Bugün için üzülerek belirtmek zorundayım ki beş yıllık plan tam bir fiyaskoyla sonuçlanmıştır. Gerçekleştirmemi istediğiniz bütün hayaller, ikinci bir çağrıya kadar ertelenmiştir. Herkes işinin gücünün başına dönsün.

7 Kasım 2012 Çarşamba

Yurtdışındaki yalnızlık ve KFC

Her insanın yapabileceği ve yapamayacağı şeyler vardır, misal biri matematiği süper yaparken basit bir türkçe sorusunu çözemez. Bende neye elimi atsam harikalar yaratıyorum ama nedense iş sosyalleşme olunca hiç beceremiyorum. Gerçi sorunun bende değil, dünyada olduğunu düşünüyorum. Buraya geldiğimden beri neden bilmiyorum sürekli bir insanlarla sosyalleşmem lazım psikolojisine girdim. Ama bu psikoloji bana çok ters, vejetaryen birinin et yemem lazım diye dolaşması gibi bir şey. Bir de birşey keşfettim ki buradaki iletişim paterni çok ilginç.

Biriyle tanışıyorsun misal olay şöyle ilerliyor.Yeni tanışmışız, adın ne, neredensin? Klasik sorular sorun yok bunlarda. Sonraki sorular ama beni benden alıyor hacı, sevdiğim müzik ne, sigara içer misin falan şeklinde sorular... sevdiğin renk ne diye bile sordular ya? Arkasından asl pls, cam? falan diyecekler sandım. Hayır bir kere neden soru yağmuruna tutuyorsunuz? Tabi seninki ne diye hiç birine soruyla cevap vermediğimden muhabbet ilerlememiş de olabilir ama hiç merak etmiyorum ki, bu ne saçma muhabbet.

Biz sizinle nasıl arkadaş olduk? Ben misal aysunun sevdiği rengi hala bilmem, ceyda ne tarz müzikler dinliyor bilmem, gerçi ne tarz dinlemediğini biliyorum ama. Düşünüyorum düşünüyorum bulamıyorum, ben hiç birinizle böyle bir muhabbet yaptığımızı hatırlamıyorum. Hatırladığım kadarıyla iki ders arası çok uzundu ve esrada orada ne yapsam ki şimdi düşüncesiyle dikildiğinde ve yalnız takılmak istemediğimden esraya gidip gel kitap alalım dediğimi hatırlıyorum. İlk öyle başladı. Ama hiç böyle muhabbetler yapmadık ki. Dost'a gittik diye hatırlıyorum dvd'lerin orada muhabbet ilerlediydi. Sonra kantinde gönül geldiydi falan filan.

Ama durmadan saçma saçma sorular, siz böyle durmadan soru soruyorsunuz muhabbet ilerlemiyor ki. İlk iki soruyu sorduktan sonra dursan ben oradan muhabbeti alıp bir yere bağlayıp, ardından geyiğe bağlayacam da durmadan soru soruyorsunuz. Gerçi geyiklerimi de anlamıyorlar, iletişim kurmadaki tek silahım burada işe yaramıyor. Sonra diğer insanlarla nasıl tanıştım diye düşünüyorum. Ben hiç kimseyle arkadaş olmaya çalışmadım ki ömrümde. Hiç seçici bir insan olmadığımdan genelde hep sırada yanıma kim dek geldiyse onla arkadaşlık yaptım ben, çok vazgeçilmez bir insan olduğum içinde okul bitene kadar o insanlar hep yanıma oturdular. İş yerinde de öyle sadece oda arkadaşlarımla takıldım. Benim olayım bu, öyle hey whatz up diye olayı koparamıyorum, istemiyorum da zaten. Ben yeni biriyle tanışmak istemiyorum ki, çok sıkıcı.

Sonra kendi muhabbetleri de çok sıkıcı, projeyi naptın, liberaller söyle yapmış, ben oyumu obamaya vereceğim, kürtaj yasaklanmasın, ee biz o muhabbeti kaç ay önce yaptık da geldik buraya şimdi tekrar mı onu tartışacağız, bizde aynı konuyu tartışmıştık türkiyede diye girecektim bir an, ama hiç istemiyorum ki bu muhabbeti yapmak. Ben nasıl bir gruba düştüm bilmiyorum ama çok sıkıcılar. Kopuyorum onlar böyle konuşurken bir noktadan sonra, sanki ders dinlermiş gibi başka boyuta geçiyorum.

Lane ayrı bir cins çıktı. Kız çinli diyordum ya, asla kabul etmiyor ben irish'im de irish'im. Big bang theory de wolvovitz'in uzaya cıktığını her konusmada belirtmesi gibi, bu da her konuşma da irishim diye bitiriyor. Biri bunu asyalı muhamelesi yapınca delleniyor falan. Ama görüntü bildiğin Lane, napsın millet. Çözemedim genetik yapısını, sormak da istemiyorum, başlayacak dedesinin amerikaya göçünden ayakta susmadan saatlerce konuşacak. Evet öyle de bir huyu var. Seni görünce mutfağa giderken falan, geliyor bir muhabbet açıyor saatlerce konuşuyor, ama ayaktasın oturmuyosunda çünkü muhabbetin konsepti ayak üstü sohbet, saatlerce süren ayaküstü sohbet. Sohbet de değil sadece Lane konuşuyor. Bir tane irlandalı bir çocuk var diye yazmıştım ya aksanından falan bahsetmiştim, haftasonu çalışalım diye Lane bunu davet edip duruyor, çocuk ne gelirim ne gelmem diye cevap bile yazmıyor ve gelmiyor da ama Lane durmadan çağırıyor. Sırf İrlandalı diye yapmıyorsa neyim, neyse bu irlandalı takıntısı. Bir tek çalışma grubuna Macivelli geliyor (İsim kullanmıyorum ya, italyan asıllı bir çocuk).  Bir tek onunla düzgün muhabbet edebiliyorum ama o da herşeyi eleştiriyor hacı, adam bildiğin dedikodu yapıyor benim şu anda yaptığım gibi. Ama sevimli çocuk seviyorum kendisini, bu sınava çalışırken her soruyu tek tek ben anlayana kadar anlattı, is it clear nihan(ismimide düzgün telaffuz ediyor.), çok yardımcı oldu. Bir de çocuk da bir burun var, hayranlıkla bakıyorum, nasıl güzel bir burun, bir erkek için fazla güzel bir burun, galiba burna karşı bir takıntım var.

Tüm bu şartlar altında ben umudumu kesmeden asosyal olmamam lazım diye dolaşıyordum. Sonra burada her ayın ilk cuması graduate öğrenciler toplanıyorlarmış, oraya gitmeye karar verdim. Bir italyanla kızla tanıştım, kızla anlaşamıyoruz, aksanlarımız yüzünden ne o beni anlıyor ne ben onu, zaten ortam gürültülü. Sonra biri kız olmak üzere bir kaç türkle tanıştım orada. Bu kısımda ayrı bir ilginç oldu. Aynı şekilde adın ne, hangi okul falan tanışma muhabbeti. Birşeye ihtiyacın varmı, birşeye ihtiyacın varmı? Hayır yok diyorum, gene birşeye ihtiyacın olursa söyle. Hayır birşeye ihtiyacım yok, sadece muhabbet etmeye çalışıyorum. Google olduğu sürece hiç birşeye ihtiyacım yok. Muhabbete giriş cümlesi, Gazi muhafazakar bir okulmuş, he öyle saçı uzunu dövüyorlar ben kaç kere dayak yedim bu saçlar yüzünden, o yüzden yıllarca tepemde yapışık dolaştım o saçlarla. Bursuyluyum bide ben, fakirim, param yetmiyor açım, buraya da beleş yemek yerim diye geldim, beş kuruş para versene abi. Yardıma ihtiyacın varmı?
Ya belki tamamen iyi niyetle sorulmuş sorulardı, bilmiyorum belki ben çok alınganım, ofansif bir insanım ama kendimi şehre yeni gelmiş cahil bir köylü gibi hissettirdiler bana. Yani ne bileyim, santa cruzu nasıl buldun, alışabildin mi,şeklinde muhabbetlerle bir şekilde muhabbet edilebilirdi yani. Ama iletişimdeki sorun yabancı dil değilmiş onu keşfettim, ben ingilizceyi konuşamadığım için öyle oluyor sanıyordum. Kız zaten bir şeye ihtiyacın var mı demekten başka muhabbet etmedi bile doğru düzgün çok soğuk davrandı anlamadım, aklıma direk şey sahnesi geldi hatırlıyor musunuz bilmiyorum da, ayşeciğin polyana olduğu köyden teyzesinin yanına geldiği bir film. O filmdeki ayşecik gibi hissettim. Ama ben polyana değilim, insan da sevmem zaten.

O gün herşey netleşti kafamda. Orada eğlenmek yerine, yapmam gereken bir ödevi yerine getiriyormuşum gibi hissettim. Çok yanlış bir strateji uyguluyordum. Ben ömrümün hiç bir döneminde böyle ortamlarda bulunmadım, hiç de pişman olmadım. Böyle şeyler bana uygun değil. Ben sosyalleşmek istemiyorum ki arkadaş, insanlarla tanışma faslı falan çok sıkıcı şeyler. Ben ihtiyacım olmayan bir şeyi, yapıma uygun olmayan ortamlarda arıyormuşum toplum baskısı yüzünden. Daha da hiç bir sosyal ortama girmem arkadaş. Yani büyük konuşmayım giderim gene de ama kimseyle o zorlama muhabbetleri yapmam, zaten konuşabildiğin adamla bir şekilde ilerliyor muhabbet, misal adını unuttuğum o zenci çocukla baya futbol muhabbeti yaptık ama ilerlemiyorsa da umurum değil. Arada konuşma ihtiyacı duyunca da eşya ile muhabbet ederek o ihtiyacı karşılıyorum.Eşya ile konuşmak eşyanın tabiatına aykırı mı bilmiyorum ama sonuçta kimse türkçe anlamadığı için rahat rahat eşya ile konuşabiliyorum. Misal tavuğa diyorum eridin mi la diye, sonra mp3player'ı şarjı bitince bir sürü küfür ediyorum ulu orta ayıp olur diye düşünmeden. Ama sadece otobüsteyken yanımda biri olsa istiyorum, bir sürü geyik yapacak malzeme buluyorum ama hepsi boşa gidiyor ona üzülüyorum.

Bir de kfc buldum sonunda. Bin bir umutla gittim aldım tavuğumu, bir ısırdım içinden pork çıkmasın mı? Dünya üzerinde tavuk siparişi verip domuz yiyen tek insan ben olabilirim. İnsan açar içini bir inceler yemeden, mal nihan. Crispy sandiviçin içine niye pork koyarsın ki. Neyse içinden porkları çıkarıp tekrar yemeyi denedim ama yiyemedim açlıktan ölmeme rağmen,  ben ömrümde öyle iğrenç bir şey yemedim. Sanki karabiberi yağda kızartmışsın, onu yiyorsun, öyle bir tadı var. Bizim bildiğimiz kfc ile yakından uzaktan hiç bir alakası yok. Daha da gitmem. Geçende Popeyes ile karşılaştım onu deneyim dedim. Ben Türkiyede popeye'den hiç hoşlanmazdım ama buradaki popeyes türkiyedeki kfc'nin aynısı, gerçi genede bir zinger menunun tadını yakalayamamışlar, kfc'nin anavatanında kfc'yi hasret yaşayacağım anşılan...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder