Bugün için üzülerek belirtmek zorundayım ki beş yıllık plan tam bir fiyaskoyla sonuçlanmıştır. Gerçekleştirmemi istediğiniz bütün hayaller, ikinci bir çağrıya kadar ertelenmiştir. Herkes işinin gücünün başına dönsün.

2 Nisan 2013 Salı

Sliding Doors / Rastlantının Böylesi

* Sıpoylır falan olabilir....(İç ses: şu spoiler'a türkçe bir karşılık bulsak ya...TDK uyuma, Türkçeye sahip çık!)

Geçen Gönül'ün yazdığı blog yazısını okuyorum, Sliding Doors diye bir filmden bahsediyordu yazıda. Sliding Doors yazısını görünce aklıma hemen kapanan metro kapısı önünde kalmış Gwyneth Paltrow geldi ama sadece o kadar. Biliyordum ben o filmi, bir kadının hayatını metroyu kaçırmış ve kaçırmamış şeklinde anlatan bir filmdi işte. Hatta artık bilinçaltımda nasıl bir karışıklık olduysa metroyu kaçıran da kısa sarı saçlı Gwyneth Paltrow'du beynimdeki görüntüde, halbuki hiç de öyle değilmiş.  Artık hayatımda buna benzer nasıl karışıklıklar varsa, doğru bildiğim kaç şey yanlış, beynimin içinde aslında kumral olmasına rağmen sarışın sandığım kaç tane Gwyneth Paltrow varsa, düşünmeden edemiyorum kaç gündür. Kendime olan tüm inancımı, bildiklerime duyduğum güvenin tamamını kaybettim. 90'ları baştan yaşamam lazım bu açığı kapatmak için. Şirinlerden başlayarak Matrix'e gelmem lazım en kısa sürede, Cin Aliden başlayıp Kaşağı'dan Harry Potter'a varmam lazım hemen şimdi. Yoo tanrım yoo, bu gerçek olamaz! Beynimde Nietzsche'ye ait sandığım sözler Saidi Nursi'ye ait çıkarsa ya... Dehşet!

Neyse dehşetimi bir kenara bırakırsam ben bu filmi hiç izlememişim ki, hep TV'de metrolu sahneyi görmüşüm, tamamını izleyince anladım. Film 1998 yılında çekilmiş bundan taaa 15 yıl önce işte. Ana karakter Helen(Gwyneth Paltrow) Londra'da yaşayan bir halka ilişkiler uzmanı, işinden kovulunca da eve erken dönmesi gerekiyor. Dönerken de metroyu kullanıyor. İşte olay burada başlıyor. Merdivenlerden inerken bir kız çocuğuna çarpan Helen saniyelik bir farkla metroyu kaçırıyor. Böylece eve geç gelip sevgilisini onu aldatırken yakalayamıyor; bu birinci hikaye. İkinci hikayede ise merdivenlerden inerken çarpacağı kız çocuğunu annesi kenara çekiyor ve metroyu yakalıyor ve orada James ile tanışıyor, tabii eve de erken gidip sevgilisini kendisini aldatırken yakalıyor.Yani metro falan hikaye, her şeyin sorumlusu o kız çocuğu ya neyse. Film boyunca iki farklı hikaye izliyoruz, ufacık bir saniye'de nelerin değişebileceğini, metroyu kaçırınca hayatı nasıl olacak, metroyu kaçırmayınca hayatı nasıl olacak; iki hikayeyi de paralel zamanlı olarak izliyoruz. Haa meraklanmayın film boyunca karışıklık olmasın, iki farklı hikayeyi karıştırmayalım diye yönetmen her şeyi düşünmüş. İlk olarak iki hikayeyi Helen'ın başındaki yara bandıyla ayırırken, daha sonra depresyona giren Helen'a yapılan bir saç kesimiyle de iki hikayeyi karıştırmadan izleyebiliyoruz.

Filmin türü ne, onu pek çözemedim, romantik komedi desen komedi yok, drama desen olaylar hiç dramatik değil ama romantik komedi öğelerinin çoğunu içeriyor, komedi hariç. Komediyi Gerry'nin garip arkadaşı mı sağlamalıydı acaba, uyuzun önde gideni, tüm her şeye gülen. Lan adam diyor sevgilim beni bastı adam kahkaha atıyor, oldu canım çok komiksiniz. Arkadaş demişken de, önemli üç karakterin iç dünyasını anlayalım diye de hepsine bir arkadaş vermişler,yoksa James'in iki repliği olan o arkadaşının ne işi var filmde. Klişelere doyamadım izlerken.

Evet fikir dahice görünüyor ama ben ne anlatmaya çalıştı onu çözemedim. Bizim kader anlayışımız mı ana fikir; ölüm, doğum ve hayatına girecek insanlar önceden belirlenmiştir, ne olursa olsun o belirlenen şeyleri yaşarsın ama detaylar değişir mi,  ufacık şeyler hayatımızı bambaşka noktalara sürükleyebilir mi? Peki tüm bunlar neden sadece Helen'ın hayatını etkiliyor, kelebek etkisi diye bir şey var sonuçta, Afrika'da bir kelebek kanat çırpsa, ben ağlarım burada. Ya da anlatmaya çalıştığı erkeklerin hepsinin birer öküz olduğu mu?


Neyse işte benim filmden çıkardığım sonuç şu; eğer ben kumral Gwyneth Paltrow'un fiziğine sahip olsaydım şu anda bambaşka bir hayatım olurdu. Kişiliğim bile şu anki halimden farklı olurdu, herkesin bana davranışı farklı olacağı için hayat hikayem bambaşka olurdu yüzde yüz. Evet tüm film boyunca bunu düşündüm, kumral hali çok güzel göründü gözüme, n'apayım, eğer öyle olsaydı acaba nasıl bir insan olurdum? (Kendime not: bundan çok süper bir film konusu çıkar, hatta çıkarttım bile.)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder