Bugün için üzülerek belirtmek zorundayım ki beş yıllık plan tam bir fiyaskoyla sonuçlanmıştır. Gerçekleştirmemi istediğiniz bütün hayaller, ikinci bir çağrıya kadar ertelenmiştir. Herkes işinin gücünün başına dönsün.

4 Kasım 2012 Pazar

Kiraz Ağacı

Bu geç kalınmış bir kurban bayramı yazısı olacak. Ben küçükken, okuma yazma bilmezken, bizim apartmanın yanında dedemlerin  kocaman bir bahçe içinde tek katlı bir evi vardı. Gerçi dedem ben daha yaşıma girmeden öldüğü için ve teyzemin de eşi öldüğü için anneannem teyzemle birlikte o evde kalırdı ve o ev benim için hep teyzemin eviydi. Annem çalıştığı içinde teyzem bana bakardı ve o yüzden o ev benim evimdi. Ama bahçe herkesindi. Tam evin önünde  bahçenin ortasına dikilmiş kocaman bir kiraz ağacı vardı.Başka ağaçlarda vardı bahçede misal kayısı ağaçları ama kayısı ağaçları bizim için bir korku unsuruydu çünkü akşam eve gidelim diye büyük kuzenler, ki kendileri ablamların jenerasyon olur, geceleri kayısı ağaçlarında üç harfililerin yaşadığı masalını uydurmuştu ve bizde inanmıştık her masala inandığımız gibi. Sonra elma ağaçları vardı bir sürü, ama elma çok sıradan bir meyveydi, boyu kısaydı elini uzattığında erişebilirdin, bir önemi yoktu kimsenin gözünde. Sadece ben gider olmamış elmaları toplar yerdim bir köşede. Çok severim olmamış, minicik elmayı. Ama sadece bir meyve ağacıydı işte elma ağacı. Sonra vişne ağaçları vardı ama vişnelere yaklaşmak yasaktı çünkü hem üstümüz kirlenirdi hem de o vişneler daha sonra reçel yapılmak için büyüklere lazımdı. Büyüklerin en kıymetli ağacıydı.

Ama kiraz ağacı bir taneydi ve bahçedeki en büyük ağaçtı. Dalına kurulmuş bir salıncak hiç sökülmeden yaz kış orada dururdu. Ama benim binmem için herkesin okula gitmesi gerekirdi, çünkü en küçük bendim ve hak büyüklerindi. Sonra kirazlar olunca herkes ağaca çıkardı, ben hariç çünkü yer çekimi bir tek bana düşmandı. Kimse yokken bir gün sandalye yardımıyla da olsa ilk dalına çıkmıştım en zorlu kısım olan. Sonrası kolaydı bir adım oraya, bir adım buraya derken yenmemiş yukarıdaki kirazlara ulaşacaktım ki, beni camdan görüp koşarak gelen teyzemin "in bakıyım ordan, düşecen başıma iş açacan, annene ne derim ben çabuk in" diye bağırışıyla irkildim. Bin bir zorlukla çıktığım ağaçtan hiç itiraz etmeden başım önde indim. Halbuki "bişey olmaz ki ya, düşmem ben, banane inmiycem işte inmiycem" şeklinde işi çirkefliğe vurmam lazımdı ama çok uslu çocuktum ben, hep laf dinlerdim. Bunu gören kuzenim, en sevdiğim kuzenim, acımış olacak halime ağaca çıkıp benim için bir kase dolusu kiraz toplayıp önüme koymuştu. Ama amaç kiraz yemek değildi ki, oturup sinirle bütün kaseyi yerken bu sefer de teyzem gelip o kadar çok yersen hasta olursun diye kaseyi önümden almıştı. Bana kiraz ağacına çıkmak yasak olduğu gibi, fazla kiraz yemek de yasaktı. Ağaçtan inmeyi kabullenmiş olabilirdim ama o kadarda uslu değildim, elimden kimse yemeğimi alamazdı. Teyzem mutfaktan çıkınca sakladığı kirazları bulup bir köşede hepsini bitirip, sonra da hepsini kusmuştum.

Sonra kurban bayramlarında herkes o bahçede o kiraz ağacının etrafında toplanırdı. Kiraz ağacına kesilmek için bekleyen kocaman bir inek, dana artık o yıl hangisi uygun görüldüyse bağlanırdı. Bir de koyun olurdu hep ve o koyun bayramın günler öncesinde getirilip bahçenin bir köşesine bağlanırdı. Biz onunla oynardık hep, severdik, gezdirirdik.Ama inek varken neden o koyun da kesilirdi hiç bilmiyorum, galiba kendi açlığımız söz konusu olunca birkaç zaman öncesinde seviyor bile olsak sevdiğimiz şeye zarar vermenin normal olduğunu anlamamız için büyükler tarafından uydurulmuş bir hayat dersiydi. Hiç birimiz umursamadan o koyunu yer, üstüne bir de kafasının üzerinde gözünü sopayla dürterek anatomi çalışırdık. Sonra kuzenlerle toplanıp akrabalara el öpmeye giderdik ve tekrar bahçemize dönerdik, hep bahçede olurduk.

Ben ikinci sınıfa başlayana kadar her kurban bayramı böyle geçti. Sonra büyük dayımın paraya, eve ihtiyacı oldu. Kendisi ağaçlardan ev yapmaya karar verdi bir Ağaoğlu edasıyla, sonuç da o da ağa oğluydu ve istediğini yapma hakkına sahipti. Halbuki dedem ilk oğlunun Atatürk gibi biri olması hayalini kuraraktan ona Mustafa Kemal adını vermiş, o ise Ağaoğlu olmayı tercih etti, yazık. İlk kiraz ağacını kestiler, sonra evi yıktılar. Biz tüm çocuklar sabah akşam sanki suçlu mütahitmiş gibi adamı rahatsız ettik, halbuki o ağacı kesen hain aramızdaydı. Artık kurban bayramı için yeni mekanımız bahçe diye adlandırdıkları yer olmuştu. Konsept gene aynıydı, bir sürü elma ağacı, bir sürü kayısı ağacı, bir sürü vişne ağacı ve oradaki evin önünde bütün ağaçlardan büyük kocaman tek bir kiraz ağacı. Dedem için kiraz ağacının yeri hep evin önüydü, galiba o kiraz ağaçlarının işlevi kurban bayramlarında ineği bağlamak olarak tasarlanmıştı dedemin gözünde. Gene aynı şekilde bir koyun ve bir inek, gene aynı şekilde kuzenlerle akşama kadar orada takılmak, ertesi gün akrabalarla bayramlaşmak. Ortaokula kadar bu böyle devam etti.Tam ben yerçekimiyle verdiğim savaşı kazanıp o kiraz ağacına tırmanmayı başarmışken bu seferde oradaki eve diğer dayım sahip çıktı, girmemize izin vardı bahçeye ama misafirdik artık. Anneannemden aldıkları yetkiyle yengemin istediği zaman bizi evlerimize postalama yetkisi vardı, dayımın kızlarının bu ağaç bizim diye artizlik yapma hakları vardı. Çocuklar teker teker yengem bizi gönderdi diye eve gittikçe, herkes bahçenin kendi paylarına düşen bahçe olmayan bomboş toprakları çitle çevirmeye başlayıp kendi kiraz ağacını dikti. Bahçede artık 8 tane kiraz ağacı vardı. O kiraz ağacı altında toplanıp kurban kesme ritüeli bitmişti, sadece herkes herkesin evini dolaşıp, şekerini alıp evine geri dönüyordu.

O büyük kiraz ağacı bütün heybetiyle orada duruyor ama hala kimse o ağacın altında toplanmıyor, artık kimse o kiraz ağacının altında kurbanını kesmiyor.

Diğerleri gibi bizde kendi payımıza düşen toprak parçasının üzerine kendi ağaçlarımızı diktik. Babam ben çok seviyorum diye bir sürü elma ağacı dikti her çeşidinden, bir sürü kayısı ağacı, vişne ağacı, erik ağacı dikti. Ama babam da dedem gibi kiraz ağacı için uygun sayıyı bir olarak görmüştü. Ama babamın kafasındaki yerleşime göre evin önünde ağaç olmazdı, bizim evin önü çiçeklerin ayrıcalığıydı. Kiraz ağacını gidip çitin dibine, teyzemin evinin önüne dikmişti. Ama hala çok küçüktü, büyümesi, öyle kocaman, devasa olabilmesi için belki bir on yıla daha ihtiyacı vardı. Olsun beklerdim ben, o büyüsün de. Sonra devreye belediye girdi. Etraftan yol geçecekti ve bölge yeniden yapılandırılacaktı, bizim bahçeyi teyzeme, teyzeminkini bize dayımınkini teyzeme şeklinde herkesi birbirine kattı. Annemin gidip teyzeme(ki kendisinden nefret ederim) " abla benim bahçeyi sana vermişler, seninkini bana vermişler gel konuşalım değiştirelim" dediğinde, teyzemin "olur mu orasından ana yol geçecekmiş köşeye dek geliyor, senini benimi yok, devletin kestiği parmak acımaz" şeklinde bir cevap vermesi her şeyi bitiren nokta olmuştu. Evet devletin kestiği parmak acımıyordu belki ama o parmaktan akan kanla akrabanın bir vampir gibi karnını doyurmaya çalışması çok acıtıyordu. Sonradan öğrendik belediyenin suçu yokmuş, teyzemin oğlu yolların geçeceği yerleri öğrenip, araya adam sokup ortalığı karıştırmış, bunun üzerine bizde karşı atakla geri aldık ama kiraz ağacı gene gitti, kiraz ağacı teyzemin tarafında kaldı. Daha büyüyemeden beş yaşındayken teyzeme gitti. Son kiraz ağacımı da kaybettikten sonra, bayramlarda bayramlıktan çıktı. Artık bayramlarda bir kaçı hariç hiçbirine gitmemeye başladım. Beni büyüten teyzem ki akrabalarım içinde en kıymetlimdir, büyük dayım ki ilk kiraz ağacımın katili de olsa her şeye rağmen çok severdim (iki yıl önce vefat etti), ve büyük teyzem ki kendisine duyduğum saygıyı hiç bir akrabama duymam, canım isterse ruh halime bağlı belki küçük dayım ve babaannem gittiğim tek akrabalarım. Ama tüm bunlara rağmen herkes bize gelmeye devam eder, görmek istediklerim de görmeye dayanamadıklarım da.

Tüm bu şartlar altında kiraz ağacının olmadığı bayram benim için bayram değil, evde tatil olmasına rağmen pijamamla oturmama engel olan, gereksiz bir gelenek, gereksiz bir işkence. Sizlerin aksine ben buraya geldiğimden beri sadece bayramda ailemden uzak olduğum için mutlu oldum. Ve ben bayramları, kiraz ağacım olduğu zaman tekrardan sevmeye başlayacağım. Bir gün tam evimin önüne bir kiraz ağacı dikeceğim, diktiğim kiraz kocaman olacak. O ağaç kocaman olduğunda belki ben yürüyemecek kadar yaşlanmış olacağım ama genede yürüyemesem de o kiraz ağacının dalının üstünde koparıp yediğim kirazlarla kutlayacağım bayramı. Sonra nille rüzgar gelip deli teyzem ağaca çıkmış gene diye bana gülecekler, ama sonra onlarda yanıma gelecek. Hepimiz kiraz ağacının dalına tüneyip öyle kutlayacağız bayramları.( Ayy yazarken bir an gözümde canlandı çok güldüm ben bu sahneye.) Tamam çok abarttım ama en azından kiraz ağacının altında beyaz plastik sandalyede otururum, kiraz ağacı evimin önünde dursun o yeter.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder