Bir çoğuna göre de bir hayal kırıklığı. Hayal kırıklığı olmasının sebebi kötü bir kitap olmasından kaynaklı değil. Hayal kırıklığına sebep, din olgusuna bu derece saldırmasından kaynaklı değil. Sebep işin kolayına kaçmış olması. Zaten herkesin bildiği peygamber hikayelerini hiç bir değişikliğe uğratmadan, sadece kendi alaycı yorumunu katarak yazması. Var olan hikayeleri yazması ve kitabın adı her ne kadar Kabil olsa da, hikayeye hiç bir etkisi olmayan kabil'in hikaye anlatımını kolaylaştırmak için yani kahraman ya da antikahraman diyelim, ihtiyacını karşılamak için oraya yerleştirilmiş olması....Yani böyle büyük bir yazardan edebi anlamda bu kadar basit bir kitap çıkmış olması.
Benim içinde bir hayalkırıklığı oldu. Tam da yukarıda belirttiğim sebeplerden ötürü. Ben bu hikayeleri zaten biliyorum, ve sen kötülemelerinden başka bir şey katmamışsın şeklinde bir hayal kırıklığı. Ama yalnış bir izlenim yaratmak istemem, kitap gerçekten okuması zevkli ve akıcıydı ve kitabı okurken asla sıkılmadın. Yazarın o kadar akıcı bir dili var ki, birden kendini Mezopotamya'da çöllerde gezerken, o eski zamanların insanlarının arasında bulabiliyorsun. Çok az kitabın başarabildiğini yapıp, okuyucu içerisine çekmeyi çok iyi başarıyor. Kabil'e yol arkadaşı olup, gelecek geçmiş zaman kavramını onunla birlikte kaybederek ilerledim. Hikayeyi okumadım da sanki yaşadım o süreçte. O açıdan gerçekten çok başarılıydı.
Jose Saramago'nun orijinal diline sadık kalınarak yapılan çeviri gerçekten ilginçti. Cümleler bitmiyor, virgüller alakalı alakasız yerlerde karşına çıkıyor, kimin konuşması ne zaman başlayıp ne zaman bitiyor...tüm bunlar hatalı kulllanılmış noktalama işaretleri sonucu oluyor. Alışana kadar biraz zorlandım ilerlemekte ama ona rağmen yazar beni hikayenin içerine çekmeyi başardı.
Son olarak Peygamberlere ve tanrıya yaptığı eleştirinin de ötesinde karalamalara ise hiç takılmadım açıkçası. Beni rahatsız ettiğini söyleyemeyeceğim çünkü o hikayelerin ne şekilde işlediğini aklıma yatan versiyonundan okuyup kabul ettiğim için, kendi masalını anlatan bir romancı gördüm sadece. Ne onun anlattığı Nuh benim inandığım Nuh'tu, ne Eyüp, ne İshak, ne İbrahim, ne de efendi diye adlandırdığı tanrı...Bir fantastik roman okur gibi okudum.
----------------
"...hayatta neden ve niçin olduğunu bilmeden çocuk yapmaktan başka bir hedef olmaması pek üzücü. Nihai bir hedefe, son nedene inananlar, soyu sürdürmek için derler; oysa ki bu soyların ne olacağına dair hiçbir fikirleri yoktur ve sanki evrenin biricik ve nihai umuduymuş gibi, soyun neden sürmesi gerektiği sorusunu kendilerine hiç sormamışlardır.
Efendiyi öldüremediği için Habil'i öldüren Kabil kendi cevabını zaten vermişti. Bu cevap, bu adamın gelecekteki yaşamında hayra yorulacak bir şey hiç değildi."
"Genellikle söylenenin tersine, gelecek önceden yazılıdır, ama biz bütün bunların yazılı olduğu sayfayı okumayı bilmiyoruz."
"Tanrımız, göğün ve yerin yaratıcısı tam bir zırdeli, Efendi tanrı'nın deli olduğunu söylemeye nasıl cürret edebiliyorsun, Çünkü yalnızca eylemlerinin bilincinde olmayan bir deli yüz binlerce kişinin ölümünden doğrudan sorumlu olmayı ve sora da hiçbir şey olmamış gibi davranmayı kabul edebilir, tabi eğer, sonuçta delilik yoksa, irade dışı, sahici delilik yoksa, dosdoğru kötülüktür bu, Tanrı asla kötü olamaz, olsa tanrı olmaz, kötü olan şeytandır, Yalnızca inancını kanıtlamış olsun diye bir babaya kendi oğlunu öldürme ve odunlar üzerinde yakma emri veren bir tanrı iyi olamaz, iblislerin en kötüsü bile bunu emretmez."
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder