Bugün için üzülerek belirtmek zorundayım ki beş yıllık plan tam bir fiyaskoyla sonuçlanmıştır. Gerçekleştirmemi istediğiniz bütün hayaller, ikinci bir çağrıya kadar ertelenmiştir. Herkes işinin gücünün başına dönsün.

22 Eylül 2012 Cumartesi

Falling in love with Santa Cruz -1

Eveet santa cruzdan ilk izlenimlerimi bildiriyorum. Kaldığım yurt engineering binasına ki kendisi okulum olur, kütüphanesine iki adım mesafede, tam önünde de bir durak, kapısının karşısında da laundry room var. Bu yüzden jeopolitik önemi yüksek bir yerde yaşıyorum diyebilirim. Ve doğal olarak bütün kampüs gibi apartmanda redwood dedikleri ağaçtan oluşan ormanın içinde. Ve bu redwood (türkçesi ne bilmiyorum) dedikleri ağaçlar dünyanın en büyük ağaç türlerindenmiş, hatta bazılarının içinden yol geçiyormuş ve boyları da inanılmaz uzun o sebeple odam güneş almıyor  ve ben bu şartlar altında evrim geçirip hallowen'a kalmadan ya kurtadama ya da vampire dönüşeceğimi sanıyorum. Ha birde burada dağ aslarının olduğu bir bölge varmış ki bu bölge de bizim evin az yukarısındaymış vakti gelince gidip ziyaret edeceğim kendilerini. Tabiki ormanın içinde yaşayınca hayvanlarla karşılaşmak kaçınılmaz. Geçen sabah çıktım yürüyüş yapayım diye (evet sabahları yürüyüş yapıyorum, hareket etmek için azıcık yeşile ihtiyacım varmış meğerse, yok la ondan değil ilk günlerin gazı bir ay sonra kılımı kıpırdatmam yer gök yeşil olmuş bana ne) birden karşıma bir geyik çıktı, kocamanda boynuzları var. Ben sandım vahşi hayvan ben yaklaştıkça korkar kaçar ama yok olduğu yerden gözümün içine bakıyor kıpırdamıyor bile, en sonunda ben korktum yolumu değiştirdim. Sonra efenim bir sürü de sincap var ama kuyruklu fare gibi gri sevimsiz şeyler bunlar. Bir de galiba engineering binasının orda yaşayan devasa bir karga var ki boyutunu anlamak için besili bir kediye kanat tak ortaya çıkan yaratık bu karganın kendisi oluyor. Ne zaman gitsem orada yaratık, dağ aslanından korkmam bu kargadan korktuğum kadar. Sonra ağaçkakanlar var, humming birds var, kara dullar var daddy long legs var (örümceğin adı oymuş), pelikanlar  var, deniz aslanları var, var da var. Şimdi ben böyle anlatınca gözünüz de bir ıssız dağbaşı canlanmış olabilir ki öyle ise çok yanılıyorsunuz sadece üniversitenin kampüsü ve arkasında kalan bölge bu şekilde. Şehir düz bir araziye kurulmuş, bir amerikan sahil şehri. Ama bir amerikan şehrinden bekleyeceğiniz şeyler misal avm yok,gerçi bir tane varmış öyle diyorlar, onun yerine çok garip şeyler satan, içinde rastalı saçlı, batik kıyafetli satıcıların olduğu küçük dükkanlar var. Bir çok makro benzeri mağazaları mevcut ama. Hatta bir tanesini keşfetmem çok ilginç oldu. Ben etrafta nereye gideceğimi bilmeden dolaşıyorum, acil ihtiyaçlar var alınması gereken ama market yok ortada bir yer var kocaman ama üstünde pharmacy yazıyor, lan ne devasa eczane yapmışlar diye düşünürken ben ordan birisi bağırarak benim olduğum bölgeye doğru gelmeye başladı. 20li yaşlarında kızıl bir erkek "My mother, that fucking bitch tortures me, my parents hates me, I am so unhappy, I wanna die" diye hem bağırıyor, hem yürüyor. Anaam mahallenin delisine çattık diye bir korkuyla kendimi pharmacy yazan yere atıverdim artık bir asprin alır çıkarım. Öyle bir yürüyorum ki sanki gerçekten asprin almam gerekiyor ve sokakta bağıran biri yokmuş gibi coolum. Bir girdim bildiğin market çıkmasın mı halbuki eczacı olup diplomalı bakkal mı olacam, amerikada marketlerde satış elemanı onlar geyiğini yapan bir insanım, bunu daha önceden düşünmem lazımdı. Haa adam bağırıyorsa bağırsın sen niye korktun diye içinizden geçirdiyseniz hemen onu da açıklayayım. Hacı sokakta adam yok, bir ben,bir kaç homeless (gerçi mahallenin hippileri de olabilir onlar arada ki farkı daha çözemedim) o kadar. Bir de bu amerikada insanlar yolda selam veriyorlarmış geyiğini burdakiler başka bir boyuta taşımışlar. Adamlar yolda seninle muhabbet ediyor.Hi how are you today? Sanki yesterdayım nasıldı biliyon da todayimi soruyon. Ne güzel bir gün değil mi, sabah biraz soğuktu ama şimdi çok iyi. Günün nasıl geçiyor. Kolyen çok güzelmiş, ne o anlamı var mı. (cevşen işte, nasıl çevireyim sana onu- yok onu demiyorum diğeri- haa o mu o hitit güneşi, hititler anadoluda yaşamış eski bir uygarlıktır, bu da o uygarlığa ait bir sembol, bir dönemde ankaranın, ki ankara türkiyenin başkenti olur istanbul değil, sembolü olmuştur, sıhıyede bulunan..... diye ben anlatırken kadın kaçmış, yok tabiki bir thank you deyip her zaman yaptığım gibi bilmiyorum kelimesiyle olayı geçiştirdim.)Bunlar böyle bana laf attıkça ben dönüp arkama bakıp, bana mı diyo ki lan, yok ya kesin arkamda biri var tanıdığı onla konuşuyor şeklinde mal mal sağımda  solumda insan ararken buluyorum kendimi. Şimdi şehrin normal insanları bunu yaparken, böyle bir tipin gelip senle konuşma ihtimali ne kadar yüksek siz düşünün. Marketlerindeki kasiyerler de ayrı bir ilginç, iki şey aldım çıkacam sen niye kırk yıllık müşterinmişim gibi yüzünde kocaman bir gülümse benle muhabbete giriyorsun, bu ne samimiyet, bu ne mutluluk biraz seviyeyi koruyun ya. Elimde bir sürü şey sepet almayı akıl edememişim her zamanki gibi, geziyorum arkadan bir ses, yardıma ihtiyacınız var mı, verin ben onları bir arabaya koyayım (ağızlar kulaklarda gene yok böyle bir gülümseme) Olur dedim taa marketin öbür ucundan arabayı kaptı geldi (bunun türkiyede olma olasılığı?) başka bir şeye ihtiyacınız varmı, la bi git başımdan çevreden soyutlanıp, etraftaki insanları düşünce gücüyle görünmez hale getirip kendi özel boyutumda ağız tadıyla kendi kendime dolaşacam, ben öyle alışveriş yaparken ekmek neyi almıyorum ki, elimde sepetim ormanda yaban mersini, çiçek topluyorum, tavşanlara selam veriyorum, kütüklerin üstünden hoplaya zıplaya geçiyorum, kendi dünyamda kendi gerçekliğim de takılıyorum (anneem ne pis bir iç dünyan varmış)  bu kadar da insan rahatsız edilmez ki, gerçi yurt arkadaşım he liked you şeklinde bir imada bulundu ama, o kadar da zevksizler işte. Yaa ne güzel işte dediğinizi duyar gibiyim ama bunlar hep böyle olunca eyalette ki en suratsız insan ben oldum ya lan, hem asosyalliğim, hem hayal dünyam tehlikede. To be continued...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder