Bugün için üzülerek belirtmek zorundayım ki beş yıllık plan tam bir fiyaskoyla sonuçlanmıştır. Gerçekleştirmemi istediğiniz bütün hayaller, ikinci bir çağrıya kadar ertelenmiştir. Herkes işinin gücünün başına dönsün.

28 Eylül 2012 Cuma

The Master

Joaquinin daha önce hiç bir filmini sinemada izlemediğimden dolayı,the master'ın gösterim tarihinin  22 Eylül'e denk gelmesiyle, amerikadaki ilk sinema deneyimimi joaquinimle yaşamalıyım deyip kendimi sinema salonuna attım. İlk olarak sinema salonu bizdeki gibi değildi hiç, sinemanın üstünde kırmızı perde, sağda ve solda iki tane heykel, üst tarafa ne diyorlarsa o şeye işte balkon gibi özel bir bölme, işte tiyatro sahnesi gibi dizayn edilmiş, değişik bir ortam ve koltuk numarası olmadığından istediğin yere oturabiliyorsun. Ama sinemanın çok büyük bir eksikliği koltuklar yukarı doğru yükselecek şekilde yerleştirilmediğinden önüne birinin oturması durumunda kapsama alanında büyük bir düşüş yaşanma tehlikesiyle karşı karşıyasın. Bilmiyorum ama bizim sistem bana daha güzel geldi. Gerçi sanki film ses ve görüntü kalitesi burada daha iyi gibiydi ama emin olamadım.



Sonra sinema un kurabiyesi gibi kokuyor, margarin içeren hamur işlerinde olan o koku bütün sinemayı kaplamış durumdaydı. Ben ilk önce kurabiye falan satıyorlar sanaraktan, gideyim alayım dedim ama sıradayken farkettim ki o kurabiye kokusu değil, mısır kokusuymuş çünkü mısırı terayağ ile yapıyorlarmış, istersen üstüne ekstra da terayağı koyuyorlarmış. Yok dedim kurabiye mi yiyoz, mısır mı, ben mısırımı sade severim koyma üstüne terayağı deyip aldım geçtim ama onuda terayağında yaptıklarından sürekli bir kurabiye kokusu geliyor. Başta hoşuma giden koku uzun süre solumamdan dolayı çok rahatsız edici oldu, burada özleyeceğim tek şeyin patlamış mısırlı sinema kokusu olduğu kesinleşti, ha bir de kfc, kentucky yok ya burda, buna ne diyon. 

Bir de tuvaletleri büyük sorun, kapısını o kadar küçük yapmışlar ki kapı sadece diz kapağınla göğsünün arasındaki bölgeyi kapatıyor, geri kalan yerler ortada, neyse allahtan kapanması gereken yerler kapanıyor diye düşünüyorsanız yanılıyorsunuz, kapının menteşe yerlerinde 1cm'lik bir boşluk var yani kapı duvara bitişik değil ve yandan baktığında o boşluktan içeriyi çok rahat görebiliyorsun. Öyle public tuvalette halka açık bir şekilde takılıyorsun ve bu sadece sinemaya özgü bir durum değil, havaalanıda dahil tüm ortak kullanım yerlerinde böyle. İnsanlar orada bir şeyler yapmasın diye bir mantık yürüterek mi dizayn etmişler bilmiyorum ama hiç kapı koymasalar da olurmuş. 


Neyse sinemaya geri dönüyorum, filmin izleyici grubunu 50 yaş ortalamasına sahip çiftler oluşturuyordu. Demek ki Joaquinim o yaş grubuna hitap ediyor bu ülkede, yani olur da görürsem şansım düşündüğümden biraz daha yüksek en azından diğer hayranlarından gencim. Gerçi filmde kendisi de 50 yaşında gözüküyordu o da ayrı bir vaka. 


Daha 38 yaşındayım
Filminde, ikinci dünya savaşında bir gemide görev yapan bir askerin, savaş sonrası normal yaşama uyum sağlamakta zorlanması, savaşın zaten normal olmayan Freddie(Joaquin)'in psikolojisinin bozması, alkol ve seks probleminin normal hayatta başına bela olması, daha sonra şans eseri bir tarikatın The Master dedikleri başkanına rastlamasıyla tarikata dahil olması ve Master tarafından iyileştirilmesi süreci işleniyor. Eğlenceli, rahatsız edici, değişik bir film. Oyunculuklar hakkında yorum yapmayacağım, Joaquinin oyunculuğuna yorum yapmak kimin haddine. İzlediğim en iyi film değildi. Ara vermediklerinden film devam ederken çıkmam gerektiğinden ve niyeyse sürekli çıkmam gerektiğinden filmi kopuk izledim. Joaquinin karakter gereği yarım dudağını kullanarak konuşması filmi anlamamda sorun çıkarmış olabilir, sonuçta alt yazı yoktu ve zaten kelimeleri normalde de çok net söyleyen bir insan değil, belki bir daha izlesem çok sevebilirim bilmiyorum ama kesinlikle indirip tekrar izleyeceğim. 

Daha gençken, çok gençken
Ama benim farkettiğim en ilginç nokta şu oldu. Joaquin uzun zamandır film çekmediğinden ben sadece resimlerini görüyordum. Bilen bilir o I'm still here rezaletinden sonra çok zayıflayıp, çok çökmüştü joaquin. Alkol sorunu olduğu medya da bahsedilse de, kesinlikle bir uyuşturucu sorunu yaşadığı aşıkar. Dış görünüşü herşeyi açıklıyor, resmen son bir kaç yılda 20 yaş birden yaşlandı, inanılmayacak derece de zayıfladı, bambaşka bir insana dönüştü. Resimlerde de bu görüntü bana hiç cazip gelmiyor, kendisini eskisi gibi sevmediğimi düşünüyordum. Filmde karakterinden dolayı iyice zayıflatıp, kambur bir duruş ve kıyafetler ile iyice çirkinleştirip, üstüne birde sempati duymanın imkansız olduğu bir karakteri izleyince Joaquinden iyice soğumam gerekiyordu. Ama öyle olmadı, niye öyle olmadı, olmadı işte. Gözler hala aynı gözler, aynı bakış, o ses gene aynı ses, gerçi dünyanın en güzel burnu diye düşündüğüm burnu düşmüş ama ( evet burnu düşmüş çok ilginç) izlerken ben onu hala eskisi gibi gördüm. Belki artık dünyanın en yakışıklı erkeği değil ama Joaquin işte. Hala eskisi gibi seviyorum uleen :) 

Sadece aradaki farkı anlamanız için, izleyin bu videoyu. (evet video çok saçma ve komik, biliyorum)



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder