Günlerim düşünmekle geçiyor, matematik, tarih, siyaset, sosyoloji, psikoloji, hayatın anlamı... Şeytan durmadan çekiştiriyor. Bir gün bir inandığımı reddediyor, ertesi gün bir redettiğime inanıyorum. Belki de tanrı şeytanı insanların düşünmesini sağlamak için yaratmıştır, bir tetikleyici olmaktır onun görevi belki. Beni tetikleyen kesin olarak ne bilmiyorum ama eğer şu kafa ve ruh haliyle ve de yaşam durumuyla bu coğrafyada MÖ 400 civarı bir tarihte yaşasaydım, sandaletlerim ve toga olur chiton olur işte öyle bir kıyafetle bir sutunun üzerinde "yıllardır soruyorum, bu soruyu kendime, allahım bu dünyaya ben niye geldim" şeklinde bir felsefik düşüncenin izlerinde belki de kendi felsefik ekolümü yaratıyor olurdum. Çünkü ne kadar gerçek tartışılır - çoğuna göre antik felsefeciler birer bilim adamıydı - ama bana göre o felsefecilerin hepsi ne tarla işinden ne de ticaretten anlamayan kısaca günümüz tabiriyle elinden yararlı bir iş gelmeyen, sınırsız boş zamanı olduğu için ki tabi o zaman internet diye bir şey yok oturup HIMYM izleyerek vaktini geçiremeyecek, zamanı geçirmek için dünyanın en rahat kıyafetleri içinde otların üzerine yayılıp vaktini düşünceler ile geçiren insanlardı. Ve benim de şu anlarda yaptığımda tam olarak bu; sınırsız boş zaman ve şu anki dünyanın en rahat kıyafeti pijamalar ve düşünceler.... Her ne kadar şu an bir asalak, boş beleş bir insan gibi görünsem de bundan yaklaşık 24 asır öncesinde var olmuş olsaydım belki de bir bilim insanı olacaktım.
Felsefem ne kadar tutardı bilinmez, hatta büyük Sokrates beni adam yerine koyup, düşüncelerime karşı bile çıkmazdı. Çünkü yukarıdaki ifadelerimden de tahmin edebileceğiniz gibi felsefe hakkında bilgim bir kahve geyiği derinliğinde. Ama bu aklımdaki düşüncelerin derinliksiz olduğu ve karmaşık olmadığı anlamına gelmez. Okullu değil alaylıyım belki de.
Neyne ne işte, yemişim Sokratesini. Benim felsefem zaten hiç bir bilginin gerçek olmadığı üzerine. Belki sokrates diye biri bile yok. Shakespeare'in bile shakespeare olmadığını iddia ediyorlar. Ve hatta şu anda yaşayan, her hareketi kayıt altında tutulan insanlar hakkında bile herkesin başka bir gerçekliği var. Hayır septizim değil bu. Ben Pascal gibi "Pirenelerin (ispanya) öte yanında doğru olan, bu yanında (fransa) yanlıştır." demiyorum. Ben Pirenelerin her bir yanı yanlış diyorum. Belki de Neşat Ertaş'ın ah yalan dünya felsefisini benimsiyorum.
Çünkü nereyi araştırsam, hangi bilgiye ulaşmaya çalışsam elimde kalıyor. Tamam kabul iki kere iki dört ediyor, ibrahim tatlıses'in bildiğini inkar edecek değilim. Ama dünya matematik değil işte. İnsan ile ilgili bilimler, tarih misal işte her tarafı yalan dolu. Dün gözlerinle gördüğün olayın bile doğruluğundan emin olamıyorsun. Birinin ak dediğine diğeri kara diyor ve sen merakla bilgiye ulaşmaya çalışıyorsun ve elinde gene ak ve kara bilgiler kalıyor artık gönlün, yetiştirilme tarzın hangisine yatarsa... Ama benim hiç birine yatmıyor gönlüm. Bitaraf oldum diye hep bertaraf oluyorum...
Ortada çekilmiş bir çizginin üzerinde ilerleyip sağımdakilerde de solumdakilerde de sadece yalan görüyorum. O çizgi üzerinde bazen sağa bazen sola kayıyorum belki, çizginin her iki tarafında da ayak izlerim var. Ama genellikle çizginin üzerindeyim ve durmadan sağa sola eleştiriler yağdırıyorum. Bu durumda hiçbir yere ait göremiyorum kendimi. Zaten hiçbir yer de beni kabul etmiyor. Çünkü iki tarafa göre de ötekiyim ben. Tamam geçmişte getirdiğim altyapı bir tarafa daha çok meyiletmeme sebep oluyor, kabulüm ama onlarda gördüğüm gerçek olmayan bir bilgi, bir hata, bir yanlış iki kat fazla nefret uyandırıyor bende ve en ağır eleştirilerim hep onlara gidiyor. Daha bir tanısanız seveceksiniz beni diyemeden ötekinin en ötekisi oluyorum işte. Halbuki benim size inanmam çok daha kolaydı.
Belki bu kadar kötüyü görmem her olayda, bu kadar eleştirmem biraz pesimizme kayıyor, hep kötü tarafını görüyorum herkesin, her şeyin. Ama bazen çok çabalıyorum da iyi bir taraf görmek için. Ama hangi bilgiye dokunsam elimde kalıyor dedim ya. Ben de bu sebeple her bilginin gerçekliğini inkar ediyorum, her insanın doğruluğundan şüphe ediyorum, her ideolojinin masumiyet ve yücelik iddiasını reddediyorum. Ben rededicilik felsefesini benimsiyorum. .
Tamam böyle söyleyerek biraz daha asil bir durum katmaya çalıştım halime. Ama en basit anlamıyla açıklamam gerekirse ben muppet show'daki balkondaki iki yaşlı amcayım. Statler ve Waldorf'um. Hiçbir şeyi beğenmeyip, her şeyi eleştiren o tip benim.
Babamı her şeyi eleştirerek çıldırttığım bir günde keşfettiğim bir gerçek bu;
"Hayatı boyunca hiçbir iş becerememiş, işsiz güçsüz boş insanlar her şeyi, herkesi eleştirir. Sadece beceriksiz, akılsız ve hayatlarında hiçbir şey olamamış insanlar, zamandan başka hiçbir şeye sahip olamamış insanlar, böyle boş boş oturdukları yerden hiç kimseyi beğenmezler."
Bunlar neyse de" bulaşık bile yıkadığın yok, bir yere gelebilmiş, iyi kötü bir şeyler yapmış insanları eleştiriyorsun" demesi çok koydu. O günden beri durmadan bulaşık yıkıyorum, sırf bulaşık çıksın diye evde ne var ne yok yiyorum ve bulaşık yıkıyorum. Ben ömrümde bu kadar isimli sıfatlı birleşik tamlamalı art arda sıralanmış ağır bir cümle işitmemiştim. Umurumda olmayan bir insan bile söylese bozulacağım sözleri, baba söyleyince deprem etkisi yarattı. Bir de üstüne doğru olduğunu kendim de bilmeme rağmen, bir şekilde görmezden gelip yok saymayı başarmıştım bu zamana kadar. Yüzüme böyle çarpılması çok koydu be.
Halbuki tek suçum "Bu çocuklar hepsi başka ülkeden olmalarına rağmen nasıl böyle kordineliler" sorusuna "Ne kordinesi ya, sanki bana kuğu gölü balesi yapıyorlar, çok mu zor şunu yapmak, alt tarafı oldukları yerde dönüyorlar ki kamera çok uzaktan çekiyor yaptıkları hataları görmeye imkan yok" diye cevap vermemdi. Gerçi tek o değil, televizyonda gördüğüm milyon çeşit farklı insana durmadan laf yetiştirdiğim bir gündü(hafta) ve hatta bundan çok gülse birselin yalan dünyasına "buna da gülüyorlar mı ya, insanlar gerizekalı mı?" demiş olmama çıldırmış olabilir. Bence ipler orada koptu.
Tamam ya tamam doğruyu itiraf ediyorum, söylediği bir kaç bilgiye "ben bunu araştırayım bir ya, çok ilginç" dememi, onun sözüne inanmadığım şeklinde yorumlamış.Halbuki ben rededilicilik felsefesini benimsemiş bir insanım. Bir hata bulayım da bu bilgiyi red edeyim gözüyle bakıyorum her şeye. Yıllardır yanlışlarımdan dolayı kendi düşüncelerimi ve bilgilerimi yani kendimi benimseyememiş bir insanım yahu ben. Hem ayrıca ne kadar araştırmacı, sorgulayıcı, bir görüşün ardından körü körüne gitmeyen bir insan olduğumu gösterir bu. Hayatta terörist olmam ben, kamu spotuna çıkarılacak insanım o derece. Bana bilgi gelecekte, ben onu araştıracam da, bir sonuca varacam da, vardığım sonucun doğruluğundan emin olacam da, ki bu imkansız, tey yavrum tey, olay güncelliğini kaybeder be... Benim çocuğum böyle bir şey yapsa gurur duyarım. Hem sanki bana oturdu saatlerce araştırma yaptı da söylüyor, sen de birinden duydun işte. Ben ne bileyim o adamın doğru söylediğini. Ben sana mı yalancı dedim, bilginin doğruluğunu teyit etmek istedim sadece.
Neyse işte sonuçta adam haklı mal kafa demekten de kendimi alamadım. Çünkü bugüne mahsus bir şey değil. Durmadan herkesi yıllardır eleştiriyorum. Bunu yaparken de birilerini kırmış olabileceğim aklıma bile gelmiyor. Çünkü bunu kişisel yapmıyorum, karşımdaki insana herhangi bir şeyi eleştiriyorsam bu benim o insan değer verdiğim anlamına geliyor benim açımdan çünkü umursamadığım insanlarla böyle konulara girmeyi bırak herhangi bir konuyu ben konuşmuyorum bile. Çünkü karşımdaki insanın ne düşündüğü benim için önemli ve bu şekilde onun da ne düşündüğünü öğrenmek istiyorum. Yanlışsa yanlış desin doğru olana birlikte varalım istiyorum. Ama bu tavrımın karşımdaki insanı incittiğini hiç düşünmemiştim. Eminim sizleri de aynı şekilde bazen kırmışımdır, sürçü lisan ettimse affola. Ama yapabileceğim hiçbir şey yok, bir kaç gündür çabalamama rağmen eleştirel tavrımı törpülüyemiyorum, düşünüyorum ve her şeyi ve herkesi redetmeye devam ediyorum. Bir işe yaramaz olarak, oturduğum yerden sadece boş beleş düşünceler üretiyorum.
Yani kısaca demem o ki, MS 2000'li yıllarda boş beleş ve beceriksiz, hiçbir boka yaramayan insan olan ben, MÖ 400'lerde yaşasaydım bir feylesof idim belki de. Bir zamanlama hatası olarak, doğum tarihimi de yanlışlarım listesine ekliyorum. Her doğum günümde kutlarım artık bunu da...
Bu caps de bana gelsin; http://inciswf.com/kuytul.swf
aslında şöyle; sen öyle durup da insanı söylediklerimizi yaptıklarımızı falan eleştirdiğinde birşey söylediğinde insan ilk o birkaç saniye lan bu şimdi kalkıp bana bir tane geçirecek herhalde diyor kendi kendine. ama sadece o ilk birkaç saniye, çünkü yüz ifaden ses tonun söyleyişin bakışların, hepsi az sonra aduket ile birlikte insana dalacakmışsın hissi veriyor. ama misal ben seni biliyorum, tanıyorum ve o ilk birkaç saniyelik korkudan sonra ha tamam nihan da böyle düşünüyormuş ya da haa doğru lan hakkaten ben çok yanlış birşey yapmışım diyorum. bende süreç hep böyle işliyor mesela:p ha bir de babaların söyledikleri hep çok koyuyor, onun için yapacak birşey yok. ben babam bana keşke 'senden hiçbir şey olmaz hiçbir yere de gelemezsin' demeseydi de bir tane vursaydı diyorum. o bile daha hafif geliyor çünkü.
YanıtlaSilevet genel sorun, biz nihandan korkuyoruz cümlesi. Yalnız beni tanımayan insanların önyargısı sanıyordum seni bile korkuttuysam esra durum çok vahimmiş :)
Sil