Bugün için üzülerek belirtmek zorundayım ki beş yıllık plan tam bir fiyaskoyla sonuçlanmıştır. Gerçekleştirmemi istediğiniz bütün hayaller, ikinci bir çağrıya kadar ertelenmiştir. Herkes işinin gücünün başına dönsün.

5 Ekim 2013 Cumartesi

Baykuş

Az önce de, her gece yatmadan önce düşündüğüm gibi "bugün Allah için ne yaptın la Nihan" diye düşünürken konu doğal olarak bugün ne yaptım ki konusunda derinleşti ve bir konuyu fark ettim. Aman Yarabbi ben bugün, bir çocuğun bilinçaltının içine edip, gelecek hayatını mahvetmiş olabilirim. Çocuğun gerçeklikle bağlantısına darbe indirip, büyüyünce benim gibi bir ucubeye dönüşmesine zemin hazırlamış olabilirim. 

Çocuk derken Rüzgardan bahsettiğimi tahmin etmiş olmalısınız, 3,5 yaşında olan, yaşına göre gayette bilinçli olan bu çocuğu her kandırma denememde " teyze beni kandırmasana" ve benzeri şekilde çizgifilmdeki doğa üstü olayları sorduğumda "çizgifilm o akıllım, onlar gerçek değil" şeklinde (tabi ablamın çocuğu inatla gerçekle bağlamasının sonucu olarak - benim gibi olmasından korktuğundan herhalde) bilinçli cevaplar alırdım. Ama bugün farklı oldu. Anlatmıştım blogda ama siz hatırlamıyorsunuzdur, Amerika'daki baykuşumu skype ile konuştuğumuzda inatla sahiplenmişti. Ben de ona "şimdi ben yolluyorum uçarak gelecek sana" diyerekten, esra ile Amerika'dan bir baykuş yollamıştım. (Ki o zaman bile itiraz etmişti ama o oyuncak, uçamaz ki diye) Ben olayların temellerini böyle atmışken, tabi gel zaman git zaman, annem bu baykuşu saklamış (annemin ev ekonomisi tekniğine göre oyuncakların bir bölümü saklanır, unutsun ki çocuk, ileride yeni oyuncak almış gibi tekrar verelim) bugün de Rüzgarda bir şekilde bulmuş. Bende görünce aa sana Amerika'dan yolladığım Baykuş, dememle. "Teyze neden şimdi uçmuyor?" sorusuna maruz kaldım. Cevap basiti; "çünkü o sihirli ama çok uzaktan geldiği için sihri bitti" Bunun üzerine "ama artık dinlendi, uçabilir" cevabıyla baykuşu oradan oraya atmaya başladı. Her seferinde doğal olarak başarısızlıkla sonuçlanan denemeleriyle o daha da hırs yapıp, sinirlendi. "Yaaa ama neden uçmuyor, uçsanaaaaaaaaa" Annesinin oyuncak olduğunu tekrar ederek çocuğunu gerçekle bağlama çabaları da olumsuz sonuçlandı. Rüzgarın "Hayır sen yalan söylüyorsun, bu sihirli, adı var onun Bobo, yalan söylüyorsun, oyuncak değil" bağırmasına bende "evet sen yalan söylüyorsun" diye destek çıktım. Amacım neydi bilmiyorum ama ablam inatla gerçekle bağlantısını korumak isterken, ben de inatla gerçekle bağlantısını koparmaya çalışıyordum. Belki de uydurduğum masallara nadiren de olsa kanması hoşuma gidiyordu. 

Ablamın inatla ona gerçekleri söylemesi sinirime dokunuyor. Sanki masallara, gerçek üstü şeylere (bir baykuşun ona çok uzaklardan uçarak gelmesi gibi) inanırsa daha mutlu olurmuş gibi geliyor. Bu masalları onun için gerçek kılmama imkan yok, ama hala inanabiliyorken neden tüm bunlar gerçekmişcesine yaşamasın ki? Ben küçükkende aynı şekilde inatla bu sihirli dünyanın gerçek olmadığını söylemişlerdi. Realist ebeveynlere sahip olmanın sonucu işte. Ama bir taraftan da okuduğum, izlediğim her şey gerçek olduğunu iddia ediyordu. Bu iki çelişki arasında kalmasam, gerçekleri şimdi olduğumdan daha olgun şekilde kabullenirdim, eminim. Ya her şeyi gerçekliğiyle kabul ederdim, ya da bu dünyada mutlu sonların, doğa üstü olayların, hep başka ihtimallerin olabileceğine inanır, asla umudumu kaybetmezdim. Insan sadece umutla bile,  bal gibi de mutlu yaşar. Gerçeği kabullenmede de sorun yok, kabullenilmiş şeyler bünyede sıkıntı yaratmıyor. Ama bu çelişki ile gerçeği kabullenemediğim gibi, üstüne bu dünyadaki mucizelere de inanmıyorum. Artık gerçeklik kavramını tam manasıyla içselleştiremiyor, bu dünyadaki mutlu sonlara da umut bağlayamıyorum. İnanıyorum ki, o sihir denen şey var, ama benim dünyamda değil, benim dünyam gerçeklerin dünyası. Ve tam olarak bu sebeple bu dünyadan nefret ediyorum, ve çekip gitmek istiyorum, oraya sihrin olduğu yere, her neresiyse artık işte. Gidemeyeceğimi de biliyorum, iğrenç gerçekliğiyle bu hayatı yaşamam gerekiyor.

İşte tam da bu sebeplerle dünya üzerinde en değer verdiğim insana böyle bir kötülüğü nasıl yaptım anlamıyorum, gerçeklik ile yetiştirilen bir çocuğa neden inatla hayal dünyasının kapılarını aralamaya çalışıyorum ki? Tek başına olduğunda gerçeklik de iyidir, neden onu bulandırmak için, içine hayal katma çabalarım? Vazgeçmem lazım. Kesinlikle vazgeçmem lazım. 

Ama fark ettim ki kendim bir çocuk yetiştirirsem, çok kopuk, çok acayip bir insan olacak. Sırf masalla nereye kadar. Çocuklardan uzak tutulması gereken bir insanım galiba, her türlü...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder