Bugün için üzülerek belirtmek zorundayım ki beş yıllık plan tam bir fiyaskoyla sonuçlanmıştır. Gerçekleştirmemi istediğiniz bütün hayaller, ikinci bir çağrıya kadar ertelenmiştir. Herkes işinin gücünün başına dönsün.

18 Kasım 2013 Pazartesi

Stoker (Wentworth Miller bize bir şeyler söylüyor, anlayan var mı?)

Film gösterime girdiğin de gitmeyi çok istemiştim.Nasıl istemeyim ki, Wentworth Miller-namı diğer Scofield'ımız-senaryosunu yazmış, Nicole Kidman oynuyor, Chan-wook Park yönetmiş... Hatta yaklaşık iki hafta boyunca her sabah bugün o filme gitmeliyim diye uyanmıştım. Ama uzun zamandır var olan evden herhangi bir sebeple çıkmaya çok üşenme durumundan bir türlü gidememiştim. İnsan, bazen, gerçekten çok üşeniyor.

Allahtan ki, teknoloji çok gelişti. Biliyorsunuz ya, artık film.avi diye bir teknoloji var. Yatağınızın konforunda film keyfi sunuyor. Neyse işte, en sonunda ben bu filmi izlemeyi başardım. Sabahtan beri onu demeye çalışıyorum.

Filme gelecek olursak, sevdim mi, sevmedim mi, başarılı mı olmuş, berbat mı olmuş, bir türlü karar veremedim. Hani bazı kitapları okurken, film gibi gelir ya insana. İlk defa ben tam tersini yaşadım. Filmi izlerken kitap gibi geldi. Arasından bazı sayfaları kaybolmuş, eski bir kitap gibi, sanki çok felsefikmiş de, ben okumayı beceremeyip, kitabı anlamamışım gibi. Ya da o eksik sayfaları okusam, her şey bir anda çözülecekmiş gibi hissettim.

Filmi sanki Miller sadece kendisine yazmış gibiydi. O kadar kendisine yazmış ki, ben eminim bir Allah'ın kulu filmden çıkınca, bak burada şunu anlatmak istiyordu" diyememiştir. Senaryo olay örgüsü ve mantık açısından bence sınıfta kalmış. Ama buna rağmen film garip bir şekilde sıkıcı değildi. Son anına kadar merakla izledim, ne olacak acaba diye. Çok istedim bir yere bağlamasını, bir şaşırtıcı son çıkmasını, bir Altıncı His, ne bileyim bir Dövüş Klübü tadında. Çünkü filmde kullanılan her obje, etrafta gezinen böcekler dahi bize bir şeyler anlatmaya çalışıyordu. (Biz adam olup da anlayamadık ama) Belki ondan sıkılmadım. Ayrıca filmde çok güzel repliklerle, ve bazı çok güzel sahneler vardı. Böyle kitap okurken altını çizmek isteyeceğin tarzda.

"Bu benim. Çiçeklerin renklerini seçemediği gibi, olmak zorunda bırakıldığımız şeyden de biz sorumlu değiliz." Filmin ana fikri işte; çekmez olasıca, kanı bozuk...

Ayrıca görsel olarak da çok kaliteli bir film çekilmiş. Sahne geçişleri, renk, ışık... Hele kıyafetler yok mu... Yönetmen bence senaryosuz bir filmden, elindeki eksik malzemeye rağmen harika bir iş çıkarmış. IMDB puanı filmin, 6,9 ki bence fazla bile vermişler. Sırf görüntüyle nereye kadar, bence en fazla 6 eder. Bir de hırka giyen, içine kapanık,  kitap okuyan liseli kız modelinden artık daha ne kadar ekmek yiyeceksiniz, insan gerçekten hayret ediyor. Sizin yüzünüzden bir köşede kendi halinde kitap okuyan her kızı, potansiyel sosyopat sanıyor insanlar.




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder