Benim de bir kocam olsun isterim. Önce görkemli bir düğün yapılır, ben beyazlar içinde koca götümle kendimi arwen oldum sanıp salınırken, aslında gayet vasat olan ama bana prens gibi görünen kocacığım pistin ortasında oğuz yılmaz şarkılarında seymen style dans eder. Ama tüm o alaturkalığımıza rağmen bir leonard cohen şarkısıyla yapmamız lazım açılış dansımızı, ya da ben bilmem o karar versin. Bir sürü elleri öpülesi yeni akrabalarım olur, akraba candır, çoğalsınlar amca,dayı,teyze sayısı 2 katına çıksın, dört köşe akraba, hısım dolsun. Kocacığım için yemekler hazırlarım, o da ödül olarak beni haftasonları alışveriş merkezine götürür. Birlikte mağazaların vitrinleri önünde dolaşırız el ele, en az yirmi çift ayakkabımız olur, sonra ikea'ya gideriz o ayakkabıları saklamak için dolaplar almalı. Ama hep alışveriş yapmak olmaz, bazende sinemaya gitmek lazım, sonuçta kültürlü insanlarız, kapitalizmi sevmez sanatı destekleriz, hangi filme gitsek acaba, beş minare olabilir bence. Her sabah aynı saatte kalkıp işe gidip geri döneriz, ben sofrayı hazırlar, bulaşıkları yıkar sonra da tv karşısında kocam ne izliyorsa artık oturup onu izlerim. Sonra yavaştan havalar ısınmaya mı başladı ne, yaz yaklaştı tatil planları yapmak lazım. Bir yıl boyunca çalıştığımız paraları bodruma kadar gidip bir havuzun kenarında yiyelim, bir taraftan da seneye parise, romaya gitme hayalleri kuralım. Ama gelecek sene gelince aldığımız ayakkabı sayısı kırka çıktığı için o senede antalyaya gidelim, uff daha mutfak dolapları yenilenecek. Sonra üç çocuğumuz olsun, üremek lazım, tek derdimiz o olduğundan. O çocuklarla ruhumuzun yıllardır kullanmadığımız bir parçası yeniden harekete geçer sonra. Yıllardır her hareketi programlanmış bir saatle ilerleyen robotlar olarak mutlu mutlu çocuğumuzun geleceği için hayaller kurarız, hangi okula gidecek, büyüyünce ne iş yapacak hepsine karar verelim ki ona düşünecek birşey kalmasın. Bir ev, bir araba, üç de çocuk bizden mutlusu mu olur?(Kıçımı kaşıyım aman nazar değmesin) Sonra ve çok sonra bir vakit çekip gideriz arkamızda bir kaç DNA'mızı bırakmanın huzuruyla.
Ben de zengin olmak isterim. Kapımın önünde her marka alman arabası sıralansı iri ufaklı. Belki de bir italyan araba koleksiyonu bir de, yağım çok istediğim yere sürebilirim. Bir tepenin üzerinde kocaman bir malikanem olsun. Sonra belki bir yalı alırım istanbuldan. Yazın bodrumdaki evimde yaşarım. Kafama esdikçe istediğim ülkeye giderim ama nedense hep kafama birinci dünya ülkeleri essin, fakirliği görmeye katlanamam çünkü. Sonra bir mankenle evlenirim çünkü sahip olduğum herşey gibi eşimde şaşalı olmalı görüntüsüyle, eskidi mi atar yenisini alırım. İstediğimi yer, istediğimi giyer, istediğimi görür, istediğimi severim.Ben nasıl görürsem dünya öyledir, bakarsın bir gün orman, bir bakarsın ben istemişim bir gün rezidans. Yiyip içip gezip sonra ve çok sonra bir vakit, arkamda bir kaç DNA ve miras kavgası bırakıp çekip giderim dünyadan.
Ben de siyasetle uğraşmak isterim. Oturduğum koltukta ceviz sütüyle, altın çileklerle beslenirken çocuğuna yemek bulamadı diye intihar eden anneye, halkıma, kemerini sık altyazılı, ekonomimiz ne kadar da güzel diye anlatarak seslenişler dizerim. Ülkeyi öyle bir yönetirim ki bir kitabı masaya çarparım, küçük esnaf ölür, bir gülümserim dünkü müteahhit ağa olur. Ülkenin yarısı tapar bana, ama bir kısmı için diktatör olmuşum ne farkeder, her zaman beni takip edecek bir kaç koyun sürüm olduktan sonra. Niyetim iyi aslında, ülkeyi kalkındırmak ama kalkınmaktan anladığımız farklıysa halkımın bir kaçından bana ne. Bende başkan olmak isterim. Siyah kurşun geçirmez arabalarımın içinden oğlunu bir kurşunla kaybetmiş vatandaşlarıma el sallamak isterim. Her zaman bir kurban olur, napabilirim. İngiltere kraliçesiyle kahvaltı, arap şeyhiyle akşam yemeği, amerikan başkanıyla brunch yapmak isterim. Eğitim önemli her şehre üniversiteler açarım, çocuklarımı da harvardlara yollarım, bina demek eğitimdir çünkü. İnsanlardan beni ikna etmeleri için akrobatik hareketler yapmalarını talep edebilirim. Vatandaşlarımı çok severim yorulmasın onlar diye onlar için hayallerini bile ben kurarım. Ne giyceklerine, ye içeceklerine, nerede, ne şekilde üreyeceklerine hepsine ben karar veririm ki halkım düşünüp yorulmasın, çok severim ben halkımı. Daha neler yaparım, neler de burda anlatmak yerine halkımı şaşırtmayı tercih ederim. Sonra ve çok sonra bir vakit, arkamda bir kaç DNA, yüklü bir miras ve birkaç sokak ve cadde ismi bırakıp çeker giderim buralardan.
Ben aslında ünlü olmak isterim, bir futbolcu olur, oyuncu olur, manken olur, şarkıcı olur farketmez. Hiç beyin hücresi kullanmadan sadece fiziksel özelliklerimle milyonları cebime indirip, diğer milyonları da kendime hayran bırakmak isterim. Hiç bir şey üretmediğim halde, bir güçlü bacak, bir güzel göz, ince bir bel, titrerken güzel tınılar çıkaran bir kaç ses teli yüzünden sanatçı ya da sporcu olarak anılırım bende. Bu ülkenin nadide bir sanatçısı olurum bende. Yarışmalar düzenler o koltuklarda başka insanların karşımda yaptıkları şebekliklerle alay ederek jürilik yaparım. Baksana şu genlere, ben tanrı tarafından seçilmiş olanım, tabii ki diğerlerini de ben seçerim. Sonra çok zengin olurum hoop ikinci paragrafa geçerim ve arkamda bikinili pozlar, bir kaç dımtıs, iki bayık bakış bırakıp göçer giderim, bu sefer DNA'dan pek emin değilim.
Ya aslında ben yazar olmak isterim. Aklımda çok süper fikirler var, güçlü bir erkek figürü, zayıf kız, büyük bir aşk, doğa üstü bir kaç öğe, kitabımın birinin konusu bu olur. Belki kız da güçlü olur bir diğerinde ama hepsinde erkek figürüm güçlüdür. Bazen ciddileşmek isterim, ruhsal sorunlar yaşayan bir karakter üzerinden halka, topluma göndermeler yaparım, öyle iddialı cümleler kurarım ki facebookta paylaşmadan duramazsınız. Kelimeleri öyle bir şekilde bir araya getiririm ki, topluca bir anlam ifade etmiyor olsalar bile tınısına kapılıp, anlamlar yüklersiniz. Kırmızı perde derim, o perde ile kahramanın iç dünyasını tanımladığımı tartışır edebiyat dünyası, halbuki demek istediğim o perdenin sadece kırmızı olduğudur.Sembolizme tapar, ne kadar da çok severiz anlamlar yüklemeyi. Sonra aynı matematiksel formüllerle senaryolar yazarım, çıkıp twitterdan hayranlarıma selam çakarım. Yada ben uğraşmam bir yapımcı sadece seks anlattığım kitabın filmini çekmeye kalkar. Sonuçta iki kere iki hep dörttür, dünya kabul etmez ikinin ikiyle çarpılıp da beş vermesini. Büyük ihtimalle de arkamda bir intihar mektubu bırakıp da giderim.
Ben aslında ne isterim? Hiç bir şey bırakmadan gidemez miyim ardımda? Ya da bir parçam o dağın ardında, bir parçam o denizin ortasında hepsi o kadar dağınık şekilde sahipsiz, kimse bilmeden o parçaların sahibini çekip gitsem olmaz mı? Ne zengin, ne fakir, ne memur, ne sanatçı, ne evsiz, ne bohem, ne öğrenci, ne öğretmen, ne anne ne çocuk, ne politikacı, ne vatandaş.... hiç olmasam olmaz mı?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder