Dışarıda bildiğiniz bahar havası hakim bir kaç gündür, sanki aylardan nisan olmuş da kimse bana haber vermemiş, niye uyandırmadınız lan kış bitti de. Bir ben mi uyuyorum, Bobo! Gün ışığına alışkın olmayan gözlerimin şaşkınlığını betimlemeye sıfat dahi bulamadım. Kör kör dolaştım caddelerde bugün kısık gözlerle, aklına fikir gelmiş mecnun bakışıyla, ışıkta parlayan edward edasıyla. Baharın gelmesiyle sarışın bacılarım şortlarını sakladıkları yerlerden çıkarmış, gerçi hiç saklamamış bile olabilirler ama bilemedim şimdi bana neyse, tüm güzelliklerini gözler önüne sermek için yarışıyorlar. Sutun bacaklar, sarı saçlar salınıyor dört bir yanda, ama beylerimiz hala aynı çapulcu solmuş sweat ve bitli saçlarla, tamam bit olmasa bile bir canlı organizma yaşıyor o saçların içinde eminim.
Sezonda açılmış ya herkes el ele, sevgilisini kapan sokaklara atmış kendini. Ne sevgililer gününde, ne de bahar da insanların sevgilisi var diye ağızlarını burunları kıracak dereceye asla ulaşamamış hatta genelde umursamamış olan ben bu sefer çok pis etkilendim. Yanlış anlamayın "olan var olmayan var lan" şeklindeki bir kıskançlık ruh hali değildi hissettiklerim. Daha değişik bir şey, şöyle ki; içimdeki sesle tanışmıştınız onunla bu aralar biraz kırgınız, ayarını kaçırdı, kafamın içinde saçmalayıp duruyor. Bu sefer de tutturmuş "Senin bu hayattaki en büyük başarın bir koca bulmak olacak" diye. Niye taktı bilmiyorum ama alay ediyor benimle durmadan. Susmuyor, "ne uğraşıyorsun ki senin gibi birinin hayatının pik noktası evlendiği gündür, yapabileceğin başka bir şey yok" Böyle taktı anlamadım, susturamıyorum bir türlü, ama işin ilginci de hak vermiyor değilim, ne yapmayı bekliyorsam yüksek lisanslı iki çocuk annesi memur olmaktan başka- ki bu senaryodaki anne sıfatını attığınızda diğerleri değer yitirip hiç bir şey yapmamış evde kalmış memura dönüyorum-, ne olacaksam sanki, he başkan olacam, başka olacam.
Sonra giderek ergenleştiğimi fark ettim, ergenlik bulaşıcı bir şey olabilir, çevrenizdeki ergen miktarını belirli sayının altında tutmaya özen gösterin. Taarkan diye bayılan konser zavallısına dönüşmeme ramak var, murat cemcir ne?. Harbiden ne yani, adam kırk yaşında, yirmi altı yaşındayken artiz olacam diye istanbula gitmiş bir insan evladı. Gerçi bana ne isterse ingiliz arşidükü earl greyin torunu olsun, ne yani, bu mu yani? Adamı ünlü olmadan önce görsem varlığını bile farketmezdim, bu kadar mı aciz hallerdeyim, iki yüzlülüğümden utandım. Aynı şeyleri joaquin içinde geçerli, kendimi başkalarının hayallerine bu kadar saçmaca kaptırabiliyorsam akıl dediğimiz şey benim hangi noktama düşüyor? (Adamlara saygım sonsuz yalnış anlaşılmasın sanki aşağılıyormuşum gibi oldu, sadece demek istediğim oyuncu olmasalardı benim ne göreceğimdi ki tüm eleştirim kendime)
Herkesi eleştirmekte bol keseden atan ben, kendime gelince neden böyle birden değişiyorum. Hayatımın ufacık bir noktasında bile elle tutabileceğim bir şey yok. Para çok diye mühendislik okumadım mı, kesin iş bulurum çıkınca, kimi kandırıyorum? Ben istemesem, ısrar etsem, vazgeçmesem, kim beni nasıl gönderirdi o okula, hiç kimse, ben yazdım on dört tane farklı okuldaki bilgisayar mühendisliğini o forma, suçlu aranacaksa ben yaptım. Otobüste kulağında kulaklıkla müzik dinlerken ritme uyup kafasını bile sallayamayan ben, bağırarak şarkı söyleme hayallerini neremle uyduruyorum, aklımla olmadığı kesin. Korkaklığıma rağmen oynadığım kahraman rolünden utandım.
Böyle ruh halleri içerisinde artık bir süre bloga yazmamaya karar verdim. Zaten yazdıklarımı gözden geçirdim de elimin ayarı yokmuş, milletin ağzının ayarı olmaz aklına geleni söyler, bense aklıma geleni yazmışım, yazmamam gereken. İçimi deştikçe yazacağım diye iyice depresifleşiyorum, yazarken fark etmediğim garip ruh hallerine giriyorum, az önce yukarıdaki örnekte yaptığım gibi geyik yapacağım diye başlayıp sıçıp sıvayıp bırakıyorum. Blog benim için şu an zaman kaybına dönüşmeye başladı, yıllar önce yaptığım hataları yapmayacağım bu sefer, boş oyuncaklarla oyalanıp, suçu da başkalarına atmayacağım. Daha vaktim varken son bir kez daha deneyeceğim, saçmalıklardan, geyiklerden tüm dikkat dağıtan şeylerden uzakta.
Gerçi şu an yarattığım kız karakter bir kezban,ne yapmaya çalıştığını bilmeden büyük laflar etmeye çalışıyor. Cümlelerim grinin elli tonunda, ilk okul çocuğunun öğrendiği kelimeyi ilk kez bir cümle içinde kullanması gibi yalandan. Konu ise tivilayttan az hallice, benimkiler parlamıyor sadece. Yazdığım her şeyi yırtıp atmama tek engel varsa o da ben hala o erkek karakterin hikayesine inanıyorum, çünkü bende onun gibi bir hayalin peşinden koşuyorum ta ki o hayal tüm dünyamı mahvedene kadar da vazgeçmeyeceğim. Ama bu ilk, emekleyen bir çocuk gibi yürüyorum daha, ayakta zor duruyorum belki, ama ya koşmayı öğreneceğim ya da ben o ayağı kıracağım. Son bir kez daha atışımı yapıyorum, ya olacak ya da olmayacak ama bu sefer odaklanarak, tüm saçmalıklardan arınarak. İç ses bu lafımda sana, hayatımdaki tek başarım düşündüğün gibi olmayacak, ya başka şeyler başaracağım ya da başarızlığımı kabul edeceğim ama başarım o düşündüğün şey olmayacak. Son bir kez daha. Sonrasında ise ben vazgeçtikten sonra kimse istememiş ne fark eder.
İnsan garip yaratık.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder