Bugün için üzülerek belirtmek zorundayım ki beş yıllık plan tam bir fiyaskoyla sonuçlanmıştır. Gerçekleştirmemi istediğiniz bütün hayaller, ikinci bir çağrıya kadar ertelenmiştir. Herkes işinin gücünün başına dönsün.

25 Eylül 2012 Salı

Falling in love with Santa Cruz - 2 (havada ot kokusu var)

Efendim söylentiye göre amerikaya girişte insanları etkileyen ilk şey şehrin kötü kokusu oluyormuş ve zamanla alışılınıyormuş. Yalaaan, yok öyle kötü koku falan,  Ben o kokunun ne olduğunu tahmin edebiliyorum çünkü aynı şeyi ispanyada yaşadım ve başlarda çok rahatsız oldum ama burda öyle bir şey yok, ne LA havaalanında, ne San Francisco havaalanında duymadım o kokuyu. Santa Cruzda durum biraz daha değişik evet şehirde bir koku var ama kötü değil çok güzel kokuyor ya la şehir. Kampüsde orman kokusu, şehirde okyanus ve çiçek kokusu (çok romantik oldu, çok sevdim ki ben burayı o yüzden gene mi kendi hayal dünyamda yaşıyorum yoksa) Bazı lokantaların önünden geçerken sadece yemek kokusu geliyor o kadar da olsun artık. İklimi ise ayrı bir artısı buranın, hava sürekli ankaranın eylülü gibi yani ankaranın güneşli eylül günlerinde ki gibi, sabahları ve akşamları bir hırkayla idare edilecek kadar ılık, öğlenleri gayet sıcak gez tshirtle ve tüm yıl böyle oluyormuş. Gerçi kampüs ormanın içinde olduğundan sabahları biraz soğuk oluyor ve genel olarak merkeze göre bir kaç derece daha soğuk. 

Ben meksika pembe dizileri izlerken aklıma hep aynı soru takılırdı, bu nasıl iş birisi kalın montla boğazlı kazakla geziyor(pembe dizi erkeği), birisi bir sutyen bir shortla (pembe dizi dişisi) geziyor, mahsus mu soyuyorlar ki diye sorardım kendi kendime. Ve bu sorunun da cevabını burada aldım hava sürekli bahar olunca (bkz.nisanda mont, eylülde tshirt) ne giysen oluyor, ruh haline, iç ısıtmana göre ya kazakla gez, ya kolsuzla öyle de bir havası var işte.  Bir de sis  durumu oluşuyor akşam ve sabahları, sanki korku filminden bir sahne her yer, çok güzel burası ya. 

Amma geçen akşam dışardaydım, bilinçsizce dolaşırken birden güneş batmaya başladı buna paralel olarak hava da soğumaya, neyse hafif soğuk olur bişeycik olmaz diye rahatça üstümde kısakollu dolaşıyorum. Hem herkesin üstünde hırka var ama şortla dolaşıyorlar (şort dediysek öyle diz üstü değil, bikini kısaca) onlar üşümüyorsa ben neden üşüyeyim. Hacııı güneşin gitmesiyle mevsim kışa dönmesin mi, durakda otobüs de gelmiyor, ben en son bu kadar yıl 2008 aralık ayı, sıhhıye de akşam otobüs bekliyorum, aha işte o yıl üşümüştüm. Durak da bir sürü insan, bekleyip bekleyip itişe kakışa otobüse daldık, lan napıyosunuz siz, dört yıl boyunca sıhhıyede o belediye otobüsüne binerken bile bu kadar itilmemiştim (her nedense sıhıyede otobüs geldiği noktada herkes bana yol verip ardımda sıraya girerdi, korkutucu bir etkim var türk insanı üzerinde galiba ama bunlara sökmedi), bir düşsem ezilip kanalizasyon deliğine sığacak şekilde kompakt hale gelip o deliklerden düşüp, kendimi okyanus sularında bulacam o derece.  Şöfer arkada boşluk, arkayı dolduralım, arka sıra ilerle diye bile bağırdı ya bide buna ne diyon. Allahım bu bir kabus olmalı. 

Dönem başladı ya her yerde bir ergen, halbuki bir iki gün öncesinde herşey ne güzeldi. Bir otobüs dolusu ergen ve susmuyorlar, hepsi bir ağızdan ince sesleriyle bıcır bıcır bıcır allahım kafam kendini infilak edecek sandım.Bütün okul hayatını ortaokuldan başlamak üzere toplu taşımada geçiren ben, hiç böyle bir sese maruz kalmamıştım. Bizde herkes susar oturur, olur da yaşlı binerse diye camdan dışarı bakılır uyku numarası yapılır, azcık medeniyet öğrenin teenage turtlelar. Ama gene tek suratsız benim ya (yanlış anlaşılmasın mutsuzluktan değil genel yapımdan yani yoksa çok gülüyorum halinize, hergün bir ilginçlik) otobüsde herkesde bir neşe, otobüs şoförü bağırıyor "üç aydır böyle dolmamıştı otobüsüm, sizi çok özledim gençler", sonra şöfer başladı bohemian rapsody söylemeye, bütün otobüs ona katıldı, (öyle de bir durumları var şoför istediği şekilde müzik dinleyebiliyor otobüslerde son ses, geçen birisi jazz dinliyordu misal de şarkı söylemek ne) birisi iphonenundan gayda müziği açtı anthony, anthony sen mi geldin diye bağıracaktım az daha,vataşiva candy. İşte öyle bir ses çümbüşü, sanki milyonlarca sineği ufacık bir kavanoza koymuşsun, kavanoza teker takmışsın A noktasından B noktasına götürüyorsun, öyle bir durum işte. Ama eğlenemedim ben sizin kadar gençler bu yolculukta hem yaşlıyım, hem insan sevmiyorum hatta yaşlılıktan değil ben insan hiç sevmiyorum ki, araba şart, o kadar yolu tekrar otobüs işkencesi çekeyim diye mi geldim laaan ben.

O kadar insanla yolculuk yapınca insanları gözlemlemeden olmuyor, allahım hepsini özenmiş de yaratmış, bir meksikalıları bide beni baştan savmış. Nasıl güzeller, nasıl fitler yok öyle abdde obezlik sorunu, o sorun da bir ben de bir de meksikalılar da var. Sabah akşam bisiklet sürünce böyle oluyor galiba (evet heryere bisikletle gidiyorlar ve otobüslerin önünde bisiklet koymak için bir yer bile var) Ama erkekleri bişeye benzemiyor, hepsi kıvanç tatlıtuğun ilk yıllarındaki hali, sivilceli cılız tipler (hala ergen oldukları için olabilir mi)

Bir başka garip nokta şu, söylentiye göre herkes burada otçuymuş, kafa iyi dolaşıyormuş ki bence çok mümkün. Hatta ben o derece çok kullanıldığı için havada bir marijuana bulutunun oluştuğunu, bu şehirde yaşayan herkesi etkilediğini düşünüyorum (başka türlü açıklayamıyorum bu rahatlıklarını, neşelerini) Ve hatta bende etkilendim galiba, okulun ilk günü quiz olacak geçemezsem o dersi alamayacağım, bilgisayara dair hiç birşey anımsamıyorum ama ben o kadar rahatım ki, aman geçmesem nolur, herşey ne kadar güzel,dünyayı kucaklayalım. Geçen ayak başparmağıma bakıp sanki ilk defa görüyormuşum gibi ne kadar büyük, aynı el başparmağım gibi ama çok farklı diye uzunca bir süre düşünürken buldum kendimi, I'm just like Leo but this is not 70's show. Everything is coool man, whatever duuuude.

P.S. Fotoğraf makinesi aldığım anda resimde ekleyeceğim ki, bunların hepsini gölbaşındaki hayal dünyamdan bildirmediğime inanasınız :)

3 yorum:

  1. ya valla ölüyorum burda gülmekten her bir postta sis,demin kanepeden bağdaş kurmuş halde yuvarlanmak üzereydim hatta zor tutundum:d bir de yazının tam ortasında insanın aklına konuveren düşünceyi de son da söylemişsin:p bir an böyle yoo nassı yani bu bildiğin çizgi film be diyor insan kendi kendine, o sebeple evet, resim koy:)

    YanıtlaSil
  2. Daha dur sis, ne maceralarım var çok ilginç bunların hepsi amerikalıların kendileri bile şaşırıyor yerli halka, devamını bekleyin

    YanıtlaSil
  3. Taa oralardan bizi güldürmeyi başarıyosun.. Oradaki rahatlık, neşe bizi bile etkiliyo okudukça, ne güzel :)

    YanıtlaSil