Günlerden de pazar olunca, öyle sakin bir nokta bulmak ne mümkün, insanlar denize giriyor, sokağın bir köşesini tutmuşlar müzik çalıyor ve insanlar sokağın ortasında dans ediyor. Fotoğraf çekecem çekemedim niye bilmiyorum ama ne çekiyorsun beni deyip birinin elimden fotoğraf makinesini alıp, yere atacağını falan düşündüm korktum. Neyse biraz ilerisi sakindir, oraya bakayım diye ilerledim ama bu boardwalk dedikleri yere gelmişim. 1907'de kurulmuş (1907de doğdu aşkımız, sarı lacivert renkleri oldu aşkımız...), kaliforniyanın en eski amusment parkıymış. Bildiğin lunapark işte. Haydaa curcunanın içine düştük mü. Yürüyorum, yürüyorum bitmiyor, sakin bir nokta bulamadan sahili bitirdim. (Sakin nokta için kuzeye gitmek lazımmış, öğrendim sonunda)
| Turist gibi bir ben elimde foto makinesi utandım çok çekemedim niyeyse, o yüzden kötü bunlar ama idare edin |
Neyse işte, zaman geçtikçe daha bilinçli (bilinç mi) şekilde etrafa dikkat etmeye başladım galiba orjinal tipler ve olaylar sadece benim başıma geliyor olabilir, misal yolda bir sürü insan (evet artık bir sürü var okul açıldı ya) var ama herkes benle konuşuyor. Özellikle cevşene taktılar, üçüncü iltifatımı aldım kolyen ne güzelmiş diye. Up çizgifilmdeki amcanın aynısı (abartmıyorum valla aynısı) bile kolyeme laf attı, acaba kıyafetlerden mi oluyor diye düşünmeye başladım bu cevşen olayından sonra, bütün kıyafetlerim türkiyeden sipariş edecem eğer sebep oysa, bir saçım bir de kıyafetler acayip ilgi odağı oldum ya lan, polisler hariç (hüsnü talil yaptım, ukalalığımdan değil ha) Ya o değil de burada sokakta, yere bir bez serip, hippiler takı makı satıyorlar, siz bana ordan 20 tane cevşen alıp yollasanıza bende yere bir bez serer satarım, tanesi 30 dolardan acayip köşe olurum. Hep dua var içinde, sevaba girerim.
Bu sokak da laf atma olayından dolayı artık selebiriti olduğumu düşünmeye başlayacağım. Bana doğruyu söyleyin ben şu anda ankarada bir akıl hastanesindeyim ve bunların hepsi benim hayal gücüm ve manyaklığımın eseri. O psikopat iş yerinde en sonunda kafayı yedim dimi, saklamayın şu hastanedesin deyin ya, bunlar gerçek oluyor olamaz. Ben ömrümde bu kadar iltifat duymadım, kendimi bilmesem gerçek sanacağım. Bu nedir arkadaş, hi miss, how is your day, you have really nice hair, i love your hair, hadi lan lovemış, hangi ara elektrik aldın saçımdan. Bir de saçı görsen ömrümün hiç bir döneminde olmadığı kadar garip bir halde. Niye oluyor bu çözemedim ama banyodan çıkınca her şey normal, ama ertesi gün hepsi ayakta, hepsi elektriklenmiş, toplayınca bile tepemde antenler. Ben bu saçlarla nşa'da en kötü ihtimal beş gün yıkanmadan idare ederdim ya ama burada her gün yıkamak zorundayım, tropik adaya düşmüş monika gibiyim. Lan kafa mı buluyorlar yoksa benimlen.
Geçen de bir grup genç yolda yürürken bişeyler dedi, ben anlamadım önce, üstüme de alınmadım, onun üzerine hey dont be shy diye gene bişeyler dediler ellerinde kağıt vardı broşür mü dağıtıyorlardı, ne çok da merak ettim, başta umursamadan geçip gidince geri de dönemedim, çok merak ettim neyden bahsediyorlardı acep. Hiç üstüme alınmıyorum ki bunlar böyle yapınca, gözümün içine bakarak iletişime geçmeniz lazım ki ben benimle konuştuğunuzu anlayayım o sarışın sörfçünün yaptığı gibi gözümün içine bakarak gülün ki, ben burnumda sümük mü var, niye güldü şimdi bu bana diye elimi burnuma götüreyim. Bir şey de yokmuş halbuki neyse zaten çirkin isveç sarısıydı. Kesin bir anormallik var, ya tipimde, çok mu suratsız geziyorum beni neşelendirmeye çalışıyorlar, ya da çok mu şaşkın bir surat ifadem var alay ediyorlar anlamadım.
Ha bir de tespitim var burada herkes kendi tipine benzeyenle, kendi ırkıyla takılıyor. Çinlisi çinlisiyle, japonu japonuyla (evet artık çinliyle japonu ayırabiliyorum, çinlinin yakışıklısına japon deniyor), sarışını sarışınla, zencisi zenciyle,türkü türkle, kızılderilisi kızılderiliyle ( valla da kızılderili gördüm, önce kız sandım, hatta gönül sandım, aynı gönülüm gibi upuzun kapkara saçları vardı, sonra yüzünü kaldırınca gene gönül sandım, sonra görüntü netleşince anladım ki gönül değilmiş, erkekmiş, heryerde sizi mi görmeye başladım ne. Nereden mi anladım kızılderili olduğunu, çünkü bir tek onların böyle upuzun simsiyah, dümdüz saçları var. Ha bir de gönülümün var, bu durumda gönül yoksa?!?!) Bir tek hintlisi, hintlisiyle takılmıyor, çünkü yeterli sayıda hintli yok, çok azlar ya lan, ortada hintli yokken ben nereden bulacam şimdi sarışın hintli.
Son olarak bana çok orjinal gelen, markette çiçek satıyor bunlar, market dediysem bim yani, çeşit çeşit çiçekler bir de ucuzlar 10 tane lale misal dört dolar. Hele birde pumpkin tree diye sattıkları bal kapakları var ki resimde de göreceğiniz üzere, allahım evin her tarafını bal kabağı doldurmamak için kendimi zor tutuyorum. Bir araba alabilirsem eğer, gidip bir vazo alacağım, bir vazo alabilirsem eğer sürekli gidip alacağım canlı canlı çiçekler, filmlerdeki gibi ...

Ahh evet sonunda açıklamanın zamanı gelmişti benim soyum Nakota kabilesine dayanıyor, anlaşılmaya başladı diye gidip saçımı da kestirdimdi ama insanın özü kendini belli ediyor :D Hayır o değilde ben bunları domates sandım ya buna ne diyon:D
YanıtlaSilNakota mı, japon kabilesi mi o :D Nerden bilecen gönülüm onların domates olmadığını, bende ilk gördüğümde anlayamadımdı :)
YanıtlaSil