Ben bu blogda en çok neyi seviyorum, neden kopmaya çalışıp da hep geri geliyorum? Çünkü kendime ait bir kayıt defteri gibi. Dönüp okuduğumda, zaman geçip de dönüp okuduğumda, geçmişte, o anda neler hissettiğimi, olayların bana neler hissettirdiğini görebiliyorum. Günlük gibi ama daha güzel. Ben o günde neler olduğunu zaten hatırlıyorum, olmuş olaylar önemli değil. Burayı okuduğumda o tarihte ne hissettiğimi, hangi ruh halinde olduğumu görüyorum. Bazen ne saçmalamışım diye kendime çok gülüyorum gerçi, hatta çoğu zaman. Ama duyguların nerede başladığını görüyorum. Hani üstünden zaman geçince inkar ettiğimiz, yok saydığımız, çarpıttığımız duyguların gerçeklerini.
Az önce de yazıp da yayınlayamadığım bir taslağıma dek geldim. Bir sonbahar günü yazmışım, malum tarihten sonrası, 2 haftadan bile az bir süre sonra yani. Kendi kendime zamanla oldu, yorumlaya yorumlaya, kafamda kura kura, freud, elektra kompleksi falan diye söylenirken; ben başlatmadım diye kendimi ikna etmeye çabalarken olay hiç de düşündüğüm gibi değilmiş. Şimdi düşününce, ilk gün evet ilk gün aklımdan geçirdiklerimi düşününce, zamanla değil anında olmuş. Ben sadece suçu atmaya çalışıyormuşum bilinçaltımda.
Şöyle yazmışım;
"Aman tanrım! Farkındaymış hasta olduğumun. Burnumu sümüklü olduğum için sildiğimi düşünmüyormuş. Sesimdeki garipliğe sebep travestiliğim değil, farkındaymış. Burnumun ve gözlerimin kızarlıklığı ise taşıdığım bir tür fare geni değil, biliyormuş. Yarabbim benimle ilgileniyormuş."
Arada başka şeyler de yazdıktan sonra da demişim ki;
"Halbuki ben genelde ederim böyle işe. Sonra da çeker giderim. Ben, ben olsam böyle yapardım. Ama sen öyle bakıp da gülünce ben, ben olamıyorum. Öyle güzel bakmasan ederim böyle işe de ben sana hayır diyemiyorum."
Gerçi o bakışların sebebi de sonradan anlaşıldı. (sevdiğim kız bana abi deyince...)
Ah ne günlerdi be, gençlik işte.
O değil de bu elektra kompleksi beni cidden ürkütüyor, düşününce birazdan daha fazla babama benziyor, hatta çok benziyor. Yani birebir aynı görünmüyor ama benzemiyor da diyemem, onu anımsatan çok fazla özelliği var, hem davranış hem görünüş. Başından beri farkındayım aslında bunun ama inkar ediyordum içten içe de abla muhabbetinden sonra inkar edemiyorum. İtiraf edeyim de, ben de böyle böyle soğuyayım madem.Of nasıl çarpık saçma sapan bir şeyin içinde buldum kendimi, sen yıllarca dur dur, olacak iş mi?
Töbe tanrım!
Kaçış noktası değil mi senin içinde buralar.
YanıtlaSilBen sizi biraz daha okudukça kayboluyorum kendi içimde.
O kaybolma yolunu bulamamamdan değil yanlş anlaşılmasın.
Okurken sokaklara daha dikkatli bakıyorum, aslında bilmediğim o kadar yer varmış onu fark ediyorum.
Yazıyla ne alaka deme sakın.
Gelip uğradığımı bil.
İnan saçma gülümsememle ayrılıyorum şuan :)
Bu arada kopma sakın.
Kaybolma ortalıktan.
Ne güzel, kendi kaybolduğum yetmiyormuş gibi insanların da kaybolmasına sebep oluyormuşum :) Teşekkür ederim, birilerinin gelip okuduğunu bilmek çok mutlu ediyor beni, yabancıyız belki ama öylesi daha güzel.
SilAyrıca sen yazıyla ne alaka deme demişsin ama, demesem de bir aklımdan geçirdim elimde olmadan :))