Biliyorsunuzdur, biz Türkler Cumhuriyeti kurana kadar yılbaşını kutlamıyorduk. Osmanlı döneminde, ülkede yaşayan hristiyan halk noeli kutluyordu ve yabancı elçiler tarafından düzenlenen balolara saray mensupları katıldığı kaynaklarda yer alıyor.
O dönemlerde Hicri takvim kullanıldığından ötürü, Muharrem ayı yılın ilk ayıydı, her yıl miladi başka bir güne denk gelen yılbaşına müslümanlar tarafından bir önem verilmiyordu. Ancak bildiğiniz üzere, hala da devam ettirdiğimiz gelenek Aşure günü de Muharrem ayının 10. gününe denk geliyordu ancak bu kutlama değil, aslında Kerbela olayının yasını tutmak anlamına geliyordu.
Ama aslında Cumhuriyete kadar kutlamıyorduk desek de, sadece anadoluya ve halka ulaşmamıştı. Cumhuriyet öncesinde, Tanzimat sonrasında İstanbul'un aydınları arasında yılbaşı kutlamaları başlamıştı. Ancak günümüzdeki anlamda yılbaşı kutlamaları Cumhuriyetle miladi takvime geçilmesinden bir yıl sonra 1926'nın bittiği gün başladı denilebilir. O gece Elektrik İdaresi gece 12'de şehrin tüm ışıklarını bir dakika söndürerek böyle bir geleneği başlattı. Gerçi şehirlerin ve hatta Ankaradaki ilçelerin bile çoğunda elektrik olmadığı düşünülünce halkın bundan ne anladığı meçhul.(Ayrıca lamba söndürüp yakma geleneğimizde böyle başlamış olabilir.) 1931 yılında Teyyare Piyangosu 1 milyon liralık büyük çekilişle piyango geleneğimizi başlattı. 1 Ocak gününün tatil edilmesi ise 1935 yılını buldu. Eğer merak ederseniz, ve yazılanları anlamaya Türkçeniz yeterse o günkü meclis tutanaklarına buradan ulaşabilirsiniz. Şahsen ben okumayı beceremedim. http://www.tbmm.gov.tr/tutanaklar/TUTANAK/TBMM/d05/c003/tbmm05003031.pdf
İşte Noel Baba figürü de bu dönemde hayatımıza girdi. Dünya'nın Santa Claus olarak tanıdığı Aziz, Vakit gazetesinin çevirmeni belli olmayan bir öyküsü ile yurtta Noel Baba olarak tanınmaya başlandı. Father Christmas ifadesi yani Türkçeyle Peder, çevirmen tarafından Noel Baba olarak çevirilince hepimizin zihinlerine bu şekilde kazınmış oldu. Yani ismin tüm suçlusu Vakit gazetesinde yayınlanan "Noel Baba'nın başına gelenler" öyküsü. Öykü de şöyle;
“Çocuklar ve bütün ev halkı Noel ağacının
etrafında halka olmuşlardı. (...) Salonda birdenbire bir gürültü koptu...
‘Geliyor’, ‘geliyor’ diye sesler yükseldi.
İçeriye sımsıkı ve garip elbiseler içinde iri yarı, şişman
yüzlü, uzun favorili ve sakallı bir adam girdi... Bu Noel Baba idi...”
![]() |
| Noel Baba ile Nasrettin Hoca'yı karşılaştırmak nasıl bir kafanın ürünü anlayamıyorum. |
Günümüzde kendi kültüründen bir haber cahil insanların kültür savunuculuğuna soyunup, başka kültürün figürünü yaygaralar kopartıp, şiddet unsurları ile, insanların tercihlerine saygısızlık ile yaptığı gibi yapmadılar bunu. Çünkü hepsi insanlıktan nasibini almış, kendi kültürünün bilincinde, eğitimli insanlardı.
İnsanlar başka kültürleri yok ederek, yasaklayarak kendi kültürlerini koruyamazlar. Kendi çocuklarını kendi kültürleriyle barıştırmak, başka kültürler tarafından asimile olmasına engel olmak istiyorsan önce kendi kültürünü cazip hale getirmelisin. Her sene kıskançlıktan için çürümüş halde akrabalarınla sidik yarıştırdığın bayramlar, çocukların tarafından nasıl algılanıyor bir düşün, sonra aç üstüne bir noel baba filmi izle. Sonrasını kendin yorumla. Çocukların iyilikle hediyeleşen, renkli süslerle, eğlencelerle oluşturulmuş bir kültür imgesini, birbirlerine laf sokmak için yarışa girişilmiş bir ortama tercih etmesinin sebebini anlayacak zekaya sahipsen sorunun kaynağını da bulmuşsundur. Burada yanlış anlaşılmasın, bir kültürü diğerinin altına koymuyorum, ikisi de aynı derece kutsal ve kendi inancımdan ötürü benim bayramım benim için daha değerli. Ama o kültürleri insanların nasıl yaşadıklarında kesinlikle bir karşılaştırma mevcut ve bu yaşayışlardan birini kesinlikle diğerinin üstüne koyuyorum.
Neyse işte, biz gelelim yılbaşı ağacına.Yılbaşı ağacı süsleme olayının Pagan olduğu, bu sebeple islamiyet öncesi Türklerde de benzer davranışlar görüldüğü iddiası olsa da, bence bu aşırı zorlama bir iddia olarak görünüyor. (Ayrıca konunun uzmanlarından okuduğum kadarıyla İslam öncesi Türkler sanılanın aksine pagan da şaman da değillerdi, Tengrizm denilen bir dine inanıyorlardı ama insanlar genelde benzer ögeler olduğundan bunlara toptan Şamanizm deyip geçiyorlar) Ancak Osmanlı döneminde yılbaşı ağacına benzer özellikte bir şey vardı; nahıl ağacı. Bu nahıl adı verilen ağaç şekilli süs, yeni yılı kutlamak için kullanılmasa da düğünlerde, törenlerde kısaca büyük çaplı her türlü şenlikte kullanılırdı.
Nahıl kelimesi arapça hurma ağacı(nahil) manasına geliyordu. Osmanlı döneminde düğün ve sünnet şenliklerinde, şenlik alayının önünde kullanılan, ağaç şekli verilmiş, üzeri çeşitli yiyecekler, yaldızlar, süs eşyaları ile donatılmış bir süstü. Özellikle bu nahıllar şehzade sünnet düğünlerinde daha da göz alıcı hale gelirdi. Muhteşem Yüzyıl'dan hatırlayacağınız Pargalı'nın Kanuni'nin kardeşi Hatice Sultan ile evlendiğinde, düğünü için yaptırdığı nahıl ise görkemiyle yıllarca konuşulmuş. (Hatırlarsanız kendisi oldukça zenginliğe ve gösterişe düşkün bir insandı.) Hatta Evliya Çelebi'de Seyahatname'sinde İstanbul'da 55 nahılcı bulunduğunu yazmıştı.Elimizde hiç bir nahıl örneği bulunmasa da bir kaç minyatürde resmedilmiş şekilde görünmekte bu Türk şenlik ağaçları. Günümüzde ise orta Anadolu'nun bazı bölgelerinde benzer bir gelenek düğünlerde devam ettirilmekteymiş.
Tüm bunlardan sonra birisi yılbaşı ağacınıza laf ederse ona cümle bile kurmadan kısaca nahıl deyin. Anlamazsa kültürünün bir ögesini nasıl bilmediği üzerinden aşağılarsanız, kişi büyük ihtimalle utanç içinde susacaktır. Kimse kusura bakmasın ama başka insanların yaşam tercihlerine yorum hakkını kendinde gören her insan daha büyük aşağılamaları hak etmekte. Bu durumda insanların cahillikleriyle alay edilmez kuralı da görmezden gelinebilinir.
Nahıl kelimesi arapça hurma ağacı(nahil) manasına geliyordu. Osmanlı döneminde düğün ve sünnet şenliklerinde, şenlik alayının önünde kullanılan, ağaç şekli verilmiş, üzeri çeşitli yiyecekler, yaldızlar, süs eşyaları ile donatılmış bir süstü. Özellikle bu nahıllar şehzade sünnet düğünlerinde daha da göz alıcı hale gelirdi. Muhteşem Yüzyıl'dan hatırlayacağınız Pargalı'nın Kanuni'nin kardeşi Hatice Sultan ile evlendiğinde, düğünü için yaptırdığı nahıl ise görkemiyle yıllarca konuşulmuş. (Hatırlarsanız kendisi oldukça zenginliğe ve gösterişe düşkün bir insandı.) Hatta Evliya Çelebi'de Seyahatname'sinde İstanbul'da 55 nahılcı bulunduğunu yazmıştı.Elimizde hiç bir nahıl örneği bulunmasa da bir kaç minyatürde resmedilmiş şekilde görünmekte bu Türk şenlik ağaçları. Günümüzde ise orta Anadolu'nun bazı bölgelerinde benzer bir gelenek düğünlerde devam ettirilmekteymiş.Tüm bunlardan sonra birisi yılbaşı ağacınıza laf ederse ona cümle bile kurmadan kısaca nahıl deyin. Anlamazsa kültürünün bir ögesini nasıl bilmediği üzerinden aşağılarsanız, kişi büyük ihtimalle utanç içinde susacaktır. Kimse kusura bakmasın ama başka insanların yaşam tercihlerine yorum hakkını kendinde gören her insan daha büyük aşağılamaları hak etmekte. Bu durumda insanların cahillikleriyle alay edilmez kuralı da görmezden gelinebilinir.


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder