Bugün için üzülerek belirtmek zorundayım ki beş yıllık plan tam bir fiyaskoyla sonuçlanmıştır. Gerçekleştirmemi istediğiniz bütün hayaller, ikinci bir çağrıya kadar ertelenmiştir. Herkes işinin gücünün başına dönsün.

18 Kasım 2012 Pazar

Yollar, arabalar, çikolatalar

Buraya geldiğimden beri araba arayışım hep bir hüsranla sonuçlanıyor burada. Birinde tam alacam sabahında araba satılmış, birinde tamirciye götürdüm baksınlar diye 1000 dolar masrafı var alma dediler, birinde gene alacam ben arabayla test sürüşü yaparken adama telefon geldi araba satıldı diye. Ve en ilginci son denemem oldu, San Jose'ye gittim 2 otobüsle, ne bulursam en ucuzunu alıp çıkacam öyle de kararlıyım. Galeri bildiğin holding, galeri zinciri, binlerce noktada binlerce galerisi olan bir yer. Gittiğim günde bmw'nin yeni modelinin tanıtım event'i varmış, herkes smokinli, yemekler dizilmiş, zengin zengin çinli gençler, hepsi de çinliydi ya lan, Beğendim bir tanesini başka şehirdeymiş, bir saate gelir sen bekle dedi adam. Bekledim, bekledim araba geldi, tam deneme sürüşü yapacam, ehliyeti istedi, ehliyeti görmesiyle ben sana satamam demesi bir oldu, arabayı satmadı kaliforniya ehliyetim yok diye, adama diyorum kimse böyle bir şeyden bahsetmedi sen niye istiyorsun, "olmaz şirket prensibimiz bu, kaza yaparsan dava bize de bulaşır, bir arkadaşını çağır ehliyeti olan o gelsin arabayı galeriden çıkarsın" Oldu canım, millete diyecem Santa Cruz'dan gel buraya arabayı çıkar. Neyse üzüntülü bir şekilde durağa yürürken helal market diye bir yer gördüm merakla bir daldım içeri. İçerisi bildiğin 80'lerden kalma mahalle bakkalı. Çok kötü bir ortam, ve satılan herşey türk ürünü, olca salça, leblebi, duru buğday, eti halley, petibör püskevit, şeklinde türk ürünleri ve bir kaç arapça yazılı arap ürünleri. Leblebi alayım bari kısa günün karı diyerekten kasaya gittim. Adam arap yani tipinden belli de ben gene de bir şansımı deneyim dedim "türk müsün?" diye sordum, sonuçta güneydoğundan olabilir ama ıraklıymış. Şimdi bu görüntüyü gözünün önüne getir, bir amerikalı olsan türkler hakkında ne düşünürsün. Çok mal bir milletiz ya, Iraklı getirip satıyor biz kendimiz kendi ürünlerimizi satamıyoruz. Neyse bu da böyle bir dipnot.

Bu son olaydan sonra da dedim heralde benim araba almamam lazım, tüm bunlar işaret. Sonra gittim ehliyet başvurusu yaptım, hiç bir yerden evrak toplamaya gerek yok, resmini orda çekiyorlar, göz testini orda yapıyorlar sonra çok basit bir test oluyorsun anında geçici ehliyetini veriyorlar, 3 ay sonra da gidip direksiyon testine giriyormuşsun, böylece cal ehliyetin oluyormuş. Ehliyeti aldıktan sonra günlüğü 10dolara araba kiralanabiliyormuş eğer cumadan-pazara 3 gün kiralarsan ki okulda da haftasonları park ücretsiz bende öyle yaparım o zaman kiralarım arabayı diye karar verdim. Ocağa kadar almayacağım araba falan. Böylece cuma günü gidip arabamı kiraladım. Amacım outlet alışveriş merkezlerini gezmek çünkü boston'a gideceğimden mont almam gerekiyor, hemde sıkıldım yani orman,deniz hobit gibi, azcık kapitalizm görmem lazım. Ve macera ondan sonra başladı. Arabayı kiraladığım yerde küçük araba kalmamış aynı fiyata biz sana minivan verelim dediler olur dedim, sonuçta amerika burası yolları, park yerleri büyük diye düşünüyorum. Ne düşünüp, kafamda nasıl bir minivan canladırıp da evet dediysem artık. Araba bildiğim jeep'ten hallice dolmuş büyüklüğünde birşey aşağıda da görebilceğiniz gibi. Neyse dedim sürerim ki ben bunu, heyt be gözlerinin hastası, yolların da kralıyım ya da öyle birşey.


Sonra navigasyon'da ayarladım gideceğim yeri, Gilroy'da bir outlet varmış. Google map'ten bakmıştım 2 farklı yoldan gidilebiliyor ama benim bu gerizekalı navigasyon aleti en kısa yol diye en kötü yolu seçmiş. Bildiğin virajlı, ormanın içinde tek şeritli karadeniz yolu gibi bir yol. Araba'ya alışkın değilim, yol farklı, uzun süredir araba sürmüyorum,bir taraftan yağmur yağıyor, zaten esrayla yaptığımız o kazadan beri viraj fobim var,  hız limiti 45 mil, ama öğrendim ki eğer hava kötüyse yavaş sürmek zorundasın, yani eğer hız limi 45 diye 45'le gidersen yağmurlu havada ceza yersin. Bende 40'la gidiyorum, kurallara uyuyorum. Ama anlamadım arkadaş arabalar tek tek arkama sıra oldular. Sollama olayı diye birşey yok, halbuki hızımda yasalara uygun ama adamlar küfür ediyorlar arkamdan, gerildim de gerildim. Neyse acil durum park yeri gibi bişey görüp oraya girip yol verdim hepsine basıp gittiler.Vardık outlet dedikleri yere, hiç bir bokta yokmuş, çok çirkin bir yerdi zaten, yemek yiyeyecek yer zor buldum. İşe yarar bişey bulurum umuduyla gezdim de gezdim, gezip manyak gibi yorulup, mont almaya diye gidip, kısa kollu tshirt alıp gezimi tamamladım. Artık geri dönmeye hazırım. Ama yol gözümde nasıl korkunç görünüyor, hava da karardı nasıl gidecem. E ama gitmek lazım, bindim gidiyorum, allahım sabahkinden daha korkunç. 

Bu yolun en geniş kısmı, daha da daralıp sadece beyaz ve sarı çizgiden oluştuğu yerler de var.
Aynı Gölbaşıyla-Toki'nin yolu, ışık yok kapkaranlık, yolun şeridini görüyorsun sadece ki onu da göremiyorsun çünkü yol virajlı, karşıdan araba gelirse far'dan dolayı daha beter bütün görüşün gidiyor, 20km boyunca böyle gidiyorsun ve üstüne üstlük manyak gibi de yağmur yağıyor. Yavaş gittim gerçekten bu sefer çünkü önümü görmüyorum ve arkama gene dizildiler, düğün konvoyu gibi olduk en önde ben gidiyoruz. Yol tek şerit, araba hayvan gibi, arkamda ki arabalar stres unsurunu iki katına çıkarıyor, yol verecem verecek yer yok, allah'ım ben ömrümde böyle korkmadım, altıma kaçırsam kaçırırdım yani. Herşeyi kendi başıma yapabilirim diyen, gayet de feminist takılan ben, kendimi beceriksiz görüp baba olur, koca olur, abi olur, ne olursa olur bir erkek figürüne nasıl da ihtiyaç duydum o an. O sürsün arabayı bende yan koltuk da uyuyayım. Hayır süremediğimden değil, yol bomboş olsa 35 mil hızla çok rahatım gidiyorum ama arkadan dizilen düğün konvoy'unun oluşturduğu gerginlik yok mu... Dedim şu viraj'da sağa kırayım siz de kurtulun ben de kurtulayım ama düşündüm ölmemde kiralık arabanın masrafı çıkar sadece vazgeçtim. Neyse gene bir turnout bulup yol verdim de arkadakilere herkes rahatladı. Eve adamımı atar atmaz başladım mı ağlamaya, ben ömrümde öyle ağlamadım ya, hani durduramazsın ya kendini hıçkıra hıçkıra, hatta hıçkırmaktan nefes alamazsın, engel olamazsın kendine, sesli ağlarsın, öyle manyak gibi bir durum, sinirlerim nasıl gerildiyse artık. Daha da gitmem, bokum gibi olmuş outletleride, araba da minivan olmayaydı iyiydi.

Ertesi sabah uyandım, dedim neyse dedim bu yol böyle, San Jose'de ki iki şeritli beğenmeyen hızımı sollar diye San Jose'deki bir outlet'e gitmeye karar verdim. Almam lazım hacı o montu götüm donacak yoksa, gerçi montda değil çikolata outlet'i varmış,  arabaya'da verdik her türlü parayı, ayrıca yapabilirim yılların şöförüyüm, bir kötü tecrübe beni korkutamaz da araba minibüs boyutunda olmayaydı iyiydi. Çıktım yola, gene manyak gibi yağmur yağıyor ama freeway sonuçta 2 şerit sorun yok, sen aptal navigasyon beni freeway'e sokmak yerine ayı yoginin orman yoluna sok gene. Hız limitinin 15 olduğu bir yol düşünün. Bildiğin Karadeniz köy yolu lan. Tek şerit bile değil şerit yok çünkü çoğu yerde. Orman'ın içi olduğundan sis de var mı bir de üstüne ve gene yağmur. Araba da kamyon boyutunda olmayaydı iyiydi. Aşağıdaki yol işte google maps'ten aldım. 

Ama bunu rahat sürdüm çünkü hiç araba yoktu, neden yoktu acaba, mal gps.  Issız, kimsenin tercih etmediği, ormanın içinde daracık bir yol, etraf yağmurlu ve sisli, biri arabanın önüne atlasa durdursa cesedimi bulamazlar lan. Burda böyle bir 15dk yol aldıktan sonra freeway'e çıktım. Freeway'de bunun aynısının iki şeritlisi, viraj allahım viraj, hız limiti 55 mil. Tırstım bi önce gene. Sonra dedim kendine gel 55 mil dediğin ne, 90 km bile değil. Ben milleri kafam da nasıl büyüttüysem arabayla birlikte, araba gözümde tır, 40 mil hızda 130 km hız yani öyle büyütmüşüm. Ben 90 km hızla gölbaşı-toki yolunu almış adamımım, konya yolundaki hızım 130 km. Bunun bilincine varınca, gerçi arabaya alışmış olmanın verdiği rahatlıktan da kaynaklanmış olabilir ama, ben bir rahatladım, sanki konya yolunda sürüyorum arabayı. Sonra şehir içine girince hız düştümü 25'e, benim kafa ambele oldu, algılayamıyorum artık, sanki gitmiyorum duruyor araba.Karşı yönden rüzgar esse geri geri gitcem o derece yavaş geliyor bu da. Böyle bir mala bağladım ama neyse. Alıştım sanırsam da araba tır gibi olmayaydı iyiydi. 
Neyse bu outlet biraz düzüngündü. Mağaza çeşidi falan çok, gezdim gezdim gene mont bulamadım ya. Sonra karnım acıktı diye food court'a geldim. Kepapçı vardı çok şaşırdım. Millet'de önünde sıra olmuş herkes kepap yiyor. Adana kebab, chicken shish, doner kebab... Yalnız duvardaki arapça yazılara çok içerledim almaktan vazgeçtim. Arkadaş yiyeceklerin yarısını yunanlılara, yarısını araplara kaptırmışız. Ne mal milletiz ya. Yunanlılar greek yoghurt diye yogurtu, greek cheese diye beyaz peyniri, europian baklava diye baklavayı satıyor, bunlar da her ne kadar adını korumuş olsalarda o arabça yazıyı gören adam türkleri arap zanneder doğal olarak. Çok sinirlendim gittim mcdonaldstan yedim.


Sonra kendimi çikolata outletine attım, keyfim yerine geldi. Ghirardelli San Francisco'nun meşhur çikolatacısıymış. Hatta San Francisco'da bu çikolatacının olduğu bir caddenin adı da Ghirardelliymiş, San Francisco'da gezilecek yerler listeme ekledim. Ne güzel bir dükkandı o öyle, çikolataları'da çok güzeldi, bayıldım bayıldım. Hallowen ürünlerinde yüzde elli indirim varmış jack-o-latern kutusundan aldım bende metal çikolata kutusu hastalığı olduğundan.Gittiğim yerlerden metal çikolata kutusu topluyorum misal ispanyadanda boğa kafası getirmiştim. San Franciscoya gittiğimde de bunların tramvay kutusundan alacam misal. Lane'lerin evine giderken götürürüm diye bir kutu çikolata alıp çıktım. Böylece iki gün boyunca manyak gibi gezip mont alamadan bitirdim gezilerimi. Artık Boston'da kıçım donacak.

İşte bu o dükkanın resmi


Ghirardelli Square


Edit: Başına sevgili günlük desem olacakmış, bildiğin günlük yazısı olmuş ya bu...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder