Giddar Türkiye'de en beğenilen fantastik eserlerden biriymiş, ben daha okumadım ama böyle fantastik edebiyat üzerine araştırma yaparken karşılaştım. Uzunca bir süre de okumayı düşünmüyorum açıkçası okumam gereken, benim için gerekli, daha öncelikli başka eserler var. Yazarı Erbuğ Kaya, İthaki gibi bir yayınevi'nin kitabını bastığı ilk Türk yazarmış hatta tek bile olabilir emin değilim. Öyle olunca da, açıkçası hayatı dikkatimi çekti, nasıl yapmış, nereden başlamış, kitabını nasıl yayınlatmış diye merak ettim ve bir kaç röportajını okudum. (burada) Röportajının bir noktasında demiş ki ne mühendis ne de subay olmak istemediğim için eğitimlerimi yarıda bıraktım; parasızlık çekip ekmek mi alalım sigara mı diye düşündüğümüz zamanlar oldu demiş. Tam böyle demese de ben özet geçtim.
İşte tam o noktada benim kafa saat yönünün tersine dönmeye başladı. Ben hiç parasızlık çekmedim, gerçi ben ortaokulda tam ergenleşirken annemler çok parasızlık çekmişti acaba o noktada mı bir sorun oluştu, Furoyda sormak lazım. Su anda yan gelip yatıp kışın ortasında çilek yiyorum osura osura affedersiniz- gaz yapıyor da azıcık kendisi. Ben otobüse binmem deyip ağlamışlığım var zamanında siz de şahitsiniz, çünkü hep jeep'imin içinden geçerken otobüstekilere ağlıyordum eski zamanlarda. Öyle büyük şımartılmışım ki ben, hayatta golleri hep benim yerime başkası atsın diye beklemeye öyle alışmışım ki, o top kaleyi bir türlü bulamadıkça hayattan nefret ediyorum neden bir türlü gol olmuyor diye şikayet etme hakkını kendimde bulabiliyorum. Top orta sahada duruyor ben kalenin önünde bekliyorum, gidip almak yerine neden kimse bana gollük pas vermiyor diyebiliyorum. Hep ergen yakarışları...
Böyle derken içimdeki ergen ete kemiğe bürünüp gözlerimin önünde canlandı. Oturmuş bir elinde nutellalı ekmeği, bir elinde ipadi, bir taraftan lcd televizyonunda fiber hızdaki internetinden indirdiği dizileri izlerken, bir taraftan da utanmadan ergen ağıtları yakıyor. "Benim hayallerim neden gerçek olmuyor, benim hayallerim var, hayat çok adaletsiz..." daha neler neler..Tam olarak bu sahneyi gördüm. Lan eşşoğlueşşek, sen naptın da hayallerin gerçek olsun, ************** şeklinde o anda, o yaratığın ağzını burnunu kırmak istedim. Elimde o kadar imkan ve zaman varken hep oturup ağlamayı tercih etmişim. Gerçi anlıyorum neden öyle yaptığımı çünkü denersem aslında düşündüğüm gibi özel yeteneklerim olmadığını öğrenecektim ve bu kaldırabileceğim bir yıkım olmayacaktı. Evet itiraf ediyorum tek korkum bu, ne aç kalmak, ne işsiz kalmak, ne toplum baskısı.... Ama ya varsa... Ama yok işte, özel olan hiçbir yeteneğim yok, bunu da kendime itiraf ediyorum. Ama ya varsa...
Ömrüm boyunca "seviyorsan git konuş bence" gazıyla, "olacağı varsa olur" boş vermişliği arasında sıkışıp kalmış bir insan olarak hep hareketsiz kaldım. Ne yeterince boş verebildim, ne cesaretimi toplayıp adım atabildim. Şimdi gidip konuşacağım galiba, seviyorsam konuşmam lazım, sonrada gelip 'olacağa varsa olur abi'nin yumuşak kollarına başımı gömüp ağlayacağım. Sonra yarın hiç bir şey yapmayacağım, olacağı varsa olacak, ve 'seviyorsan git konuş bence' ağzıma yüzüme sıvamaya devam edecek gaz fazlasıyla. Bir günüm öyle bir günüm böyle yaşayıp gideceğim. Başka türlüsü mümkün değil, bir çocuk, bir ergen ve benle...
Neyse gideyim de sınavamı çalışayım, bu kadar ara yeter, evlerde kirlendi ama, karnım da aç, yemek yiyip evi temizleyip ondan sonra mı çalışsam, evet evet, yemek yiyip dizi izleyim en iyisi akşam çalışırım....
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder