"Bazı Türk boylarının halkı birşey üzerine and içtikleri veya sözleştikleri zaman, demire saygı göstermek için, kılıcı kınlarından çıkarırlar ve yanlamasına olarak önlerine koyarlardı. Bundan sonra da kılıç üzerine şöyle yemin ederlerdi: "Bu kök kirsün, kızıl çıksun" derlerdi."
Bu günümüz türkçesiyle "Gök girsin, kızıl çıksın" cümlesi açıkçası ilgimi çekti. (Yani "sözünü tutmazsan gök rengi kılıcımı kanına bularım" manasında) Sanki kitabın içinde işime yarayacak bilgiler bulabilirmişim gibi geldi. Yazmaya çalıştığım hikaye için uzun zamandır pagan ve şaman şeylerle uğraştığımdan (çünkü fikir sıkıntısı yaşıyorum) gerisini düşünmeden,ne aldığımın zerre bilincinde olmadan, kitabı aldım. Diyorum ya bir ben var benden içeri, ve bazen(genelde) o ne derse onu yapmak zorunda hissediyorum kendimi sorgulamadan. İçimden alasım geldi.
Kitabın yazarı Ergun Candan anladığım kadarıyla ezoterizm(ruh bilimi) konusunda etkin bir isimmiş. Ben ilk defa duydum adını. Kitap Türk mitolojisindeki kavramlara çok farklı açıdan yaklaşmış. Eminim "ehehe mala bak, kurttan türediğine inanıyor" şeklinde sığ bir şekilde yaklaşmıyorsunuz mitolojiye, herşeyin bir sembol olduğunu düşünüyor olabilirsiniz, ya da öylesine sadece bir masal... Gerçi ne şekilde yaklaştığınızı da bilmiyorum ama yazar benim yaklaştığımdan da farklı bir şekilde yaklaşmış. Kitaptan,kısaca benim anladığımı çok yüzeysel olarak özetlersem;
İnsanların Altın Çağ'da Mu kıtasında yaşadıklarını, çok bilgili olduklarını ama daha sonra bir şekilde Demir Çağa yani çağımıza geçtiklerini söylüyor yazar. Mu kıtasının yok olmasıyla, bütün bilgileriyle birlikte insanlar farklı göç yolları üzerinden Asya kıtasına göç ediyorlar. (Mu kıtası Asya ve Amerika adası arasında, Pasifik okyanusu üzerinde bir kıta. Kızılderili ve Asya şaman kültürlerinin benzerliği belki bu şekilde de yorumlanabilir.) Bu çöküş sırasında Altın Çağa ait bilgiler yok oluyor, yazılı kaynak yok ve sadece göçen insanların kendi bilgileri var. Altın Çağdaki bilgiler Demir Çağ insanı için fazla ağır geleceğine inanılmış. Mu kıtasından göçüp bilgileriyle Asya'ya yerleşen bu insanlar, bu bilgilerin kaybolmasına da göz yummamışlar. Buna çözüm olarak da, tüm bu bilgileri bizim şimdi masal gibi gördüğümüz mitolojik hikayelerde sembollerle gizlemişler. Mitolojinin sembollerden ibaret olduğunu zaten biliyoruz. Ama yazar daha da ileri gidip, mitolojideki sembolleri, incil, tevrat ve kuran gibi kutsal kitaplarda geçen sembollerle ilişkilendirmesi gerçekten farklı bir yaklaşım olmuş. (ki bu kısım biraz nasıl desem, çok tartışmalı gibi)
Ama özellikle kitabın Türk mitolojisinde geçen sembolleri, Mısır, Roma ve Yunan mitolojisinde ki sembollerle karşılaştırması çok ilgimi çekti. Misal malumunuz kurt konusu. Kurt sembolü, ya da sivri kulaklı köpek sembolü yunan ve mısır mitolojisinde yer alıyor. İlginçtir ki, tüm mitolojilerde de genelde yol gösteren, en zor anda ortaya çıkan, ilahi bir simge olarak kullanılıyor. Türeyiş destanında bir kurtun çocuğu emzirmesi, ya da ergenekonda yol göstermesi gibi. Yazarın iddiasına göre Mu kıtasından gelen insanlar sirius yıldız takımı ile bilgi alışverişindeymişler ve Mu insanları Siriusyan kültürün bir parçasıymış.(Başka bir kaç olasılıktan da bahsediyor) Sirius takım yıldızı ise aşağıdaki resimde de görebileceğiniz gibi bir köpeği ya da istersen kurt de, anımsatıyor. Ayrıca kurtla ilgili benzer bir hikayenin bir afrika kabilesinde de, dünyayla ya da teknoloji ile hiç bir bağı olmayan bir kabilede de geçmesi, ve adamların sirius takım yıldızından bahsettiklerine dair bir araştırmadan da bahsetmiş.
Aslında burada daha detaylı bana çok ilginç gelen kısımlarından bahsetmek istiyorum ama ne yalan söyleyeyim bu telif hakkı muhabbetinden azcık korkuyorum, fazla detay verir miyim diye. Özellikle Demir Dağ olayını Kuran ayetine bağladığı nokta gerçekten üzerinde tartışmak istediğim bir nokta olmuş. Bir bilen olsa da tartışsak. Ayrıca Sirius yıldızından Kuranda da bahsediyormuş.
Yani bazı aşırı uçlardaki iddialarını saymazsak, ve çok akademik bilimsel eleştirel gözle incelemezsek, (sonuçta mitoloji yani) ve biraz yüzeysel kaldığını (misal çok meraklandığım noktalarda çünkü öyle gibisinden geçiştirmiş bazı konuları, tam ikna olur gibi oluyorum en heyecanlı yerinde kesiyorsun konuyu) görmezden gelirsek gerçekten değişik bir çalışma olmuş. Yani benim şimdiye kadar okuduğum çoğu şeye göre değişik olmuş. İnsana farklı bakış açıları ve ilginç bilgiler kazandırması açısından ilgimi çekti.
Açıkçası kitabın ana fikrinden çok içindeki birazdan aşağıda görebileceğiniz gibi detaylar daha çok ilgimi çekti. İyi ki almışım, bazen böyle tesadüflere izin vermek gerekiyor.
Böyle garip ya da nasıl denir ilginç bilgileri hep eğlenerek incelemişimdir. Misal okumasaydım al(kırmızı) kelimesinin nereden geldiğini bilmeyecektim;
"Eski Türkler'de "al" rengi bugün kullandığımız kırmızı renginden kısmen farklılık göstermekteydi. Al rengi, güneşin şafak vakti yani güneşin doğmak üzereyken ve yine batmak üzereyken gökyüzüne yansıttığı kırmızımsı renktir. Atalarımız daha sonra da şafak sökerken ve akşam güneş batarken göğün kızıllığa boyandığı anlarda dua ederlerdi.Şamanizmde de sürdürülen bu dua gelenekleri işte o ilk dönemlerdeki Göktanrı inisiyasyonuna bağlıdır...Bugün bile o kadim geleneğin izlerini Anadolu'da görebiliyoruz. Örneğin bugün hala 'kırmızı bayrak' değil 'al bayrak', 'kırmızı kan' değil 'al kan' sözcükleri kullanılmaktadır.
Al sözcüğü Türk lehçelerinde yüce, kudret, ve yüksek anlamlarına gelir. Altay dağlarının adı da bu al sözcüğü ile ilintilidir. Al: yüce, tay: dağ anlamına gelmektedir. Yine başka bir örnek vermek gerekirse yermek, aşağılamak kavramında "karalamak" derken, yüceltmek, övmek, kutsamak karşılığı da allamak sözünü kullanmaktayız. Bugün dilimizde kullandığımız "allamak,pullamak" tabiri de bu geleneğin bir uzantısıdır. "
Ya da 1927 yılında basılan ilk Türkiye Cumhuriyeti parasını da; (Daha o zamanlar harf inkılabı yapılmadığından arap alfabesi ve fransızca)
Ya da öksökö kelimesini hiç duymayacaktım. Türk mitolojisinde ki çift başlı kartalmış kendisi. Tanrı Ülgen'i okumuştum ama neden hiçbir yerde öksökö'ye dek gelmedim bilmiyorum. Çift başlı kartal günümüzde de polis teşkilatının sembol imiş, hiç dikkat etmemişim. Ayrıca Selçuklu armasında da kullanılmış. Erzurumspor'unda armasında, Konya belediyesinin de amblemiymiş. Türk Tarih Kurumunun da logosuymuş. Ama özellikle Selçukluları temsil ediyormuş. Herkes biliyormuş bu çiftbaşlı kartalı, ben niye hiç bilmemişim? Ayrıca ilginç bir şekilde Bizans armasıymış. Rusundan Almanına kadar herkes kullanıyormuş. Gerçi kitapta bahsetmemiş bunlardan, sadece çift başlı kartal diye geçmiş ama olsun benim araştırmama sebep oldu. vikipedi'de ilginç bilgiler var, aynen kopyalayıp yapıştırıyorum;
"Bakır tırnaklıdır. Sağ kanadı ile Güneş’i, sol kanadı ile Ay’ı kaplar. Yaşam Ağacının tepesinde yaşar. Tanrı Ülgen’in sembolüdür. Gökten yıldırımlar indirir. Altın (renkli) kanatları vardır. Pençeleriyle Ay ve Güneş’i tutar. Göğün kapısını bekler. Gece ve gündüzü, ak ve karayı, aydınlık ve karanlığı (yaruk ve karuk), evrendeki çiftli zıtlığı simgeler. İki kartal Yer ve Göğün tam ortasında evrenin dönüşüne uyarak birbirlerinin etrafında dönmeye başlamışlar ve sonra da birbirleriyle kaynaşıp tek varlık olmuşlardır.[1] Tanrı’nın güçlü bir bekçisidir. Çiftbaşlı kartal Selçuklu Devletinin bayrağında ve armalarında yer almıştır. Günümüzde Arnavutluk bayrağında da bu simge vardır. Ölümsüzlük suyunu içtiği söylenir. Farsça Simurg (Kuş) sözcüğünün Semrük olarak değişerek eşanlamlı kullanıldığı da görülür. Çift başlı kartal motifine; eskiçağlarda Sümerler ve Hititlilerde rastlanır. Sümerler’de Lagaş kentinin simgesi çift başlı kartaldır. Onlardan; Akadlara, Asurlulara, Sasanilere ve Bizanslara geçer. Aynı zamanda Hititlilerde, Büyük krallık döneminde Hattuşa, Alacahöyük ve Yazılıkaya’da ki kabartmalarda, yine çift başlı kartal görülür. Anadolu’da durum böyle iken; Orta Asya’da şamanizm’e göre yer ile göğün arasındaki çelik kapıyı kartal tutar. İnsanlara gökyüzü ve yeryüzü yolculuklarında; refaket eden varlıklar, kuş şeklindedir. Kartal kuşlar arasında, ululuk ve yükseklik timsalidir. Bu yüzden; Türkler; kılıç kabzalarında, çift başlı kartal figürü kullanmışlardır. Günümüzde Türk Polis teşkilatının armasında yer alır. Osmanlı tarihinde bilinen "Hümayun" teriminin, "Umay (Humay) adıyla ilgili olduğu düşünülür. Hakimiyetin göklerden geldiğine, Tanrı vergisi oluğuna dair eski mitolojik inancın izleri, halk arasında "Hüma" yani devlet kuşuyla ilgili dolaşan söylentilerde korunmuştur. Çok yaygın olan bir inanışa göre de "Devlet Kuşu" veya "Şahlık Kuşu" denilen "Hüma Kuşu"nun gölgesinin bir insanın başı üzerine düşmesi, o insanın dünyada çok bahtiyar biri olacağının, taç giyeceğinin ve hakimiyete ulaşacağının işareti sayılırdı. Bu inanç Azerbaycan hikâye ve efsanelerinde, "Devlet Kuşu"nun uçurulması ve omzuna oturduğu insanın padişah seçileceği şeklinde yaşamaktadır. Onun bahtiyarlık ve mutluluk sembolüne dönüşmesi ise benzer bir olaydır.[2]"
![]() |
| Selçuklu (yıllarca ders kitaplarında gördüm de hiç kartala benzetmemiştim) |
![]() |
| Bizans (Kartaldan çok tavuğabenziyor ama) |




bu ergun candan'ı ben lisedeyken aldığım gizli sırlar öğretisi diye bir kitabıyla tanımıştım ama aslında hepimiz biliyormuşuz adamı, tee biz küçükken geç saatlerde böyle bir hayaletler uzaylılar falan diye bir program oluyordu ya hah işte onu yapan ekipmiş bu adam. ben o kitabını acayip bir merakla almıştım nasıl da hevesle okumuştum ama kendisi bilimsellikten ve gerçeklikten uzak şeyler söylüyor genelde, kendi inancına göre eğip büküyor herşeyi. yani baya bir okuduktan sonra kendimce verdiğim karar oydu. beni sinir etmişti çoğu söyledikleri. onun yerine muazzez ilmiye çığ'ı tavsiye edebilirim ama başka birçok araştırmaya, ilgi duyabileceğin konuya yol açmış olabilir o açıdan güzel görünüyor.
YanıtlaSilay bilmiyorum senin bu adamın bir kitabıyla ilgili birşeyler yazdığını görünce bir iki laf etmeden duramadım saçmalamış da olabilirim ama elimde değil deli etmişti beni.
Ya evet o kafasına göre eğip bükme olayını fark ettim, yazıda da demiştim hatta, çoğu şeyi havada bırakmış,derinleşirse iddia çürüyecek çünkü. Ama detaylarındaki değişik bilgiler, araştırınca farklı noktalara götürüyor. O açıdan güzel, ben misal kitap için bir iki malzeme kaptım :)
Silhangi kitap, bize gönderdiğin o kendine giysi yapan mı yoksa tamamen başka birşey mi hangisi hangisi nasıl? :D
SilYep, o kitap.
Sil