"It was the best of times, it was the worst of times, it was the age of wisdom, it was the age of foolishness..."
Bundan tam 2 yıl önce. Ya da 2012 sonu, 2013 başı de. Her şey tam da Dickens'ın anlatmaya çalıştığı
gibiydi. Önümde her şey vardı, ve aynı zamanda hiçbir şey de yoktu. Hayatımın en genç hissettiğim dönemi, ve aynı şekilde en yaşlı. En bilge ve en aptal olduğum dönemiydi. Kendimi en sevdiğim ve kendimden en çok nefret ettiğim. Kendimi herşeyi yapabilecek kadar güçlü hissederken, çekinmeden elimi istediğim her şeye uzatırken, tüm kapıları üstüme kapatıp saklanacak kadar da korkaktım. Etrafımda hiç olmadığı kadar çok insan vardı, yanımda hiç kimse yoktu. Yıllarca sabittim, hep bir grilik, ama tüm o süreçte oturdum kafamın dünya gibi kendi etrafımda çizdiği tam daireyi izledim, bazen gece oldu, bazen gündüz.
Öyle bir değişim, öyle bir karmaşa, öyle bir çelişki.Hepsi 2012'de başladı. Hayatımı 2012 öncesi ve sonrası diye çok keskin çizgilerle ayırabilirim. Karakterimi, inançlarımı, sevgilerimi, düşüncelerimi...hepsini tereddüt dahi etmeden ayırabilirim. Süreç devam ediyor, başım hala dönüyor, değişim bitmedi. Hala o sancıları çekiyorum. Önce ben değiştim, sonra etrafımdaki her şey, herkes... şimdi ise hayatımdan atmam gerekenleri, kişileri, yüklerimi, kötülerimi yavaş yavaş atıyorum. Gerçi hala bir umut tuttuklarım var, ya ileride ihtiyacım olursa, ya yanlış bir yargıya varıyorsam diye endişeyle bir köşede tuttuklarım...Ama onlar da gidecek gibi duruyor. Gelecek öyle gösteriyor. Tüm değerlerim, inançlarım, ahlak yargım, insanları, istediklerim, istemediklerim...tüm o bir halta yaramayanlar işte. Gidecekler birer birer, yerlerine yenileri gelirken. Süreç devam devam ediyor ve benim başım hala dönüyor.
Ama hiçbir zaman hiçbir şey o iki şehir arasındaki zaman gibi olmayacak. Hayatımın hiçbir döneminde o anda hissettiğim gibi hissetmeyeceğim, hissedemeyeceğim. Hiçbir şey o zamanlardaki gibi heyecanlandıramayacak beni, korkutamayacak, mutlu edemeyecek...özgür, evet özgür ve genç hissettiremeyecek. Hiçbir zaman o zamanki gibi kendimi güzel, akıllı, cesur, olması gereken her şeye sahip hissedemeyeceğim. Hiçbir zaman kendimi o zamanki gibi, aciz, korkak, aptal, çirkin ve yetersiz hissetmeyeceğim. Hiçbir şey öyle özel olmayacak. Aşk bile, herkesin bahsedip durduğu aşkın hissettirdikleri bile o zamanın yanına dahi yaklaştıramazken... O andan itibaren, Mart 2013'den beri, o dönüm noktasından itibaren, hayatımdaki hiçbir şey iyi ya da kötü olmayacak, sadece herşey"daha" sözcüğü ile tanımlanabilir olacak, belki her şey daha iyi, belki daha kötü... çünkü;
"It was the best of times, it was the worst of times, it was the age of wisdom, it was the age of foolishness, it was the epoch of belief, it was the epoch of incredulity, it was the season of Light, it was the season of Darkness, it was the spring of hope, it was the winter of despair, we had everything before us, we had nothing before us, we were all going direct to Heaven, we were all going direct the other way - in short, the period was so far like the present period, that some of its noisiest authorities insisted on its being received, for good or for evil, in the superlative degree of comparison only"

Ortaklıklar oğuz atay ile sınırlı değil gibi pretender hanım, bu kitap da en sevdiklerimdendir. Bunu da ben farketmiş olayım :)
YanıtlaSilHatta sadece kitaplarla da değil, hep sevdiğim şarkıları da paylaşmışsın :)
SilBu yorum yazar tarafından silindi.
YanıtlaSil