Bugün için üzülerek belirtmek zorundayım ki beş yıllık plan tam bir fiyaskoyla sonuçlanmıştır. Gerçekleştirmemi istediğiniz bütün hayaller, ikinci bir çağrıya kadar ertelenmiştir. Herkes işinin gücünün başına dönsün.
29 Mart 2015 Pazar
Rüya'daki
Çok garip bir rüya gördüm. Uzun zamandır böyle film tadında, tanımadığım insanlarla, bilmediğim mekanlarla dolu rüyalar görmüyordum. Rüyadaki her şey o kadar farklıydı ki. Önce iş yerindeyim. Ama iş yerim hiç şimdiki gibi değil. En tepedeki yönetici işte, şirketin sahibi diyeyim, gerçi şirketin sahibi de değil, CEO mu ne ondan işte, kadın gelmiş bana ceviz veriyor, işimiz cevizmiş. Cevizle ilgili ne iş yapıyorsak. Ben de mail atıyorum, cevizin detayları ile ilgili, ama o iş benim değil arkadaşın işi, elinden işini aldım diye vicdan azabı duyuyorum. Sonra arkadaşa gösteriyorum, böyle böyle oldu diye, kızmıyor bana. Ama ben kendimi o kadar suçlu ve kötü hissediyorum ki. CEO farkederse kızar bana diye de korkuyorum. Çok berbat hissediyorum. Çalışmaya devam ediyoruz, dışarıda kar yağıyor. Ben bir yere kıvrılıp uyuyorum. Uyandığımda mesai bitiyor ve eve gitmek için trene biniyoruz. Evet bildiğiniz böyle ülkeler arası tren. Hani hint filmlerinde olur ya, onlardan. Ve ben birden nasıl olduğununu anlamadan, insan ve ter kokan bir trende buluyorum kendimi. Etrafımda yabancılar dolu. Hintliler, araplar, çinliler...bir de teyzemle ablam var. Bir ara kendimden geçmiş uyuyorum. (ne uyudum be rüyada) Uyandığımda önümde durmuş camdan bakan bir hintli görüyorum. Üzerinde garip böcekler var, yapışmışlar. Bana dokunmasın istiyorum, allahım bitsin bu yolculuk. Allah'tan aniden iniyoruz trenden. Eve gelmişiz, iniyorum, istasyondayım. Hava böyle güneş yeni batmış, grimsi bir aydınlıkta. Ellerimde bir sürü meyve var. Hangi ara markete gidip alışveriş yapmışsam. Karşıdan biri geliyor, bembeyaz giyinmiş. Üstünde beyaz bir pantolon, yakasını iliklememiş beyaz bir gömlek, göz göze geliyoruz, gülümsüyorum, selam veriyorum, şaşırıyor ama o da gülümseyerek bana selam veriyor. Kim o diyorlar, bilmiyorum diyorum, ve gerçekten de bilmiyorum. Ömrüm boyunca gördüğüm biri değil, tanıdığım ne ünlüye ne ünsüze kimseye benzemiyor. Kumral yani Çağatay Ulusoy renginde, 180 boylarında, hafif kilolu biri. Uyandığımda çok kötü bir rüya olmasına rağmen gülüyordum. Garip.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Kötü yerde bitmiş :)
YanıtlaSilSorma, en heyecanlı yerinde bitti, bu gece devamını görmeyi umuyorum :)
Sil