Bugün için üzülerek belirtmek zorundayım ki beş yıllık plan tam bir fiyaskoyla sonuçlanmıştır. Gerçekleştirmemi istediğiniz bütün hayaller, ikinci bir çağrıya kadar ertelenmiştir. Herkes işinin gücünün başına dönsün.

18 Eylül 2012 Salı

Çok uzak yoldan geldim

Ankara-İstanbul:  Saat 9'da kalkacak uçağa yetişmek için sabahın sabahın altı buçuğunda kalktım. Havaalanında allahtan sıra yoktu hiç ayakta dikilecek halim yoktu, check-in'i yapıp valizleri verip beklemeye başladım. Sonra ordan bir anons yapılmasın mı istanbul uçağı kalkışa hazır diye, nasıl olur ya saat 9'da kalkacak o uçak, saat sekiz buçukta nasıl hazır olur aha dedim daha güvenlikten geçmedim uçağı kaçıracam o panikle bizimkilerle doğru düzgün vedalaşamadan (iyiki de öyle olmuş koyuverirdim kendimi) güvenlik kontrolüne girdim, etrafı da paniğe vermiş olacam ki herkes sizde mi istanbula gidiyorsunuz aa kaçtımı napacağız diye sormaya başladılar bir panikle herkes, hatta bazıları siz geçin bizim önümüze diye sırasını verdiler nasıl görünüyorsam artık dışardan, galiba farkında olmadan uçağım kaçıyor diye bağırmış olabilirim yoksa hepsi birden aha uçak kaçtı dediğimi nereden duymuş olabilirler ki. Neyse uçağın kaçtığı falanda yokmuş erken yolcu almaya başlamışlar, o boarding içinmiş anons ama uçak kalkışa hazır deyip, kapıya gelin diye ısrarla anons yapmak ne demek. Bir gittim saat 8:40'da uçağa herkes oturmuş, pilot bağırıyor son 3 yolcuyu getirin diye erken gidecek herhalde acelesi var. Neyse işte hiç rötar yapmadan hatta vaktinden erken kalktı uçak. Benim yerim tam acil çıkışın oradaydı, o yüzden önümde koltuk falan yoktu çok rahattı, ama kalkışlarda ve inişlerde hostesle yüz yüze, diz dize oturmak zorunda kaldım biraz. Neyse oturdum yerleştim koltuğa ne zaman ki uçak hareket etmeye başladı bende başladım ağlamaya, kendime hakim olamıyorum öyle böyle değil,herhalde günlerdir sıkmaktan kendimi, acısı o noktada çıktı, hostese baka baka ağladım. Hostes de acıdı herhalde peçeteler getiriyor, öyle sevecen konuşuyor utanmasam bir dondurma bir battaniye, bir de romantik komedi isteyecektim utandım.Ha birde yanımda bir turist vardı, yanından geçerken çocuğun bir tanıdığı, lucky you, pretty girl next to you dedi mutlu oldum kimse bana daha önce pretty girl dememişti :)
İstanbul-Los Angeles: İstanbula varınca ordan dış hatlara gitmek, pasaport kontrolüne girmek falan çok kolay oldu, zaten 2 saatlik bir ara vardı o saate rahat rahat yetiştim. Uçağa bineceğim nokta da bileti falan hazırladım ama bildiğin tekrardan pasaport kontrolü yapmasınlar mı. Valizinde ne var, sen mi hazırladın, biri sana bir şey verdi mi, tüm eşyalar sana mı ait diye böyle saçma soruları sıraladı. Bende hepsi evet, heee, şeklinde mimikler ve ünlemlerle cevap verdim, sonuçta altı üstü bir thy görevlisinin sana ne kıvamında.(Polis miydi yoksa lan onlar) Uyuz olmuş olacak bana mesela ne var içinde diye sordu, ne mi var?!!! kıyafet var dedim. DS formunu ver dedi bu seferde oo sende çok oldun o formu çantadan çıkaracam da sana verecem de diyemeden çıkardım verdim, tamam geç dedi bu sefer de başka bir görevli baktı pasaporta falan kalacağım adresi istedi. Sonra ordan sonra da başka bir görevli biletimi kontrol etti sordum sende istiyon mu pasaportu formu tüm uyuzluğumla niyeyse üstüme bir uyuzluk çöktü o gün benim, yok dedi güldü, iyi dedim artık uçakta hosteslere de gösteririm pasaportu kaldırmayım bari diyerekten uçağa gittim, Amerika da bile bu kadar kontrole maruz kalmayacağımın bilincinde olmadan.
Uçak gene acil çıkışta önümde kimse yok bol bir genişlik öyle tıklım tıkış gitmeyeceğim diye sevine sevine oturdum yerime.Cam kenarındayım ama cam yok, baya önde, yanımda değil ki napıyım ben öyle cam kenarını diye bütün moral gitmişken bi baktım ekran yok ki burada napacağım ben, o ekran ki camdan daha önemli, o ekran ki 14 saatlik yolculuğun yaşam pınarı, o ekran ki diye sağımı solumu kurcalarken yandakilerde panik oldular niye bizim ekranımız yok diye (ben ömrümde insanlar üzerinde o gün ki gibi bir etki yaratamadım, ben panik oluyorum herkes panik oluyor anlamadım ki) neyse buldum ekranı koltuğun yanına mekanizma yapmışlar ordan çekip çıkarmak gerekiyormuş. Ben rahatladım yanımdakiler de rahatladı hemde ne rahatlama yiyişmeye başladılar. Sevgililer mi, evliler mi yoksa tesadüfen yanyana düşüp ilk görüşte aşka mı vuruldular çözemedim ama adam rahat durmuyor allahtan kızda utanma duygusu kendini yok etmemiş, engel oldu adama da o durumdan da kurtuldum. Sonra zaten herkes camını kapattı etraf çok karanlık yanımda cam olsa da açamayacaktım o yüzden cam olmaması da sorun yaratmadı. Gittim sırt çantasını aldım ayağımın altına yerleştirdim kendi comfort sınıfımı oluşturdum yayıla yayıla oturdum,acıktıkça kalktım hosteslerin yanına kimseye bana yol ver dememe gerek kalmadan gittim, oturdum filmimi izledim. Önce wimpy kidi izledim, sonra avangersı izledim ki film gayet hoşuma gitti tek eksiği dublajlı olduğundan chris hemsworthümün  o aşık olduğum sesini duyamadım, sonra da flipped diye bir film izledim ki tavsiye ediyorum bulun izleyin bir yerden çok güzeldi. Geri kalan zamanında hangi filmi izlesem diye filmlerin ilk beş dksını izlemekle geçirdim ki hiç uyamadığımdan bu geri kalan zaman yedi saatlik bir zaman dilimini kapsıyor. Sonra abd uçuşlarında 2 tane form dağıtıyorlarmış uçakta, aptal hostes ben tuvaletteyken mi sandviç peşindeyken mi artık ne zaman dağıttı bilmiyorum bana vermemiş, inerken hani benim formum diye bir de ona şarlayaraktan burda da sinirimi bozacak bir insan buldum ya önümdeki maceralara bakıyorum diyerek uçağı terkettim. İndik LA havaalanına geldik pasaport kontrolüne bir geldim yok böyle bir sıra bir sürü gişe hepsinde de upuzun kuyruklar. Benim sonraki uçuşa 2 saat var kesin kaçıracağım diye düşünerekten girdim bir sıraya sonra uçuşta bana dağıtmadıkları formu bulup doldurdum doldururkende hiç birşey anlamadığımdan orda ki görevliye sordum sürekli allahım kadın bir kere suratını asmadı hepsine güzel güzel cevap verdi, hizmet anlayışı budur arkadaş, hostes abla örnek al (gerçi abla dedimde benden küçük olabilirsin kusura bakma) abd'ye girdik ama ben sanki hala türkiyedeyim, etrafımdaki herkes türkçe konuşuyor, anonslar türkçe yapılıyor. Türkler bana ingilizce birşeyler soruyor bende sizdenim niye dışladınız iki dk da diye trip atıyorum derken pasaport sırası bana geldi. Bir dökümana baktı  galiba diğer parmakları unuttu dört parmak izimi aldı çünkü diğer herkesin on parmağınında izini aldı, hiç birşey sormadan yolladı. Gittim valizimi aldım çünkü gümrük kontrolü abdye ilk giriş noktasından yapılıyormuş polislerin yanına gittim ne xray'e soktular ne bişey yaptılar sadece yiyecek var mı dediler yok deyince iyi geç deyip yolladılar. Buradan çıkan sonuç bir ülkeden çıkmak bir ülkeye girmekten daha zor oluyormuş. Ama benim uçağın kalkmasına bir saatten az kalmış ben daha o kalkacağı terminali bulacam elimde valizlerle oraya gidecem checkin yaptıracam oo diyerekten koşarak gitsem gidemiyorum sırt çantasıyla koşulmuyormuş. Montla sıç karikatürünü sırt çantasıyla koş olarak değiştirilmesini talep ediyorum gerçi sırt çantasıyla sıç da olabilir. Neyse işte sorayım dedim orda bir görevliye nereye gidecem diye o da acelenmi var deyip beni otobüse yönlendirdi. O valizleri otobüse çıkarıp indirmek dertlerin en büyüğü, kaldırdığı en ağır şey laptop olan ben için, hala kollarımda ağrılar mevcut. Meğersem gayette yakınmış o terminal yürüyerek gitsem daha az yorulurdum. Neyse geldim checkin yaptırmaya geç kaldığımdan sıra mıra kimse kalmamış hemen gittim dedim böyle böyle haa yetişir yapalım ama siz koşun dediler valizlerimi aldılar biletlerimi verdiler uçağa binmek için xrayden geçtim koşaraktan geldim uçağın kapısına. Ölüyorum sandım ya lan, nefes alamıyorum, kollarımı hissetmiyorum, bütün vucut susuzluktan sinyal veriyor o halde bindim uçağa,
LA-SF: uçakta su istedim kadın içine buz doldurmuş öyle verdi itiraz edecek gücüm kalmadığından birşey demedim, içsem hasta olacam biliyorum içemedim elimde suyla kalakaldım öyle. Allahtan hemen boşları almaya geldiler de geri verdim sularını yoksa uçuş boyunca elinde su tutup, susuzluktan ölseydim intahar ettiğimi sanacaktı tüm dünya. San Franciscoya inince ne göreyim valizler yok ortada ağladım ağlayacam o valizlerki ben onların hatırına ne badireler atlattım, içindekiler bir önemi yok sırf o LA'de çektiğim ızdırabın uğruna o valizler gelmeli, koybolmuş olamazlar, hayat bana bunu yapamaz, hayat beni neden yoruyorsun, madem çok günah beni neden üzüyorsun, üzmesene, üzme yazık bana çok uzun yoldan geldim, diyerekten gözlerim yaşlı gittim dedim böyle böyle dediler bana böyle böyle geç vermişsin valizini sonraki uçakla gelecek oh be dedim bekledim sonraki uçak geldi onda da yok hayat bana haksızlık yapılıyor, ben bunları haketmek için hiçbirşey yapmadım, otobüsü kaçırdığında arkasından bile koşmaya tenezzül etmeyip 1 saat bekleyen ben bu uçak kaçmasın diye elimde 2 valiz sırtımda sırt çantası koştum hayır nayır nolamaz ama tüm bunlar haksızlık, adaletin bu mu dünya derken gittim dedim şöyle şöyle onlar dedi şöyle şöyle sonraki uçak bacım git bekle, gittim bekledim ve anladım bir insan nasıl arabesk dinlemeye başlar. Neyse geldi allahtan bana haksızlık yapılmıyormuş. THE END

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder