akne var mı bunları içeren formumu doldurmam gerekiyor. Bir müdahale et ondan sonra doldurayım. Gerçi o formları gördüğüm noktada bilincim tamamen yerine geldi, sadece kafam acıyor ama bu da size sövme işini daha kolaylaştırıyor. Neyse 3 tane şeyi doldurduktan sonra birisi yanına çağırdı, benle geyik yapıyor, müzik departmanında da bir türk var, ee varsa var banane, ben eve gitmek istiyorum. Suratsız hemşirenin kıymetini bilin. Sonra gittik o kadar geyiğin arkasından başka hemşire geldi, kilomu ölçüyor, boyumu ölçüyor. Napıyorsunuz siz ya, bayılan adamın ilk tansiyonu ölçülür, sonra serum verilip evine yollanır, bayılmayla boyun bir alakası yok. En son aşama ölçtü tansiyonu, sen bekle doktor gelecek. İyi oldu onu da bekleyeyim. Doktor geldi sonra, allahım nasıl şeker bir şey kadın, nasıl ilgileniyor, sende dedi good low blood presure var (ee ben ne diyorum sabahtan beri), bende de var o, misal yolda bir çiçek göreyim, koklamak için eğileyim hemen gözlerim kararır ani hareketten diye bütün olayı bilimsel olarak açıkladı, bir taraftan da soruyor biyoloji okumuyorsun değil mi, biliyorsundur bunları (biyoloji mi, burada doktorlar biyoloji departmanından mı çıkıyor?!?!?) sıkmayayım seni. Yok bilmiyorum ben ne bilirim computer engineerim dedim, halbuki de biliyorum hepsini, sadece anlatmanı istedim, çok sevdim ben seni. Nerelisin, falandı filandı, sen şimdi geographic orphansın(başka bir yerde yaşayan, ailesinden uzaklara böyle diyorlarmış), sakın kendini sıkma, bir derdin sıkıntın olursa bana gel, konuşacak birine ihtiyacın olursa gel, sakın çekinme, diye beni bir sevdi. Muayene 2 dk, muhabbet 20 dk sürdü. Sırf senle tanışmak için bile bayılabilirmişim, sevgiye mi ihtiyacım var ne.
Neyse emin olmak için birde kan şekeri ve troidine de bakalım, deyip beni laboratuvara yolladı. Dur yalnız yürüyemezsin diye peşime hemşireyi de taktı. Bir formda orada doldurmak suretiyle beklemeye başladım, iki dk sonra kan alma koltuğuna oturdum. Hemşire daha çocuk, kesin 19-20'dir. Benim damarlar zaten problemli, kendi kanımı görünce de bayılırım, sardı mı beni bir korku. (nasıl bir psikolojiyse artık, başkası karşımda kanlar içinde yatsa bişeycik olmaz, kendi bir damla kanımı görünce bayılıyorum) Dedim ben bayıldım diye buraya geldim, kan görünce de bayılıyorum, kızda panik oldu. Önce parmaktan şeker için aldı kanımı, nasıl saklıyor kanı görmeyeyim diye, tüpü peçeteye falan sardı. Kolay kısmı atlattık, şimdi koldan alacağız. Kola geçince, o delik deşik etmeden ben uyarayım dedim, benim kolda damar bulamıyorlar, hiç zorlama istersen elimin üstünden alıver. Dur bir ben bakayım diye bir şansını denemesiyle oh my god, you have got no veins demesi bir oldu büyük bir şaşkınlıkla. Nasıl ya, nabzım yok, damarım yok, öldüm mü, vampir miyim ben lan. Allahım kafam da nasıl ağrıyor. Neyse iğneyle zorlamadı en azından diye sevinirken, önce sol elimi denedi, iğne içindeyken bastırıyor üstünden, bakmıyorum ama biliyorum kan gelmiyor, damla damla doldurmuyor tüpü, hep oluyor bu durum. Ama zorladığı için şişti orası, elimin üstünde 2 cm yüksekliğinde bir şişlik var şu anda ve acıyor. Bu seferde sağ elimi denedi ve mutlu son, şimdiye kadar ki en az delikle tamamladığım kan verme işlemi oldu, zamanında altı delikle çıktığımı bilirim hastaneden. O sebeple dedim, thank you, i didnt feel anything, mutlu oldu, küçük ya sevinsin.
Sonra tekrar çıktım doktorumun yanına, sonuçlar için. Beni muayene odasına aldılar, bekle doktorun başka hastası var diye, baya bir bekledim. Beklerken de kendimi çok hasta, yapayalnız, kimsesiz hissettim. Hastane önüne terk edilmiş bir yaşlı gibi hissettim. Hastane önünde incir ağacı, anam ağacı... Yok la abarttım öyle birşey hissetmedim, ama şimdi annem olaydı yanımda demedim değil, bir tek annem olaydı. Neyse Lane mesaj atmış gelip alıyım diye, ama istemez ben kendi ayaklarım üzerinde durabilirim, yürüyerek eve gittim bu kadar karmaşanın ardından. Çok yoruldum biraz ama başka bir sorunum yok. Allahım kafam çok acıyor. Ve sadece kendime kızıyorum, bunun olması için gerekli her şeyi, büyük bir itinayla ben yerine getirmişim.
Ve son olarak, allahım bir daha dna geyiği yapmayacağım, dediklerimin hepsini geri alıyorum, biraz kan basıncımda problem var ama olsun yani çok güzel dnalarım, çok güzel sıralamışsın iplikleri falan, ama hemen çarpman mı gerekiyordu ya, kafam hala acıyor.
P.S. Doktor ertesi gün mesaj atmış, nasılsın bugün diye. Nasıl sevimli bir kadınsın sen öyle.
ayy kıyamam, çok dikkat et :s ben de suatı anlamaya çalışınca oynuyodu tansiyonum.. şaşkınlıkla okudum, panik oldum, iyi ki annene anlatmamşıssın, çıldırırdı yazık.. ordaki hoca da üstüne alınmamıştır umarım :D
YanıtlaSilNihanım ya, böyle bi dumur oldum, bu kadar yıl arkadaşız ben nie bilmiom sende good low blood presure olduğunu yani bilmem gerekmez mi, kötü oldum bi an. Hayır bunun bir çözümü yok mudur yani, ne bilim bu sefer yanında birileri varmış, Allah korusun ya ormandayken bayılsaydın ne olacaktı bir başına. Ya öyle çok uzaklaşma yürüme, bak gene başladım anne nasihatlarına ama endişelendim yani. Geçmiş olsun dikkat et kendine de. Bu arada çocuğun adını öğren :D
YanıtlaSilSağolun da öyle mühim bir durum değil, panik olmayın, oksijen miktarının az olduğu yerlerde oluyor, açık havada bişey olmaz yani gönülüm merak etme, aysunum hoca üstüne alınmış olabilir çünkü herkes aynı geyiği yapıyor derse dayanamadığımı düşündüler, hatta başka bir doktor bakmadan önce bende anksiyete olduğunu düşündü.
YanıtlaSil